Salı, Ocak 01, 2013

haftanın şarkısı #98 : celine dion - parler a mon pere




babasiyla pek iletişimi olmayan insanlar vardir.. pek konuşmazlar.. uzakta kaldıkları dönemde ne yapar, ne eder pek bilmezler.. ama bilirler ki başları sıkıştığında, bir sorun çıktığında baba hep vardir.. o yüzdendir ki baba'nin başına bir şey gelmesi hayatin bir evresini bitirir insanlarda.. o, odanizdan çıkıp iki laf etmediğiniz, büyüdüğünüz eve gidip beraber oturup konuşmadığınız adam'in artik olmamasi, yani bir sürü konuşma firsatiniz varken konuşmadığınız adamla konuşamamak, hayatin bambaşka bir sayfasini aralar size..

Pazartesi, Aralık 24, 2012

nesli tükenen canlılar


ben bu tantanaya, bunun için üzülme hadisesina katilamiyorum.. yani nesli tükeniyorsa tükeniyor. adam olsalardi da tükenmeselerdi.. zaten bir sekilde evrimhadisesine gonul veren insanlarin dert etmemesi gereken hadise olduğunu da düşünüyorum.. yani bana evrilirken insana evrilirken iyi bazi türler yokolurken kötü.. buna gülerler efendi.. buna harun yahya dahi güler.. akilli canlinin nesli tükenmez zaten, evrimlesir yavsaklasir kedi olur yine de neslinin devam ettirir.. dogal seleksiyon işte saskin pandalar giderken cakal kediler kaliyor.. iki kere iki dört..

aslinda demek istedigim sartlar degisiyorsa arkadasim evrim de mantikli bir zamazingoysa güclü olan hayatta kalir.. ne biliim panda misin mesela sen? daha kuvvetli besinler yiceksin.. günümüzün evreni boyle artik.. küresellesmeye, globalizme ve internete uyum saglamayan hayvanlarin yasamasi cok zor..

Cumartesi, Aralık 15, 2012

bize her sevdadan geriye kalan..

http://www.webaslan.com/img/5/2011/taraftar0.jpg
yine bir fener maçı öncesi.. yine gece yatmadan son düşünülen şey galatasaray ve uyanilinca ilk düşünülen şey o.. insanlar buna aşk diyor..gülüyorsunuz..

küçükken herkes kendini acaip zeki hisseder ya, 8 yaş gibi doktor olup kansere çare bulacağınızı düşünürsünüz, 11 yaş gibi zaman makinesini bulup bahislerden inanılmaz paralar kazanabileceğinizi, 15 yaş gibi girdiğiniz her işte müdür olacağınızı ve inanılmaz paralar kazanabileceğinizi düşünürsünüz.. ama en nihayetinde büyüdüğünüzde yapabildiğiniz tek şey aşık olmaktir.. ve onu da beceremezsiniz..

Cumartesi, Aralık 01, 2012

haftanın şarkısı: mina - il cigno dell'amore



nasıl olmuş bilmiyorum ama, 70lerin ortalarından başlayarak 80lerin sonlarına kadar aranjman furyası esmiş. inanılmaz işler çıkartılmış, melodilere harika sözler yazılmış, hatta kimi yerlerde melodiler bile daha süper hale getirilmiş.. bunu örneklerle çoğaltmak isterdim ama zamanım dar.

bu şarkı aslında ajda pekkan'in son derece oynak bir şekilde söylediği "düşünme hiç" şarkısının orjinali.. ajda pekkan'in o kendine güvenen kadın triplerinde atarlı atarlı, direkt eski manitaya konuşurken, mina sanki ağlamaktan şişmiş gözleri ve ayrildiktan sonra 5 kilo almış yanakları ile söylüyor şarkıyı :


hayır, kış taşımayacağım yüreğimde (çok şık bir tanımlama bence..)
affedeceğim
aşkın kuğusu bir iz bırakacak (kuğudan kasit ne tam bilmiyorum. heralde italyanca bir bağlama.. aşk böceği gibi)
güneş sönecek ve sonra
günlerim ay ile aydınlanacak.
talih getirecek sana, bana...
kirpiklerini kapatma
uyanık kalmak için, hayır
gözyaşlarında
her zamankinden fazla hapsolup
ilk aşkı hatırlayacaksın.
sıkıntılar çözmeyecek dizlerini
ama neşe ve şarabının ürpertisi
kimseyi üzmeyecek,
ihaneti örtmeyecek

nefes kesen kelimeler (destur bismillah.. zaten sarkinin burasinda da ses yildiz tilbe sesine dönüşüyor)
yüreğimde bir göle dönüştü
yüzmek isteyen için...

Çarşamba, Kasım 28, 2012

Bedük'ten Parti gibi Klip

Bedük yeni albümü Overload'un ilk klibini hareketli şarkısı Beatfreak için çekti. Adı gibi hareketli görüntülerden oluşan klip yayınlandığı andan itibaren büyük ilgi topladı.

