hiç bir oyun yoktur ki bu oyun kadar tarihsel olarak doğru olsun.. iki başlık altında incelemek gerek:
1. hiç kimse ama hiç kimse asya'nın tek sahibi olamaz:
tamam asya harika. her şeyin ortasında ve turn başına 7 asker veriyor, ama allah aşkına kim ele geçirdi ki? özellikle rusya bölümünde kim tutunabiliyor? haritanın tam ortasinda olduğunuzdan acaip göze batiyorsunuz ve insanlar size dalmak için firsat kolluyorlar "aman kamçatkada az askeri kalmiş hemen alaskadan dalayım" demeyeniniz var mı aranızda? hal böyleyken allah aşkına napolyon ve hitler ne ariyordunuz rusya'da? ne güzel dünya'yı ele geçirebilecekken gidip asya'da yok olmak neden? gençliğinizde hiç mi gizli hedef, risk oynamadınız?
(yapma napo, gitme rusya'ya.. avusturalya'yı al!)
2. avusturalya'ya sahip olan kazanır:
kesin ve mutlak kural bu.. filipinler yık asker, üret babam üret.. turn'de sadece iki asker mi? sorun değil 20 turn sonra 40 asker.. filipinler, doğu avusturalya seninse olay bitmiştir.. ilk dünya savaşında filipinler kimin? ingiltere'nin.. çanakkalede yok olanlar falan? avusturalyalilar.. savaşı kim kazandı? avradını sevdiğimin ingilizleri.. hop gel ikinci dünya savaşına.. filipinler japonların elindeyken kim kazanıyordu ? naziler tabii ki.. peki filipinleri muttefikler geri aldiginda ne oldu? hitler bir çukurda kendisini yaktı ve japonların başına atom bombasi indi.. kahretsin bu kadar net bir şeyi niye kimse görmüyor?
gece gece arkadasla konusuyoruz. kendisi bir godoş bir geniş. anlatamam size. sevgilisi bunu aldatiyor ama bu bana mısın demiyor. verdim ayarı tabi "vay efendim senin yaptığını alman bile yapmaz ki onlar buyur karımı mutlu et diyolarmış" dedim.. ama sonra bana hoş olmayan kelimeler kullandı. ben de "tamam dostum ama boyle konusmasan iyi olur" dedim. sonra da engelledim..
ama insan düşünüyor tabi.. haklı olabilir. nasil ki kadinlarin icine su serpme cümlesi "erkek dogasi tek esli degildir" ise erkeklerin yüregine su serpme hikayesi de "tensel çekime kapıldım"dir.. "haaa duygusal bir sey degilmis, bir anlik bir tensel cekimmis oley askim seviyorum seni.." derken bulursunuz kendinizi bir anda.. aldım verdim dunyasinda, getirileri ile goturuleri ile devam etmektir aldatildigini bilerek ilişkiye devam etmek..
zira bir erkegin, bir kadinla olmasi daha cok ticari yatirim yapmak gibidir.. erkek bekler ki hikaye soyle olsun;
ilişkinin yil donumunde alinan kolye 50 ytl dogum gununde alinan ipod shuffle 100 ytl "baktikca beni hatirlarsin" diyerek alinan 37 ekran tv 350 ytl/10 ay
mutluluk.... paha bicilmez..
oysa ki aldatma hadisesi devreye girdiginde birden hesaplar yapilmaya baslar; ilişkinin yil donumunde alinan kolye... acaba boynunda miydi sevisirken? dogum gününde alinan ipod shuffle... onun msn'den gonderdigi sarkilari atmistir buna "baktikca beni hatirlasin diyerek alinan televizyon... daha taksitleri bitmedi..
yine de seviyorum lan!!!.... orospu....
bu sartlar altinda kiz gelip, ciddi bi tensel cekim oldugu iddiasinda bulunursa, bir daha olmayacagina dair binlerce soz verirse, devam ediyorsunuz.. yapacak bir sey olmuyor.. ama aldatip da, geri donen kizlarimiza şekil olsun diye soylemeliyim ki, erkek adam devamli olarak intikam yolu ariyor "bu da benim tensel cekimimdi anasini satiim" diyor bi noktada..
öyle anlar oluyor ki, insanlara acaip kızsam da bu kızgınlığımı belli etmekten çekiniyorum. çevrede "ota boka tav olan adam" olarak bilinmemek, bir "ismail amca çok sinirli bi adam ya" durumuna düşmemek için susuyorum.. ama bu süper şeylere tav olmadigim anlamina gelmiyor nihayetinde:
(vay efendim neymiş korku filmine gittim çok güldüm.. bacina gülsünler senin, validene gülsünler cok afedersin)
1. korku filmine gidip "çok güldüm" diyen adamlar
birisinin bu tarz çok güldüm dediğini bildigimde onu "herkez" yazan dallamalardan ote bir sayginliga kavusturamiyorum. hayir sevmezsin etmessin anlarim. burun kivirirsin onu da anlarim ama arkadas kahkaha atmak, gülmek nedir? insan ölüyor lan orada! insan!
zira insan piskolojisi hakkinda biraz bişiler okumus insanlar su kurali bilirler "eger kendini duruma sartlarsan o durumdaymiscasina davranirsin" mesela koluna igne batirmadan once, igneyi batiracak insan "hic acimicak" derse gercekten hic acimaz, ama ipnelik yapar da "inanilmaz derecede aciycak" derse gercekten felaket acir.. boyle bir hadise işte "korku filmine giderken "simdi cok gülcez" diyen dallama"nin bir sekilde o filme neden gittigini anlamiyorum ben.. sahsen ben hakli olarak "ulan soyle pis bir korkayim" diye gidiyorum.. korkmadigiim ürkemediim de korku filmi yok anasini satiim.. cihan ünalli seytan filminden bile ürktüm. allah biliyor..
ama işte bu gülen insanlar utanmadan sıkılmadan "allahim cok güldüüüük" diye anlatabiliyor meramlarini.. ulan marifet degil ki korku filmine gidip cok gülmek? hatta beyin cerrahi olsam "gel pazartesi acip bi bakalim belki sinirler ters baglanmistir" derim.. oyle sinirleniyorum bu hadiseyi gerceklestiren insanlara.
tamam bir insanin korku esigi "yüksek" olarabilir.. oyle ota boka korkmayabilir, ortam musait olmayabilir, film gercekten felaket bir produksiyon olabilir ama insan gülmez kardesim.. bir hadise kotu oldugu icin "ay sinirlerim bozuldu ondan gülüyorum" dan ote gülünmez benim bildigim.. o sinir bozulmasi, noron atmasi ise anlatilacak "oyle dandikti ki güldük" diyecek, insanlara hava atilacak bir sey degildir benim nazarimda ve benim geldigim yerlerde..
yani mesela bana thriller klibi feci komik gelir.. zira müzik ile harmanlanmis zombilerin dans etmesi feci eglenceli bir zamazingodur.. ama orada insanlar ölürken, kan akarken, "bilader adam öldürüyoruz ciddi bi iş yapiyoruz sonucta" derken gülünmesini ben akil sinirlarina sokamiyorum.. ha freddy'nin yaptigi esprilere hepimiz güldük o apayri bi mevzuat..