Her şarkısıyla kendi alanında ilklerin öncüsü olan elektronik dans müziğinin Türkiye'deki en özgün temsilcisi Bedük, yeni albümünün ilk klibini BeatFreak isimli şarkısına çekti. Klibin yönetmenliğini çektiği parti ve gece hayatı fotoğraflarıyla ünü kulaktan kulağa yayılan Tchane Okuyan üstlendi.

Üç günde pek çok farklı mekanda çekilen klipteki görüntülerin bir kısmı Bedük'ün geçtiğimiz haftalarda İndigo'da gerçekleştirilen konserinden alındı. Konserde spontane bir şekilde izleyicilere "hadi klip çekiyoruz" diyip kendini seyircilerin arasına atan Bedük, hayranlarıyla birlikte eğlenceli görüntülere imza attı.

Beatfreak şarkısının adına yakışan video klibindeki diğer görüntüler ise Türkiye'nin en iyi dansçı ve koreograflarından Uğur Yıldıran'ın sahibi olduğu Hasköy'deki Acaip İşler Müdürlüğü'nde çekildi. Bedük, şarkı söylediği bölümlerde de lazerle özel ışık tasarımının kullanıldığı klibi için "Klip tam anlamıyla şarkıyı izleyicilere aksettirmek ve benim konserime geldiklerinde yaşayacakları eğlenceyi birebir yansıtabilmek için tasarlandı. Biz çekimlerde çok eğlendik, umarım seyredenler de eğlenirler" dedi.

Konserleri:
7 Mart Ankara Jolly Joker Ankara
9 Mart Kayseri Hilton Otel
22 Mart Konya Rixos Otel

http://www.biletix.com/etkinlik-grup/47511461/TURKIYE/tr

www.facebook.com/beduk
www.twitter.com/beduk
http://instagram.com/beduk
https://soundcloud.com/beduk

Bir bumads advertorial içeriğidir.

Pazar, Kasım 11, 2012

Çocukların Haçlısı


Sanırım yakın zamanda cnbc-e de de yayınlanacak bir dizi var. "Revolution" adında, benim pek çok sevdiğim "uygarlık'ın başına bir halt geldikten sonra neler olacak" temalı bir dizi.. dizinin hemen ilk bölümünde bir şeyler oluyor, bir ali cengiz oyunu dönüyor ve elektrik dünyadan başını alıp gidiyor.. 15 dakika içinde insanlar elektrik'in hayatlarında ne önemli bir şey olduğunu farkediyorlar.. sonrasinda aylar yıllar geçiyor, insanlık elektriksiz bir dünyada bambaşka şekillere bürünüyor..

bu vasattan güzelce dizinin son bölümünün ismi "children's crusade" yani "çocukların haçlısı" ismini taşıyordu.. şahsen tarih derslerinde sıra altından otomobil dergisi okuyan her lise öğrencisi gibi benim de haçlılar konusundaki bilgim, haçlıların küdüsü almak için anadolunun üzerinden geçmeye karar verdiklerinde o sırada oralarda bulunan kılıç arslan'ın "siktirin lan gelmeyin bir daha buraya" demesi ve haçlıların "madem öyle biz de aşağıdan gidelim, türklere bulaşılmaz" demesiyle sınırlıydı.. hele bir de çocukların haçlısı olunca daha bi ilgimi çekti.

Perşembe, Kasım 08, 2012

Prosopagnosia:yuz taniyamama hastalgi

https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjs9Jpaxr43OtVBVjYC6ulNK-7MCZI8lO8wuuj9WU5mM1XBHidSPPe92BkosqyT2zjsBnahLLS4bZefdokZu0cf4PpSPxyTFZ_0dOBRuEdlvHUNzWSYaJNI23yKlDpqCQ7vACYuOX1IzVM/s400/2.jpg

Tarihin görüp göreceği en ilginç hastalıklardan bir tanesi birazdan anlatacağım. Bunlardan müzdarip kimi insanlar, annelerinin bile yüzünü tanıyamamakta..

hadisenin bir de bilimsel aciklamasi var tabi..
simdi beyin dedigimiz sey, söğüşün icinde çok şekilli durmasa da (zira orada kaynatıyorlar) çok komplike, deli bir şey.. her zamazingo, her algı, her vergi icin ayri ayri yerleri var.. duyu merkezi denilen, ön taraftaki "duyu merkezi bölgesi"nde (eheh bunun latince ismi olmaliydi aslinda..) dahil onlarca yüzlerce kücük merkez var.. bu merkezlerden bir tanesi de bizim insanlarin yüzlerini ayirt edebilmemizi sagliyor..

Salı, Kasım 06, 2012

Antik Yunan!