(star wars serilerinden sonra kazadndigi 3 kurus parayi italyan yemekleri yapan bi restoran acmaya harcayan chewbacca bilin bakalim neden battı??)
2. yemeğinden kıl çıkmasını haddinden fazla dert edenler
Aslında makul karşılamak gerek bu insanları. sonuçta insan kılı dediğin şey tifus dahil on binlerce virusu üzerinde taşıyabilecek kapasiteye sahip, insan hayati boyunca temizlenmeyen bir şey.. yalan söyledim!!
bu durumu cok dert edenlerin "ay yemegimden kil cikti, katiyyen yiyemem ben bunu" kivaminda, kaynanalardaki tijen hanim ekolunden gelen bireylerin evlerinde yemeklerin nasil piştiğini merak ediyorum ben.. anneleri eldiven ile mi dograr bunlarin yemeklerini, bone mi takar pişirirken bilemiyorum.. zira benim annem gayet yemeklerin içine sac kaktirabilen bir anneydi.. bu şartlar içinde büyüyüp de, yemekteki kildan zehirlenip ölmedigim icin dert etmiyorum sahsen ben tek tük çıkan killari..
olur yahu, kimse manyakligindan "hadi pilavin içine de biraz kil katayim tat olsun" demek için kil atmiyor ki.. olur dertlenmeye, artistlige bence zerre gerek yok..
(hiç bir masraftan kacinmayarak popomun ne kadar temiz oldugunu gostermek icin fotosunu cektirdim, foto taylana hem de)
3. popolarına 17. yüzyildan kalma bir antikaymiscasina değer verip kirlenmemesi için her şeyi yapanlar
Bu insanları da anlamak için zerre çaba sarfetmiyorum. Bir yere gidersin, çimlerde oturmak, ne bileyim duvara oturmak falan gerekir, ulan en nihayetinde sri lankada tatildesindir ve altinda mayodan başka bir zamazingo yoktur, gidip iskeleye oturcaksindir ama bu arkadasimiz gidip altina havlu koyar.. "ya simdi pistir buralar" gibi de bir argumani vardir..
yok aslinda sri lanka olmasa bile galatasarayda ya da ne bileyim kuğulu parkta ya da alsancakta insanin başına boyle gerzeklikle titiz insanlar gelebilir.. benim beyin hücrelerim bu kadar popo temizliğine öneme ayarlı değil arkadaş. popom kurumdan, çimento tozundan gecilmiyor da degil. gayet siradan, yer yer temiz, sert ufacik bi popom var (ahaha) çimlere de otururum, taşa da, tribunde koltuklara da.. en nihayetinde yıkanacak bir kot için o kadar titiz olmanin gereginin olmadigini düsünüyorum ben. hele ki sonrasinda birleşmiş milletler barış konferansina katilip insanlar savasmasin diye kucak dansi yapmayacaksanız..
gecenin bi köründe uyumaya calisirken birden kulaginizda calmaya basladiginda ölümcüldür acikcasi. sezen aksu'nun baska hic bir sarkicida olmayan insanlari sarkilara hapsedebilme ozelliginin en iyi örneklerinden biri bu sarkidadir..
yani soyle diyeyim, mesela ki bir arkadasiniz ile beraber büyüdünüz, beraber top oynadiniz, ilk kez birlikte tras oldunuz, sonra bir gün kus adasindayken size gelip birisinden cok hoslandigindan bahsettiginde, arkada calan sarki sezen aksuysa, o arkadasiniz sizden uzaklastiginda sezen aksu'nun o sarkisi ile sonsuza kadar onu hatirlayacaksinizdir.. üstelik o göt herifle bissuru metal konserine gitmis, bissuru sarki soylemis olsaniz dahi.. sezen aksu artik kasedi cikarmadan once hocaya okutuyor mu ne yapiyor bilmiyorum arkadas.. garip bir sekilde icine ani hapsediyor sarkilarin.. ha tabi boyle bir hadiseyi uydurdum.. sukur en yakin arkadasimi sezen aksu sarkisi ile hatirlayacak kadar ipnelesmedim daha..
sahsim ve bu sarki adina konusursam 3 tane animi bu sarkiya kitledim. ömrümün sonuna kadar bahtiyar olacagim.. sözleri de apayri güzel olan bu sarkimizin derdi "senden ayrildik ama simdi bir boslukta oldugum icin seni tekrardan istiyorum. bu demek degil ki seninle esgüdümlü olarak daha onceden sevdigim diger insanlari da aramiyorum. artik hanginizden feedbak alirsam ona yanicam, ona agliycamdir" tamamen.. aklim baska, duygularim baska yerde lafi da tamamen benim degindigim noktaya, isabet ettiren bir sozdur.. bir de farkettiyseniz tam isim vermiyor sarkida "senden daha aci hasret bulunmaz" gibi "ister gunes ol yak beni" gibi zamirlerle giriyor, gizli oznelerle giriyor.. oysa mesela "ugurdan daha aci hasret bulunmaz" diyeydi benden feedback alamadiginda yek kalir mutsuz olurdu.. ama simdi boyle sahane.. biri olmazsa ötekisi.. bravo minik serce.. bravo!!