(google'da "ancient greek" diye resim arattığınızda karşınıza, ikinci sayfada böyle bir resim çıkması çok garip ve gurur kırıcı tabi)

Amerikan seçimlerinden bahsetmek istiyordum açıkcası bugun. seçim, demokrasi, zencili diye internette aratırken bir şeyler, kendimi antik yunanda buldum.. nihayetinde adamlar demokrasiyi bulmuşlar.. antik yunanı okurken amerikan seçimlerinden çok uzağa gittiğimi farkedip geri de dönmedim gari..

antik yunan, artik nasil bir donemse insanlarin yaptkilari her bi bokun gelecek nesillere kaldigi bir vakit alenen.. mesela karsiliksiz asik mi oldu platon, hemen yapistir "platonik"... daha baska ornek veremedim simdi.. ama var boyle.. cok var.. yakismiyor koca insanliga, yakismiyor uygarligimiza antik yunanda saplanip kalmak.. bir adim geriye cekilip durumu analiz etmek lazim.. "azuthik" die bi kavramimiz olsun ister miydiniz? ben de platonik olsun istemiyorum..

Perşembe, Kasım 01, 2012

tarihte açlık grevi: neden ki?



sonda söyleyeceğimi başta söylemek istiyorum ki aradan çıksın.. bence açlık grevleri hangi amaçla, ne uğurda yapılırsa yapilsin, amacına, nedenine katılayım katılmayayım, bir insanın haksız olduğunu düşündüklerine karşı en onurlu şekilde "baş kaldırıyorum, varım benim farkıma" demesidir..

açlık grevleri ilk kez türkiye'de yapılmıyor tabi. neredeyse insanlık kadar eskiymiş "açlık grevi" kavramı.. tarihe şöyle bir baktığımızda, ilk açlık grevi kayıtlarının hristiyanlık öncesi irlanda'da olduğunu görüyormuşuz.. ki "burada olmuyor biz yapamıyoruz" diye gemilere atlayip, neredeyse ma ülke olarak amerika'ya gidip yeni bir ülke kuran bir ulusun geçmişinde de "gittik kraliçeye parmak attik" olmasındansa açlık grevinin olması çok makul..

Çarşamba, Ekim 31, 2012

Sandy Kasırgası : Fırtına isimleri

"istanbula kar yağmadan, türkiye'ye kış gelmez" diye harika bir laf vardir.. hah aynı lafın dünya için olanı da amerika'dır hatta amerika'yı da geçtim new york'tur.. hiç bir afet, hiç bir doğa olayı, hiç bir uzaylı istilası amerika'yi daha doğrusu new york'u vurmadan ciddiye alınmaz.. bu gün sinop'u uzaylilar işgal etse, dünyanın hiç bir yerinden ses çıkmayıp, uzaylılar bir noktadan sonra dikkat çekemedikleri için kaçarlar ama new york'a el salla allah allah gari. dünyanın tüm gazetelerinde çık.

Cuma, Ekim 19, 2012

pandora'nın kutusu

ben bugun pandora'nin kutusu kavramini ilk bulan, uyduran kisiyi ellerim kizarincaya kadar alkislamak ahirette de gidip elini opmek istiyorum arkadas.. dünyaya gelmis ,gecmis en tasakli esya, efsane kanimca pandora'nin kutusudur..