2. vazgeçtim
bu sarkiyi asiri samimiyetsiz buluyorum arkadas ben.. zira insan vazgectigi zaman cekip gider.. bunu bagir bagir soylemez.. ustune sarki yazmaz "sessizca kimsesizce gonderdim" demez.. vazgecersen ses soluk cikarmassin.. alenen bence "vazgectim ama gel vazgecmemden beni ali koy" demekte sezen aksu.. yüregimizi de daglior gerci ama dediim gibi samimiyetsiz...
yani benden de vazgecenler oldu, ben de vazgectim mevzuhata yabanci degiliz hele ki 18 yasinda toy da degiliz bilioruz hadiseyi.. dediim gibi bizim vazgecislerimiz boyle davul zurna ile, turk pop tarihinin en güzel arabesk pop sarkisiyla olmadi.. kapiyi bile carpmadan vazgecersin.. terketmenin otesindedir her sey.. (entry ye baslarken sarki yeni basliordu.. sonlara dogru koydu birden sarki.. siyanur gibi yahu sarki.. hakkinda olumsuz bile konusamior insan dinnerken)
3. sen aglama
aklima, nasil sikko bir imajla yerlestiyse, sarkinin ilk notasini duyar duymaz tarik tarcan geliyor, kusadasi gelior.. tarik tarcan in 90larin basinda donemin güzel kadinlari ile yaptigi romantik filmlerin arkasina bu sarkiyi koyup sikmissiniz atmissiniz güzelim sarkiyi canlar..
kiz tarik i terketmistir.. tarik kadinlar plaji muhitinde günesle kameranin onunde serseri gibi dolanarak siluetini sergiler.. mutlu olduklari günler aklina gelir, hatta bizim de aklimiza gelsin diye goruntuye dahil edilir, tarik yürür yürür.. durur bi günese bakar.. yerden bi tas alir atar denize.. "sen aglama, aglama goz bebegim dayanamam" der o an sezen aksu..
envai cesit sezen aksu sarkisina baska baska sevdalar yetistirebilmis bir insan olan ben, bu sarkida, en cok birisini hatirlamam gereken sarkida tarik tarcan i hatirliorum.. ilenc olsun bu parcasini o tarz filmlere veren sezen aksuya..
4. beni unutma
"bir gun daha yasandi ve bitti" der sezen aksu sizinle beraber.. hani insanlar keske turkiyede dogmasaydi derler ya..hani keske amerikada yasasaydim die green cardlar alirlar..
sadece bu sarki icin sadece bu sarkinin tek hecesi icin ii ki turkiyede dogmusum diyebilir insan..tarihin en guzel sarkilarindandir..sezen aksuyu minik serceden devasal bi ilaheye ceviren sarki..hepimiz kendi payimizdan bi hatira secelim hadi..
5. tutuklu
solo molo beklemez sezen "ne senden oncesi ne senden sonrasi" diye girer sarkiya.. sarkidan once ki gunu sarkidan sonra ki gune eş tutmayacak bi şekilde..
"sakladım gözlerimi sustum hep sözlerimi yandım yar "
der sezen. (dombili kizlar gibi sezen diyorum degil mi devamli?).yaptigi seyin annamsiz oldugunu tutuklu kalmanin sacmaligini bilerek.. ama başka yol yok gibidir.. yaşamdan sikilanin ölümden başka kaçiş yolu olmayacagi gibi...
annemi şu gün itibari ile , tasolarımı attığından dolayı affediyorum.. hala kızgın, hala kırgındım ama sanırım 10 senenin üzerinden bu kirginligi, bu küskünlüğü sürdürmenin manasi yok.. ama şimdi fotosunu görünce alenen kokusu geldi burnuma.. o parmaklarinin arasindaki pürüzsüz yüzeyi geldi aklıma.. ama sen kadın niye atiyorsun benim tasolarimi? yetişkin bir kadınsın sen! annesin! yakisiyor mu sana tasolarımı atmak??
yine kızdım anasını satiim.. hayır marslıyı atmasaydin bari. ben seviyordum o marslı arkadaşın fotosunun olduğu tasoyu..
itiraf edin bir garip oldunuz dimi şimdi tasoları görünce.. bi böyle nostalji çukuruna seyrettiniz..
"twilight" adında yeni bir vampirli film çekilmiş. eh dandik de olmuş. film hakkinda konuşmak vakit kaybi hatta..
ama yahu anlamadığım bir nokta var.. dünyanin nufusunun beste biri müslüman, ve balkanlarin ücte biri müslüman iken hic bir drakula eserinde "hah aksam ezani da okundu hadi cikam yavastan sokaga" şeklinde bir replik veyahut kontrasi "aman tanrim, sabah ezani okunuyor hemen eve donmeliyim" seklinde bir replik edilmemistir.. boyle sahane bir gündüzü ve geceyi belirleyen hadisen var senin niye kullanmiyorsun ey holivud? her hangi bir dracula filminin azuth s cut versiyonu muhtemelen soyle olur..
louis(brad pitt): neredeyiz? lestat (tom cruise): nerede oldugumuzu dusunuyorsun aptal? bir mezarliktayiz.. yeni mezara girmiş cesetler etrafimizda.. kokularini alabiliyor musun? louis: lanetliyiz biz! cehenneme aitiz *allahu ekber allahuuuu ekber... eşşedüenlaaa ilaaheee ilalllaaaaaa* lestat: lan ezan okunuyor be.. felsefik felsefik konusup piç ettin ha geceyi.. iki kan emicez bişi yapicaz *hayyallelfelaaaaaaa* lestat: kalk kalk.. agzina sictiimin amatoru.. kalk.. gidem yatam yarin kalkam.. kalk! *essalaaa tu hayrin min el neeev!*
bakin ne kadar bizden, ne kadar samimi bir vampir şeysi oldu.. su içmeye kalkanlar vampir felan gorur gibi sanki.
amerikan sporları içerisinde en iyisi ve kanaatimce sporlar içerisinde en iyi ikinci spor.. sporlar "en iyisi" diye siralanirsa nihayetinde futbol'u kimse geçemez zira.. beyzbol'un şu şekil bir güzelliği var ki hadisenin ne zaman olacagini ne zaman hareketlenecegini biliyorsunuz.. öyle amerikan futbolunda ya da futboldaki gibi bir "şimdi olacak, simdi oldu" deme durumu yok.. hatta amerikan futbolundaki "anam heyecan oluyor" dediginiz andan 2 saniye sonra heyecanin bitmesi gibi de bir hadise yok.. işte top atıcı topu atacak, topa vuran adam elindeki haydar ile topa vuracak, pat diye ses gelecek, top ileri gidecek, tutucu topu direk tutarsa, sopali cocuk oyundan ihrac edilecek, yok top saha disina atilirsa veyahut topu tutan denyo çıkıp, top yere düsmeden mudahale edemezse, sopali cocuk kosmaya baslayacak.. hikaye bu kadar basit.. alenen bir satranç oyunu.. kimin ne zaman şahı yiyeceği belli.. ama hikaye yenilecek şah'in kimin şah'ı olacağı..
"ulen adam topu atiyor, vurursa vuruyor karsisindaki vuramazsa da vuramiyor işte büyütmenin alemi ne" diyenler vardir muhtemelen. öyle degil işte.. beyzbol'un güzelligi olayin neredeyse tamamen aticida olmasi.. yani simdi ben cikarim o sahaya, haspel kader topa vururum, kollarim da kasli masli alirim topu atarim avuta.. hop kolbasti oynaya oynaya kosarim alirim sayimi.. gercekten yapabilirim bunu.. işte bunu yaptirmamak tamamen aticinin elinde..
öyle taktikler vardir ki "vursun ama dandik vursun" der mesela atici.. zira dandik vurdurmak da hikayedir.. ya vurdurmayacaksin, ya da dandik vuracaksin.. baktin karsinda atani vuran bir adam var, oyunun sonuna da gelmissin, attigin kolun bir şekilde "abi bu kadar benden" demiş hop o zaman diğer kolunla atabilirsin.. sergen misali bir solak olabilirsin, sagini hic kullanmiyor olabilirsin ama bu da bir taktik.. ama tabi iki noktaya dikkat etmek gerek.. birincisi aticinin vurma alani icindeki bolume topu atabilmek, ikincisi.... aslinda bir tane dikkat edilmesi gereken sey varmis.. işte o arkadaki hakemin gorevi tamamen bu.. aticinin vurabilecegi alani belirliyor.. bakiyor arkadan "vurabilirdin kocum vurmadin topa" diyor.. bilmem anlatabiliyor muyum.. aleni olarak bir ölçüt olmadigindan da en cok hakem munakasasinin yasandigi sporlardan birisi bu.. futbolla eş koşarsak kalenin direkleri olmamasi gibi bir durum.. direkler olmasaydi "adamin gol dedi" den öteye ilerleyemezdik sanirim.
bize garip gelen diğer bir durum da şu: bu takimlar birbirleri ile senede 14-16 kere karşılaşıyorlar.. ve bu karşılaşmalar turneler şeklinde oluyor.. bu şu demek, mesela galatasaray giants takimi sivas redsox ile maç yapmak için sivas a gidiyor.. ve 1 şubat 9 şubat arasinda ardarda 8 gün 8 kere karşılaşıyorlar.. zurnanin zirt dedigi yer de burasi.. bu karsilasmalardaki yorgunlugu kaldirabilmek icin takimlar klupte en az 6 tane iyi atıcı tutuyorlar.. zira beyzbol oyununda en cok yorulan insanlar topu atan insanlar "al bu da gotune girsin" seklinde topu atarken kollari cikiyor.. felaket acilar icerisinde kaliyorlar.. bir aticinin bir maci cikartip, bir sonraki maca hazirlanmasi icin en azindan 3 gün dinlenmesi gerekiyor. ve tabi bu yorgunluk artarak giden bir yorgunluk.. sezon basinda 3 gün dinlenirsin sonrasinda oyuna donersin ama sezon sonunda 6 gün dinlenirsin yine kumandaya uzanamazsin, o şekil..
işte durum böyleyken bu aticilar bazen ahlak disi yontemlere sirf takimlarini sevdiklerinden, sirf oyunu sevdiklerinden bas vurabiliyorlar.. sanırım sporlar arasinda en çok efsanesi ahlaksiz işlere bulaşmış oyun beyzboldur. zira başka çareleri yok. en son olarak new york yankees'in efsanevi atıcısı alex rodriguez nami diger a rod (12 kere all star, 3 kere sezonun en degerli oyuncusu, 2 kere altin eldiven (futboldaki altin ayakkabi gibi bir sey)) 2001 ile 2003 arasinda steroid yani doping kullandıgını aciklamis.. böyle bir efsanenin bu şekil bir aciklama yapmasi sanirim bizim için şuna karşılık geliyor "metin oktay aslinda fenerbahceliydi, ve her sezon başı fenerbahceye gider "beni alin" derdi" alenen bir felaket.. "üzerimde çok baski vardi ve takimimin bana ihtiyaci vardi. yaptim yani bunu şimdi itiraf ediyorum.. yaptim".. sanırım amerikan beyzbol filmlerinde, field of dreams gibi filmlerde esas hikayenin "pişmanlik temasi" üzerine kurulmasının nedeni de bu. dedigim gibi beyzbolda hile hurda bireysel kazanim, hirs için yapilmiyor.. takim kazansin, taraftarlar sevinsin diye yapiliyor. ve aslinda o adam performansini arttirmak istemiyor, o adam acisini dindirmek, oyununu oynamak istiyor.. ama işte nihayetinde yuz kızartici bir durum.. tüm sayginligini yitirdin a rod şimdi.. nolcak? hall of fame'den bile çıkarmışlar adami.. yolda gören suratina tükürüyormuş.. evine işemişler geçen gün. o derece..
üstteki göz karamel arkadaşın gözü.. yani sanırım onun gözü bilmiyorum.. onun olmaya bilir konuyu getireceğim yer onun gözü olmadığından çok dertli değilim..