özünde bildigimiz 10 santim e 10 santim küp bir kutu. icini aciyorsun icinden tüm kotulukler cikiyor.. o güne kadar zevk-ü sefa icinde yasayan pandora muhtemelen acilmasi kati süretle yasak olan bu kutuyu acinca hayatina aksiyon u sokuyor.. buraya kadar sahane.. yani nedir? bi kutu var, ici tamamen kotulukle dolu, fakat yaninda esantiyon bir de umut var.. o işin sikkolugu konumuzla alakasi yok. muhtemelen o umut kelimesi ilk efsanede de yoktu da sonrasinda holivud filmi konseptinde "mutlu bitsin de alicisi cok olsun" dendigi icin kondu.. dedigim gibi buraya kadar sorun yok..
hadise'nin teolojik olarak incelenmesi yuregimi dagliyor benim.. bu pandora denen hatun ilk kadin.. bizim denkligimizdeki ismi "havva".. pandora annemizin kutu ile tasvir ettigi hadise bizde elma olarak irdelenmis..
havva ile adem in cennet icinde kah sakalasarak, kah seviserek ve edep yerlerindeki kocaman bir incir yapragi ile gecirdikleri günner seytan in gelip de "yasak elma hmm baldan tatli" demesi ile degisiyor bildiginiz gibi.. cennetten kovuluyorlar havva ile adem.. pandora'nin da kutuyu acmasi sembolik bir cennetten kovulma manasina gelmekte kanimca. yani cennetin o zevku sefa anlari kutuyu acinca bitiyor..
tek tanrili dinlerin zinhar reddettikleri cok tanrili dinlerle benzerlikler gostermeleri beni delicesine sasirtiyor aslinda.. bakiyorsun tufan yunanlilarda da var.. işte orada da bir amca bindirior gemiye falan.. bakiorsun meteorlarla yanan taslarla yikilan sehir roman (cingene diil) mitolojisinde de var (kapcik agizlilar)... insan bir irkiliyor tabi..
sonucta insan oglu'nun sahane rahati cok tanrili da olsa tek tanrili da olsa "yapmayin etmeyin acmayin yemeyin" konseptlerine uyulmadigi icin bozulmustur.. insan oglunun hikayesinin basladigi bir noktada "yasaklara uyalim uymayanlari uyaralim" düsturu varsa ben sicayim o yunan felsefesine.. sicayim sokratin "supheci yaklasin" yaklasimina.. nesine suphe ile yaklascam lan? yarin bi gü
"uur bir gün sigara icmemesi gereken yerde sigara icti ve dumani ile birlikte dünyaya cesitli ifritler yayildi. ve insan oglu kahroldu berbat oldu.." diye efsaneler anlatmayacaklari ne malum? ee efendim sigaradan felaket olur mu.. sigaradan insanlik kotu etkilenir mi.. arkadasim havva'nin ilk disledigi elma siradan bi elma degil miydi ? pandora'nin ilk actigi kutu gibi kutuyu günde 5 kere aciyorum ben (aslinda pandora nin kavanozu diorlar da o konu disi)... yasaklara uyucaksin arkadas.. ben onu bilir onu soylerim.. otobuste ön kapidan inmeyeceksin, insaata girmeyeceksin (yasak in yaninda bir de tehlikeli) ne bileyim işte kazi kazan kuponlarinda kazinmamasi gereken bölgeyi kazimayacaksin.. mazallah allahin gücüne gider agzimiza sicar.. yemin olsun..

Salı, Eylül 25, 2012

gönül dağımın bir garib'i öldü bugün..

     


fuar açıkhavanın ışıkları yavaş yavaş sönüyor, insanlar az önce ellerini  birbirlerine acıyana kadar vurdukları yeri terkediyordu.. yerimde oturmuş duruyor, az önceki insanların bıraktığı mendillerin, su şişelerinin arasında sahneyi toplamaya başlayanlara bakıyordum.. hayatı var eden anlar vardır ya, yaşadığın her saatten değerli olan saatler, onları yaşamıştım az önce ve gerçekliğe dönmekte zorlanıyordum.. merdivenlerin başında bir sigara yaktım, bir nefes çekip az önce sahibinden dinlediğim şarkıyı mırıldanmaya başladım

"şu garip halimden bilen işveli nazlı, gönlüm hep seni arıyor neredesin sen"

     Sezar'ın ardindan markus antonyus çıkıp romalılara "buraya çıktım ama, sezar'ı övmek değil niyetim" der ya, ben de bu blog yazısında ne neşet ertaş'ın ne süper bir insan olduğundan, ne de neler yaşadığından bahsedip onu övmek istediğimi söylemek isterim.. zaten gazetelerden okuyacaksınız bunları.. insanlar twitterda sanki neşet ertaş dinleyerek aşk acısı çekmişler, sanki neşet ertaşla rakı içip sevdiklerini evlendirmişler gibi konuşacaklar.. bozkır'ın tezenesi diyecekler tezene ne demek bilmeden.. umrumda değil kimin ne dediği.. umarim bi gün ben öldüğümde de, sağlığımda değerimi bilmeyenler arkamdan salak göz yaşları dökecek kadar iyi ve dolu dolu yaşarım bu hayatı.. umarım ben de insanların "aaa bu da mı onun eseriymiş" diyecekleri kadar üretici olurum bu hayatta.. 

    ben neşet ertaş'tan anladıklarımdan bahsetmek isterim burada, 28 senelik yaşantımın son 10 yılında sesinin olduğu adamdan anladıklarımdan.. mesela ben neşet ertaş'tan, bir şey için yoksul olmanın güzel bir şey olduğunu, açlığın her daim güzel bir şey olduğunu, ama kötü olanin yoksunluk olduğunu öğrendim.. insan muhtaç olmalıydı ona göre.. aşka, sevgiye, söze, güzel yüze.. doymamalıydı asla.. bir şeyi toklukla değil, açlıkla yaparsan güzel olacağını öğrendim ben.. türkülerin bu kadar güzel olmasının nedeniydi belki o, kendini anlatmaya olan açlık..

    ben neşet ertaş'tan hatayı kendinde bulmayı öğrendim.. bir hata varsa dünyada, bir yanlış geldiyse başa bunun en büyük nedeninin, hakki olsun veya olmasin kendinde bulmayı öğrendim.. zira öğrendim ki ben, insan kendini affedebilirdi, ama suçu başkasında bulup küslük girerse kana, affedemezdi kimseyi, yareni bile.. ve affedememek bir allah kulunun başına gelebilecek en büyük dertti..