çok özeniyorum ben bu göz olayına.. yıllar yılı tüm beni seven insanların vucudumun geri kalanını tırt bulması neticesinde direk göze odaklanıldı çünkü.. "gözlerin çok güzel" dendi edildi. ben de madem bir gözlerim var, onun üzerine gideyim istedim yıllar yılı.. gittim de.. buyrun aşağıda..
insan üzülüyor yahu.. ben de isterdim internet sitelerinde gözümün fotosu olsun.. "vaay" desinler, sauron veyahur robert deniro misali "gözüm sizin üzerinizde arkadaşım!" mesaji vereyim.. ama olmuyor.. ne kadar istesem de olmuyor. yapacak bir şey yok.. lanet olsun dostum.. oh bebek..
bu arada hazır fotograflardan bahsetmisken, sabahin köründe şundan da bahsedeyim.. eskiden sadece ölülerin fotograflari çekilirmiş.. avrupada, amerika'da insan, sanki ölü dostlarımız ölmemiş de bizimle neşe içinde canlı oturuyorlarmış gibi onlarla birlikte foto çektirirlermiş.. zira fotograf hem hayatta bir tane cekilecek kadar cok pahaliymis, hem de fotografin olmasi icin onune gecip 5 dakika hareketsiz durmak gerekiyormus.. hepimiz hem fikirizdir ki ölülerin senden benden iyi yaptiklari bir şey varsa oda hareketsiz durmak..
ama tabi bereket bu gelenekten vazgecilmis.. fotograf cekmek, ölüm gibi özel günleri beklemeyi gerektirecek kadar ucuzlayinca vazgecmisler sanirim.. ya da birisi cikip "ne yapioruz mina koyiim biz ya?" demis olabilir.. bilemiorum..
misal bu fotoda, annesi ve babası nefes alıp verirken kız nefesini sonsuza kadar tutmaya karar vermiş.. daha ayrıntılı bilgiyi şuradan edinebilirsiniz..
amerikada ne zaman bir tasra filmi cekilse, orada bir cinayet olsa bu serif hadiseye damlar.. gobeklidir, bazen biyiklidir, yaninda "deputy" dedigimiz yamagi vardir (i shot the sherriff but i didn't shoot no deputy oh bebegim... ) dialoglar kafadan su sekilde gelisir
yamak: kiz ölmüs serif.. bunu kahrolasica john yapmis olmali.. simdi ne yapacagiz serif? serif: john un yaptigi dogru... dogru olmasina dogru da.. bunu ispatlayamiyoruz ki.. ne diyecegiz "az once birisi burada bir kadini süt sisesiyle öldürdü" gülerler bize frank.. gülerler... yamak: haklisin serif.. serif: ama elime gecicek. o cehennem olasica john yanlis bir adimi bir gün elbette atacak..
bir nevi doktor watson ile sherlock holmes varyasyonu aslinda.. ama tabi sherlock baba olsa daha kral cozerdi hadiseyi dr watson: bayan samantha kilgore ölmüs bay holmes. bunu bay john wheeltengton yapmis olmali.. simdi ne yapmayi planliyorsunuz efendim? holmes: bay wheeltengton un yaptigi konusundaki on gorune katilmamak elde degil watson. ama ancak bir öngoru. ama süt sisesi üzerindeki, siyah kalin teli gorseydin eger, bu varsayimin kanitlanirdi. biyikli bir insanin bu siseden süt ictigi aşıkar.. bayan kilgore'un biyigi olmadigina gore bay wheeltengton buradaymis.. dr watson: vay anasini satiim arkadas..
yeterli egitimi almiyor bu serifler.. amerikan polis sistemi ozellikle tasrada cok yannislar icinde..
bu rolü de en iyi "tommy lee jones" oynar bu arada.. şimdi yiğidi öldürelim, hakkını yemeyelim.
bu depresyon kuaforu, erkeklerde olmamasina (hos erkekler kuafore gitmez.. delikanli adam berber'e gider) ragmen gozlemledigim kadar kadinlara mahsus bir kuafor cesididir..hop ben dedim oldu.. hatta sermayeyi tutturursam direk bu adla bir kuafor acabilirim..
öncelikle kesinlikle kadina önemli oldugunu hissettirmeli, tek musteri oymus gibi davranmalisiniz.. ama tek musteri o olmamali.. kadinlar bu konuda biraz sakatlar.. sunu isterler ama onu pek de istemezler mesela.. o yüzden kalabalik bir dükkanda oncelikli musteri olmasini saglamalisiniz.. ama arada bir dakika deyip uzaklasmalisiniz ki kendisini baskalarinin hakkini caliyormus gibi hissetmesin..
hep destek tam destek politikasi geregince "saclari nasil kesersem keseyim cok güzel olacaklar" diye gazlamalisiniz.. "aman tanrim bunu yanlis yaptim ama kismete bak ne kadar güzel durdu" demek mükemmel olacaktir.. kadina talihsizlikler icinde güzelligi yakalama fikri vermis olursunuz..
sonrasinda ciddi bir ücret almali.. zira kadin oyle ucuz seylere gelemez.. hele depresyondayken hic.. bu arada saci keserken arada erkekler ve hayat hakkinda agza alinmayacak seyler soyleyebilirsiniz..
erkekler icin ise depresyonla bas etmenin en güzel yolu erkek arkadaslarla disari cikip kari kiz muhabbetine girmek.. o kadar sığız..
Bir ara masallar hakkında upuzun bir şey yazmak istiyorum ama şimdilik bu arkadaş hakkında yazayim.. Hans Christian Andersen sanirim danimarka gizli servisinin tum dunya cocuklarinin ruh sagligi ile oynayarak,gelecek nesillerin manyak olmasini saglamak icin egittigi yazar.. kardesim bu hikayeler nasil depresiftir boyle..okusun cocuk sonra o cocuktan hayir bekle..buyuyunce kibrit tutamayan,somineye yaklasamayan,hep kugu olcaklari gunu bekleyen,karda disari cikamayan,bir gun olsun boylarinin aniden uzayacagini bekleyen hasta ruhlu insanlar yetistirmistir andersen..
belki de yayincinin sucudur..buyukler icin roman yazan andersen bi karisiklik sonucu cocuklar icin yazio zannedilmistir..yok olamaz bu sacmaladim..
sonucta basarili olamamistir andersen..cocuklar arasinda depresif havasi tutulmamis pokemon veya avatar veya sihirli annem e yenilmistir.. danimarkada bu planinin basarisini sadece 1992 avrupa kupasinda kupayi kaldirarak gormustur.. yoksa tarih icinde pek bi basarili olamamislardir.. zaten soğuk milletten evliya, anca sarışın ise ve kadın ise sok avluya demisler.. (şimdi uydurdum.. o kadar başarılı bir "ata" olamayacağım sanırım)
(1642 yılından bir resim. sanılanın aksine fotograf makinasi 1612 yilinda bir osmanlı olan "foto çelebi" tarafından bulunmuş, ama sonrasinda haramdir deyu yasaklanmıştır)
ecnebiler savasta taktikleri belirlemek icin bayraklari sancaklari kullanirlar iken osmanlinin orduya emir verme sekansi mehter marslari ile olmustur.. yani ecnebi cikiyor mesela yesil bayragi salliyor o sirada bayragi goren atlilar sol kanattan saldiriyor diyelim. ayni hadise türklerde padisahin veyahut alaybeyin "hucum marsi calina" demesi ile gerceklesiyordu..
her marsin belli bir taktiksel anlami vardi ve ordu sefer yolunda marslar hakkinda brifing e tutuluyordu "estergon calinirsa sunu yapacaksiniz, fetih calinirsa bunu yapacaksiniz, geçen savasta ey şanlı gaziler çaldık birbirinizi tokatladınız, olmuyor!" diye brifing ile gazi alan yeniceriler (ki savas yenicerilere kadar kaldiysa zaten cok kuvvetli bir savastir.. cünkü osmanli ordusu yenicerilerden evvel 3-4 tane farkli bölük ü savasa sürerek rakibin direncini kirar.. bu bölüklerin basinda da anadolunun degisik yerlerinden toplanan "deliler" yani akil hastalari gelmektedir) savasta üstün basarilar gostermistirler.. (ben diyeyim 100 başarı, siz diyin 1500 başarı)
(mehteran, savaşın sıkıcı geçtiği dakikalarda "meksika dalgası" yaparak kendini eğlendirirdi)
aslında mehter marsi diye su günlerde dinledigimiz marslarin cogu 1914 yilinda ismarlama olarak vahdettin in damadi ismail hakki bey e yazdirilan marslardir.. ikinci mahmut'un bir sabah uyanip da "yeter artik cok oluyor bu yeniçerileri deyyuslar" diyerek ocagi kapamasiyla yeniceri ocagi bildiginiz gibi kaldirilmisti.. ama fantastik fikirlerinden sual olunmayacak enver pasa "yahu yenicerileri kaldirdik hala yeniliyoruz bari mehteran i geri getirelim bu yeni bando cok sikko" demesiyle 1914 te mehteran bölügü yeniden kürülüyor..
fakat mehteranbasi olan insanlarin mefta olmasi yüzünden cogu eserin notalarina ulasilamiyor. hoş nota diye adlandirdigimiz zamazingolar "ebcet" ile yazilmis seyler. batili bir nota yok yani.. 3-5 sarki ile metallica bile konsere cikamazken mehtaran in savasa hic gidemeyecegi düsünülüyor hop o sirada donemin "sezen aksu" su kivaminda ismail hakki bey e basvuruluyor.. bir kac yüz resat altini karsiliginda ceddin deden gibi artar cihatla sanimiz gibi besteler yapiliyor..
yani mehteran marsinda "müslüman","türk" gibi unsular duydugunuzda tak "ismail hakki" diyeceksiniz arkadas.. zira osmanli ordusunun motivasyon araci ne din ne türklük.. kaldi ki mehteran bölügünün öncül amaclarindan birisi askeri motive etmek de digil askeri komuta etmek. yine de motive edilecekse genc osman gibi kahramanlik destanlari, ey gaziler gibi sehitligi yüceltecek sarkilar soyleniyor.. hayir ille ki askerin motive olmasi icin bişiler zamaninda soylenmisse eminim ki icinde "balkan kizlari","cilcil altinlar","kostantineye'de şan şöhret","ordu'da rütbe","goguste madalya" gibi kelimeler ile motive etmislerdir.. yemisim türklügü yemisim muslumanligi.. yeniceri dediginin cogu gayri müslim kokenli, neredeyse hepisi türk degil zaten..
bütün bunlarla beraber toplu halde mehter marslarinin sag partilerin ozellikle mhp gibi fasist egilimler güden partilerin tekelinde olmasi beni tav etmektedir.. yani bu kadar mükemmel eserlerin, dedigim gibi eye of the tiger misali spor salonlarinda gaz vermesi acisindan ne bileyim milli maclardan evvel stadyumlarda calinmasinin en büyük engeli bu fasist sahiplenmedir kanimca..
yani allaskina bugun türkiye milli takimi ic sahada maca ciksa, maca cikmadan evvel stad hoporlorlerinden "kuranda zafer vaadediyor hazreti yezdan" dese, takim bir gol geriye düsse verseler gene stad hoporlorlerinden hucum marsini ahanda suraya yaziyorum alinacak feedback in haddi hesabi yoktur.. ecdadimiz bu gazla viyana kapilarina dayanmis, sikko bir sekilde ekonomisini isgale dayandirabilmistir..
oysa simdi durum nasil mhp genel kurulu veriliyor oradan mehter marsi. yazik.. nereden baksan 400 senelik sahane bir gaz kültürü bosa gidiyor..
mehteran bölügünün geneli bu sekil.. bir de mehter marşı diye bir hadise var "kuran'da zaferden bahsediyor, hazreti yezdan" gibi sahane bir gaz cümlenin içinde yer aldigi bir hadise.. bu marsin makami "acem asiran" olmakla beraber usulu nim sofyan dir.. allah bile bu usul askeri costurmaya birebirdir.. yillar sonra ayni usul rocky adli ecnebi dovuscuyu de gaza getirmek icin kullanilacak eye of the tiger yani "kaplan'in gozu" adli eserde de kullanilacaktir.. sahsen ben su yasima geldim spor yaparken eye of the tiger in arkasina eklestiriyorum.. o an basiorum gaza, o an celalleniyorum.. kilolarim eriyor mükemmel bir vucud sahibi oluyorum
her neyse bu sahane marsin bestekari ismail hakki beydir hadisedeki paul mccartney yani güfterkar ise ahmet muhtar pasadir.. ahmet muhtar pasa'nin güftesini "ismail hakki bey "in yazmis oldugu üzerine yemin etmesi karsiliginda 25 frenk altini vaad olundugu fakat ismail hakki beyin tovbe zinhar bu küfür rüsveti kabul etmedigi dedikodu olunur.. allah günah yazmasin biz de gercekligine pek dem vurmayalim..
http://youtube.com/watch?v=fkutdamt9ym
videonun 4 bucuguncu dakikasindan itibaren dinlenebilir bu sanli eser..