   ben neşet ertaş'tan sevmeyi öğrendim.. öyle ayşeyi az, fatma'yi biraz ama en çok gizemi sevmeyi değil.. mutlak sevdayi sevmeyi.. aşkı sevmeyi öğrendim.. sevdayi bitirmemeyi, aşkı öldürmemeyi öğrendim.. çünkü somutlaştırmadı neşet ertaş hiç sevdayi.. leylaydi onun aşkı, kimi sevse leylanin kendisini sevgisinden seviyordu çünkü.. 

   velhasil ben biraz bensem, ben çok şey öğrendim neşet ertaştan.. elime "gönül dağında bir garip" kitabi geçtiğinde 22 yaşındaydim.. ve ben o kitapdan, ve ben o türkülerden babamdan öğrenmediklerimi öğrendim.. işte bu yüzdendir bugun iş yerinde tuvalete gidip hüngür hüngür ağlamam, o yüzdendir bugun yüreğimin bir yanının ölmesi.. nur içinde yat neşet babam.. çoçuğuma seni sevdireceğime yemin ediyorum.. belki galatasaray'li olmayacak ama senin şarkılarınla aşık olacak, senin şarkılarınla sarhoş olacak..


ha bir de, nil karaibrahimgil vardi değil mi? şu "neşet ertaş'i ben tanıttım" diyen.. allah ona da öldüğünde neşet ertaş gibi uğurlanmak nasip etsin.. allah ona da doydurmasın kimseyi bizim neşet ertaş'a doyamadığımız gibi.. 


Pazartesi, Eylül 03, 2012

yumurtalara ihtiyacımız var

"adamın biri doktoruna gider ve "doktor, kardeşim fıttırdı, kendini tavuk sanıyor." der. doktor da: "getirseydiniz ya, tedavi ederdim." der. adam da şöyle der: "evet ama doktor, yumurtaları çok işime yarıyor."
galiba ben de insan ilişkilerinde aynı şeyi hissediyorum. akıldışı, mantıksız, hatta saçma olduklarını bilseniz de sürdürmeye çalışıyorsunuz. çünkü hepimizin yumurtalara ihtiyacı var."

woody allen.

Cuma, Ağustos 24, 2012

bugun pluto'nun gezegenlikten çıkarılışının 5. yılı


tam 5 sene olmuş.. az önce farkettim.. bir şeyler bıraktım.. o sektörde, güneş sisteminde.. fotoğraflar kayıp, yörüngeler değişmiş, cüce gezegen olunmuş.. hayattayken üstelik

Perşembe, Ağustos 16, 2012

önce iyi insan olmalı..




üzülüyorsun,takma diyorlar.
kızıyorsun,değmez diyorlar.
boşveriyorsun;gamsız diyorlar.
susuyorsun,iki çift laf et diyorlar.
konuşuyorsun,muhatap olma diyorlar.
çekip gidiyorsun, mücadele et diyorlar.
alttan alıyorsun,tepene çıkardın diyorlar.
bağırıyorsun,sakin ol diyorlar.
aklı başında davranıyorsun,bu kadar uslu olunmaz diyorlar.
dikine gidiyorsun,yaşına başına yakışmaz diyorlar.

ölünce ne diyecekler?
muhtemelen; ölüm sana yakışmadı.
normal tabii,dirimizi beğenmediler ki ölümüzü beğensinler..

 -müşfik kenter-

Pazartesi, Ağustos 13, 2012

Bütün öğrendiklerinizi unutun






"Öğrettiklerimi unutun, dünya dönüyor evet ama bu dağ başında dönmemesini bilmek daha doğrudur, size hayat bilgisi dersleri verdim ama siz hayatın gerçek bilgisini kendiniz burada bu dağ başındaki köyünüzde, sonra uzak kentlerdeki askerliğinizde, mahpusluklarınızda öğreneceksiniz. Unutmayın ki kitapların yazdığı her zaman doğru değildir. Benim için doğru olan sizin için doğru değildir, benim için gerçek olan sizin için gerçek değildir, öğrettiklerimin çoğu böyleyse bağışlayın beni çünkü ben başka bir yerden geliyorum ve karların erimesiyle de gidiyorum işte... Burada yaşayacak olan sizlersiniz, sizler karın üstünde yalınayak yürüyüp ölmeyenlerdensiniz, insanlar üç aylık bebeyken bilinmeyen hastalıklardan ölmeden de yaşayabilirler, cüzzam alın yazısı değildir, hiçbir şey alın yazısı değildir

Pazar, Ağustos 05, 2012

#haftanınsarkısı 92: rachid taha - dinle beni yoldaş!



beni iyi dinle dostum
bu kızdan kurtulmalısın
duyuyorsun beni değil mi?
hatun seni hasta edecek
ve kıvranıp duracaksın


onu sevdiğini gayet iyi biliyorum
ona kalbini verdin
onu sevdiğini gayet iyi biliyorum
ona ruhunu verdin

onun verdiği sözlere aldanma artık
seni sevmeyecek
yüz yıldır böyle bu
daha önce de yüzüne güldü,
sürekli bir öyle bir böyle davranacak.

kara kaşın kara gözün için değil,
diğer insanların yanında sana sarılmış olsa da.
sen romeo-juliette olmak istiyorsun
onunsa tek düşündüğü diğer sevgilileri.

onu sevdiğini gayet iyi biliyorum
ona kalbini verdin
onu sevdiğini gayet iyi biliyorum
ona ruhunu verdin

berduşa döndün
bir küçük kız yüzünden
kendini akıllı sanıyorsun
ama kusura bakma da, aslında
salağın tekisin
bu da senin suçun sayılmaz
sayın bay keriz

iyi ama kim bu "dostum" dediğim?
tek başıma konuşuyorum
kimse yok yanımda
öyleyse, bu "dostum" ben olmalıyım
bu zavallı hıyar
işte benim karşınızda!

Salı, Temmuz 17, 2012

#masadabosbardaklar Haftanin Sarkisi: Pierces - Kissing you a Goodbye




kendi kişisel "gitmeli şarkilar" hafizamin baş köşesinde uğursuz bir şekilde "sinan peker - diyemedim" adlı şarki bulunur.. ne zaman birisi gidiyorum dese, allaha ısmarladık dese, ben içimden "gidiyorsun... bilmedigim uzaklara.. bakarken ardindan, gitme kal diyemedim" derim..

sinan peker'in o şarkisini ilk duyduğum anda bile, arabesk, dandik bulmuştum.. o zamanlar ağır metalciydik ama yine de zihne yerleşmesine engel olamamışız demek ki.. o zamanlar gerçi tüm türkçe şarkilari arabesk bulurduk.. ingilizce şarkilar ise acaip cooldu.. ingilizceydi yahu bi kere şarki.. ingilizler ne bilirdi izdirabi, kederi..

sonra ingilizce öğrenince kazin ayaginin öyle olmadigini farkettik.. bildiğin arabeskti şarkilar.. elvis presley, oranin müslümüydü resmen.. adamin kederlenmediği, aşk acisi çekip kendini alkole vurmadığı şarkı yoktu.. mesela bu enfes şarkida ne diyor

"in the early light i found you with the bottle by your side.
i can see by your eyes you know that i,
i’m kissing you goodbye"

yani türkçesi

"sabahin ilk ışıklarıyla, seni bi şarap şişesinin yanında buldum,
çekmişin yine şarabi ayyaş, gözlerinden gördüm bildiğini
sana alasmarladik öpücügü verdiğimi"

bildiğin gönül yazar şarkisi.. ama işte seviliyor ingilizce olunca.. iki güzel kizin ortasinda gay bir "üzgün kaslı" koyduğunda daha da güzel oluyor..

Adrenalin... Kaldığı Yerden: Toyota GT86


Toyota’nın 50 yıllık spor otomobil birikimini, heyecan verici tasarım özellikleri ve üstün sürüş keyfiyle birleştiren Toyota GT86 Türkiye’de!

Spor otomobilde tutkunun yeni adı olan arkadan itişli Toyota GT86, sürücüsü ile bütünleşerek gerçek, saf ve eğlenceli sürüş keyfini garanti ediyor. Dünyada sadece Toyota’da sunulan önden yatay (boxer) motor ve arkadan itiş özelliklerinin hayat bulduğu sürücü odaklı Toyota GT86, aynı zamanda dünyanın en kompakt 4 kişilik spor otomobili olarak tüm dikkatleri üzerinde topluyor. Toyota GT86, yere yakın olan ağırlık merkezi ve aerodinamik tasarımıyla heyecan ve sürüş keyfi arayanlara hitap ediyor.

Toyota GT86 ultra hafif gövdesi, kompakt 4 kişilik tasarımı, mükemmel dış tasarımı ve içeride ayrıntılara verilen önem ile sürüş keyfini en üst seviyede yaşatırken, spor otomobil zevkini de geniş kitlelerin erişimine sunuyor. Toyota’nın D-4S teknolojisiyle üretilen 2,0 lt atmosferik boxer motoru ile 200 HP güç ve 205 Nm tork sunan GT86, 6 ileri otomatik vites modellerinde 7,1 lt/100 km yakıt tüketimi ve 164 g/km CO2 salımı ile ekonomik ve çevre dostu sürüşe verdiği önemi de ortaya koyuyor. GT86’da ayrıca ABS ve devre dışı bırakılabilen VSC ile GT86’nın üstün aerodinamik özellikleri sayesinde sürücüler kişisel sürüş kabiliyetlerini ortaya çıkarma fırsatını da bulabiliyorlar. GT86’da sunulan VSC SPORT seçeneği ise dengeden ödün vermeden aracın dinamik sınırlarının keşfine imkan tanıyor.