bu arkadas esasinda izmirli oldugundan, konusmalarini da izmir agzi ile yapmaktadir. yani mesela o koskoca ilyada, tanrilar, aşil apollo falan hep izmir agzi ile anlatilmistir.. sanirsam ki ilk yazilan versiyonu şu sekildeydi ilyada'nin
"arkedeş, bi herifçi oğlu varmiş adi da paris miymis neymis.. bi gün bu yunana gidivermiş. ne goruversin orada, aboo.. helen midir nedir bi peri gizi.. bakmis bu giza bayilmis bu. sonra napiveğcek, dutmuş gizi elinden gacirmis edremit mi çanakkalemi biliveremiyom gari şinci. ama gaz daginin oraciklara bi yere gacirivermiş.. agamemnon va bizim burali. onun garisiymis bu. agamemnon tabi tav olmuş duruma, gitmiş abisine annatmis derdini.
sonracima bunnağ gidivermişler trovaya.. trova gocuman yer ki yerden goge gadan duvarlari var arkedeş.. hektoruynan parisiynen gocuman bi şehir.. tarlasında beregetli doprak, evlerinde yakisiklilari, boy boy yavrilari..
işte basivermişler boyle trovayai bu yunan domizlari.. irabbim zeus felan da hep izleyivemiş gaz dagindan.. amanin bi cenk olmuş.. zartlak thetis'in pis enigi aşil teee ne vakittir gapisan ordular yenişemeyince bi beygir yapam demiş, giriverem demiş trova'nin içine..
şunu bak gari.. gocuman bi beygir denk etmişler, içine girmişler anasini satem. trovalilar gitti sanmiş yunanlar beygiri görünce "eee şinci nolcek bakem?" diye durunca kassandra diye bi gari "almayam onu içeri arkedes, felaket deprem olmasin" demiş de lafini dinnetememis..
sonra trovayi yikmislar yunanlilar da yine de razi gelmemis irabbim apollo da sari kafa paris'in okunu denkleştirmiş aşil eniginin topuguna.. öldürüvermiş orada aşili çok şükürler olsun irabbime.."
blog'da iyiden iyiye izmir yazılarına dönüştü ya, hadi bakem...
allah günah yazmasin ama bana biraz halil ibrahim sofrasi konseptinden arak gibi gelmektedir bu teori.. 2000 senelik halil ibrahim sofrasi efsanesi, her gelenin buyur edildigi, ortasinda kapagi kapali, boş mu dolu mu kimsenin bilmedigi bir tencereli bir sofradir bilindigi gibi.. adam almis bu efsaneyi biraz kuantum fizigi teorilerini oturtmus, tabi "simdi tencere var, onun kapagini acarsak yemek bozuluyor, bereketi kaciyor, ama kapagini açmassak da doyamiyoruz, peki biz doyabilecek miyiz doyamayacak miyiz?" diye de soramamis, kurmuş bir kediyi koymus kutunun içerisine..
aslen bizim halil ibrahim sofrasindaki tencere de içinde kedi bulunan tencereden farkli degildir özet olarak.. (daha komik, daha eglenceli, "bakin degerlerimize sahip cikmiyoruz ama elin oglu geliyor bizim degerlerimizi cevirip kendi bulmusmus gibi gosteriyor" temali, "batinin ilimini degil ahlakini alalim" temali bir yazi yazacaktim ama olmadi beceremedim...)
insanoglu haddini bilir atomlarla oynamaz iken
elalemin karadeligine yan gözle bakmaz iken
bir kedi bulunmuş ki schrodinger adina kedi ortada bir kutunun içinde ölü mü diri mi bilen yok
buyurun dostlar buyurun schrodinger in kedisine
daha görelilik, belirsizlik icat edilmemisken
feynman in parcaladigi atom hirosimaya düşmemişken
aslinda tanri'nin bir tutkusu degil, insanoglu'nun malligi olan bir hadise bu.. yani mutlak bir olcu birimi bulamiyoruz ki one "1" diyelim geri kalanlar da yuvarlak sayilar olarak aksin.. misal veriyorum, bir uzunluk birimine oyle bir derece verelim ki o 1 olsun, ondan sonra mesela günes ile dünya arasindaki mesafe 5 milyon olsun bitsin..
ama olmuyor işte.. imkani yok boyle bir hadisenin.. tarihte benden evvel bissuru filozof bunu düsünmüs tasinmis icinden cikamamis.. mesela pitogoras cok kederlenmis bu duruma.. "lan ses hizina 3 dedim.. ama o zaman ışık hızı anlamsiz bir rakam oldu çıkamadim işin icinden" diye dertlenmis, mutsuz olmustur..
1700lere kadar boyle gitmis bu.. pi sayisina 1 verelim demisler.. hani ilerde uzay arastirmalarinda kusuratli rakamlarla ugrasmayiz net olur.. ama yine olmamis arkadas.. sen pi sayisina 1 verdiginde dünyanin ekseni köklü bir sayi cikmis. o zamanlar casio hesap makineleri de olmadigi, çok sehit vermis astronomi bilimi.. mars ile dünya arasindaki uzakligi olcmeye calisan johannes kepler el spazmi gecirmis kitlenmis 4 gün misal..
tarihler 1795 i gosterirken, bir yil 365 gün, 6 saat gibi feci kusuratli bir seyken, fransizlar "eee siyasi devrimi yaptik cosalim artik" demeleri ile "le système international d'unités" diye bir hadise bulmuslar.. "efendiler bakin bu metredir.. bu da mezuradir", "işte dara, işte kantar" gibi her türlü olcuyu standartlastirmislar.. ama yine kusurat hep kusurat.. mutlak bir sayi bulunmamis.. imkani yok bulunmasinin da zaten.. aklim hafizalam almiyor.. gerci kuranda da tanri bu konuda "benim fikrimi sizin akliniz almaaaz. o yüzden siktir edin" diye insanin icini rahatlatmistir ama yine de aylak bakkal oldugumuzdan oramizi buramizi tartmadan duramiyoruz..
hayir yani en basitinden 1 günü ayarladiginda, dünyanin günes etrafinda donme süresini 500 gün yapaydin ne kaybederdin ya rab.. yani günah yazmasin ama kim karisicak kim diyecek bir sey.. vucut isisi bile 36.5 derecede yahu.. 30'insan in vucud isilarinin toplamini hesap etmek bile o kadar kolay bir iş degilken nasil gelisim gosterebiliriz..
tüm dini inancimi "her sey onu anlatmiyor mu?" konseptindeki samanyolu belgesellerine baglamis biri olarak arada sarsiliyorum bunlari gordukce.. su deniz seviyesinde kac deredece kayniyor.. 100.. günesin yüzey sicakligi ne "10 440"... e ama ayip oluyor.. 10 bin de birak anasini satiim.. 440 ne oluyor.. (allahim günah yazma yarappim)
velhasil na buraya yaziyorum ölmeden mutlak bir sayi bulucam.. cünkü yedigim hesap makinelerini kullanmayi beceremiyorum.. randiman alamiyorum hesap makinesinden.. düsürüp kiriyorum devamli.. soyle net bir sayi verelim.. sahane olsun hayat..