Toyota GT86 İstanbul Park’ta yapılan lansmanla Türkiye’de satışa sunuldu. Toyota GT86’nın turuncu, kristal siyah, saten beyaz ve şimşek kırmızı olmak üzere 4 farklı renk seçeneği bulunuyor.

Toyota GT86’yı daha yakından keşfetmek için www.adrenalinkaldigiyerden.com adresini ziyaret edebilirsiniz.

Tüm yeniliklerden anında haberdar olmak için Toyota’yı Twitter’dan takip edin: https://twitter.com/Toyota_Turkiye

Bir bumads advertorial içeriğidir.

Pazar, Temmuz 15, 2012

tek tık eylemcisi #ozgurlugunesahipcik

"Merak etmeyin biz internetteniz"
internet aktivizmi, konusunda iki farklı bakis acisi bulunmaktadir dünyada.. birincisi tahrir gibi, wallstreet gibi eylemlerin örgütlenmesini sağladığı için mükemmel bir şey olarak görülmesidir.. bir eylemi örgütlemek için, bir duruşu gösterebilmek için bundan 20 sene önce el ilanlari ile oradan oraya koşanlar bunu tek tikla yapabiliyor artik.. insanlari ayaga kaldirabiliyor..

ikinci görüş ise,

Pazar, Temmuz 08, 2012

haftanın şarkısı #90 Silje Nergaard - Be Still My Heart




Silje Nergaard garip bir kadın.. cep telefonlari, laptoplar, uçaklar derken iyiden iyiye hızlanıp, anın keyfini çıkartmayı unutan insanlığa bazen mesih olarak gönderildiğini düşünüyorum.. sesinin ilk duyulduğu anda "kapatalim televizyonu, cep telefonlarını bilgisayarları, gel yanıma otur birbirimizi dinleyelim" demek istiyor insan.. zaman geçerken usulca, hiç bir şeye acelesi olmayan insanlara dönüşüyoruz silje hanımla..

sinyorita 1966 yilinda dünyaya geliyor norveçte.. böyle bir yeteneği durduramıyorlar tabi, 16 yaşında ilk albümü çıkardığında, olay nedense japonyada patlıyor. dedim ya, dünyayı yavaşlatip, keyfine varmamızı sağlarken, zamanın en hızlı aktığı yerde etki yapması anlaşılmayacak bir şey değil.. birbirinden enfes 8 albümü var.. bu be still my heart ise "en güzel" şarkılarını topladığı albümden geliyor.. ve bir edip cansever şiiri ile devam ediyor:

"gün bitti. saat kaç. bitecek mi bir gün savaşımız
hak edilmiş  hüzünlerimiz olacak mı bizim de
dönüp dönüp arkamıza baktığımız
bir dünya kalıntısı üstünde
hak edilmiş hüzünlerimiz olacak mı bizim de "

Perşembe, Temmuz 05, 2012

Sanat Perşembesi #3 : Bir Tabloya 36 Milyon Dolar Vermek



20 haziran 2012 günü, tüm dünya tarihte görülmemiş bir manyaklığa tanık oldu. "Allahım çok param var nasil harcasam bilmiyorum" şeklinde dolaşan zenginlerin derdine çare bulan Londra'daki Sotheby's galerisi yukardaki tabloyu sattı.. Tablonun ressamı "Joan Miro" ve adı da "Etoile Bleue" idi.. Joan Miro - Etoile Bleue, Cengiz Kurtoglu - Hain Geceler, ikilisi kadar tanıdık gelmeyebilir size ama anlatacağım.. neden bu tablonun bu kadar para ettiğini de anlatacağım ama önce tabloya yakından bakalım...


Çarşamba, Temmuz 04, 2012

Higgs Bozonu Nedir?

cok anlatilmis edilmis, kriz donemlerinde herkesin, "parite" uzmani "emulsiyon" kompetani olmasi gibi, atlas deneyi nedeniyle herkesin ilgi gosterdigi bir zamazingo olmus zamazingodur higgs bozonu..

bi de ben şöyle anlatayim bunu..

Pazartesi, Temmuz 02, 2012

izmir sendromu: eğlenceli geceden eve dönüldüğünde girilen depresyon

"Üzgün kaslı" fotosunu şimdi kullanmayacaksak ne zaman kullanacağız ki?

yaptigim bir arastirmaya gore (ciddi ciddi insanlarla oturdum konustum facebooktan falan dürtüp" ya bişi sorucam eglenceli bi geceden eve donunde bi mutsuzluk cokuor mu sana da" seklinde 15 kisiye sordum... sonra baktim yüzdeye vuramiyorum 5 kisiye daha sordum yuvarlak hesap oldu) insanlarin yüzde 75 i (yani 20 kisinin 15 i) eglenceli bir geceden sonra eve geldiklerinde eger hemen yatip uyumazlarsa, inanilmaz bir mutsuzlukla karsilasiyorlar..


Pazar, Temmuz 01, 2012

korku filmleri

occam'in usturasi diye bir hadise vardir.. anladigim kadariyla sadece tip ogrencilerine 101 dersinde ogretilen bir hadise bu.. biz ekonomistlere ogretmediler.. kendim ogrendim ben.. onu da tv dizilerinden (scrubstan tam olarak) filan.. "cocuklar eger bir nal sesi duyuyorsaniz, akliniza ilk gelen sey, yani bir atin geliyor olmasi dogrudur.. bu da occam'in usturasidir.. yani akla gelen ilk sey dogrudur" ... vav.. ilk ders icin süpper bir hikaye bence.
bize ne ogrettiler "insanlarin ihtiyaclari sonsuz, ama kaynaklar sinirlidir" sikeyim..
öncelikle sunu soylemeliyim ki bravo occama.. bugun ben bi ustura ile dolansam "azuş manyamis" diye dolanirlar.. adam masallah adini vermis tüm bi literature.. her hangi bir tip ogrencisini bu hikaye ile kandirabilir "selam ben occam.. evet usturali olan.." diyebilir.. bu hadiseye tavim.. yani isimlendirmenin antik yunandan yapilmasina..

Cumartesi, Haziran 30, 2012

haftanın şarkısı #89 - coral - dreaming of you



üç kere üç dokuz eder
bilirsin
birin karesi birdir
kare kökü de
bilirsin
"mutlu aşk yoktur"
bilirsin

ama baharda ya da dışarda
sonsuz göğün altında
aşkın aşkla çarpımı
nedendir bilinmez
garip bir biçimde
hep sonsuzdur

demiş turgut uyar.. bambaşka memleketlerde, bambaşka şeylerle aynı şeyleri hissettirmek ne garip.. insanlik dediğin genlerinin %99.9 u aynı olan yaratiklar.. bir keçi bizim hissettiğimiz gibi hissetmez mesela.. o yüzden lütfen anadoludaki genç kardeşlerim, keçileri rahat bırakın!

Pazar, Haziran 24, 2012

haftanın şarkısı #88 - dany brillant - dans les rues de rome



annem'in bana hamileyken bir kere sigara içmesinden mi bilmem ama, hayatimla ilgili kararlari verirken pek akil davranamiyorum..

 8 sene üniversite okumuş biri olarak, birden kalkınıp "ben yüksek yapicam" demenin, sonrasinda yine bir kış günü "ben işi gücü birakip erasmusa gideceğim demenin başka türlü makul bir açıklamasını yapamıyorum. hoş o mastera baslama hikayesini "sinema çok pahali öğrenci 5 lira daha ucuz" denilerek olduğu konusunda bir açıklamam var..

ben lord olsam

sahsen ben bu lordlar kamarasına seçilsem, lord olsam,"buyrun azuth bey istediginiz yere oturun, yeni çay demledik içer misiniz?" deseler, yapacagim ilk iş bi galeriye gidip ford mondeo almak olacaktir.. sonra da direkt king cross sanayi sitesine gidip camlara film çekip arkaya "became lord, bought ford" yazdirirdim.. keşke ben bir lord olsaydım :(

Perşembe, Haziran 21, 2012

sanat perşembesi #2 - sanat filmlerini anlamama kaygısı


sadece bende oldugunu dusundugum ama yakin zamanda toplumsal bir problem oldugunu farkettigim bir kaygi var.. sanat filmlerini anlamamaktan korkuyoruz biz.. (kendimi yalniz hissetmemek için, olayi zümreye vurdum ama bizzat ben korkuyorum)

öncelikle ak ile karayı ayırmamız gerek. nedir sanat filmi? ertem eğilmez'in bu konuda şahane bir tespiti var "sinema icat olunup, bir noktadan sonra kitleleri kendisine çeken bir şey olduğunda, seçkinler endişelendiler.. "halkla aynı şeylerden keyif alıyoruz" demeye başladılar ve bundan rahatsız oldular. daha önceleri müzik vardı, opera vardı, tiyatro vardı ama seçkinlerle, alt tabaka çok net bir şekilde birbirinden ayrılabiliyordu. ama sinema girince işin içine olay değişti. localardakilerle, alt taraftakiler yanyana geldi.. dediler o zaman biz bir şey yapalim, seçkinleri ayıralim yine.. "sanat filmi" oradan çıktı. oysa sanat filmi nedir? iyi film sanattir ki zaten?"


Çarşamba, Haziran 20, 2012

polisten korkuyorum



bugün yaşanan olay, yani istanbulda, durduk yere bir adamın ailesi önünde 5 tane polis tarafindan dövülmesi münferit denecektir.. binlerce polis içinde 5 tanesi yapmistir denecektir.. kanmayın buna.. yalandır..