şu gün sorsaniz bana, "tanrinin sevgili kulu kimdir" deseniz, sirf bu tutkudan emin oldugum icin "cassio'nun sahibi "kazuo kashio" dur derim.. rabbim cok afedersiniz ama direk kendisine calismis bunca kusurat ile.. yani tanrinin sevdigi kulu olmasa bu zat, tüm insanliga toplama cikarma yetebilirdi cok afedersiniz.. hadi ekstradan carpam bölme olsun.. 4 işlemle biterdi hadise..
ama yok.. bin tane logaritma aliyorsun.. 35 tane kök ile ilgileniyorsun ufak bir hesap yapayim dersen.. direk casio'nun kulu kölesinin bilimle ugrasirken.. garip tabi..
israiloglullarinin herkülüdür samson. pis metalci oldugundan saclari uzun lepiska gibi bir oglandir. (arkadaslar benzetiyorlar beni) tüm gücünü saclarindan alir fekat. ama kendisinden baska kimse bilmez bunu. hatta kendisi de bilmez. liseden sonra öss yi kazaninca saclarini uzatmaya baslamis uzattikca da güclenmistir. ankara üniversitesi siyasal bilmilerini kazanan samsun üniversitede delilah adli bir kizla tanisir.
delilah samson un gücünün nereden geldigini merak eder zira samson'un düsmanlarinin bir üyesidir. asna fisne ederler. bir gecede soyletemez, iki olur 3 olur en sonunda samson delilah a sirilsiklam asik olunca soyleyiverir
"bebegim saclarimdan geliyor gücüm"
ve tarihteki ilk kadin oyunudur neredeyse delilah in samson un saclarini kesip onu öldürmesi.. çok açıklıdır..
binlerce yil sonra ukraynaya gidecek türk kafilesine şu ogut verilecektir
"kariyi gondermeden uyumayin. kari orada kalir her seyi yapar siz uyurken"
hal boyleyken boyle efendiler, hanfendiler.. bir de sarki cakayim tam olsun...
Avrupa Birliği zamazingosu hakkında çalışırken, Nato konusunda da baya bir bilgi edindim.. Nato nedir ne değildir kıvamında..
komunizm ile savasi din ekseninde ve bir sekilde kontrgerilla ekseninde yapmis birliktir bu nato. resmi ve gayri resmi bir şekilde komunizm ile savaşmiştır zamanında.. şimdi ergenekon muhabbeti jitem muhabbeti olduğu için diyorum ki, bu jitem ve ergenekon nato gazı ile komunizm'e karşı kurulmuş örgütlerdir en başında..
izmirde evimiz daha dogrusu babaanemin evi nato lojmanlarinin yaninda oldugu icin muhabbetlerden haberdarim.. kücük bir pic olan ben o zamanlardan daha "gladio" yu sezmistim. tamam yalan soyluyorum. babaannemin evi alsancak stadinin yanindaydi. natoyu degil anasini satayim altayli sanveri izliyorduk..
her neyse konu o degil. natonun komunizm ile savasirken dini kullanmasi bugunun dünya düzeninin bicimlenmesini saglamistir. makyevelist olarak basariya giden yolda her yolun mubah olduguna inanmis bu yolla gayri nizami savas teknikleri gelistirmistir. gladio bunlardan biridir mesela. türkiyede ki abdullah catlilar gibi her nato ülkesinde bu örgütlerden bulunurdu. ilk cozuleni temiz eller zamazingosu sayesinde italya'nin ki oldu. hos italyan ordusunun en basarili askeri operasyonun lecce de bir kuyuya düsen keciyi kurtarmak oldugunu dusunursek gladio'nun bu kadar gizli kalmasi bile bir mucize.. fransada "plan bleu", isvicrede "projekt 46", ispanyada "montejurra" ve türkiyede "mahmut tuncer" gibi isimlerle anilan bu orgutler (edit: mahmut tuncer bir yanlislik eseri oraya girmis dogrusu "kontrgerilla" natonun "geri plan ordusu" adini verdigi bir hadisenin ürünleridir. hesapta bir sovyet savasi sirasinda cephe icinde kalarak partizan orgutlenmelere girecek bu orgutler derin devlet olmuslar, vatan vatandastan daha önemlidir dusturunu benimseyip devlet fasizminin kralini sunmuslardir..
bu bakimdan nato basarisiz bir ciftci gibidir.. tarlasindaki farelerle bas etmek icin kedi dolduran, kedilerle bas etmek icin kopek dolduran ve kopekler tarafindan yenilen bir ciftci gibidir.. fak yeah..
Sizden iyi olmasin Karlos isminde bir arkadaşım var. blogu takip ediyor. dedim "karlos sen okudun mu eski yazılarımı diğer blogdaki?", "yok" dedi "okumadim".. o zaman ben de yavaştan buraya taşıma kararı aldım. güzellerini en azından..
Abdullah Gül'ün cumhurumuzun başına gelişi ile geçmişte yaptigi hadiselere didik didik edildi bildiginiz gibi.. ben de "vay efendim nasil gecmiste soyle yapmis biri, simdi boyle olur" diye cemkirdim, dost mecliselerinde dile getirdim.. Fakat dostlarim benim her zaman soyledigim bir lafim var igneyi baskasina cuvaldizi kendinize batiracaksiniz.. bu baglam da ben de gecmisimi irdelemek istiyorum
1983-1984 yillari arasin asiri dinci orgutler zamani: İşte kanıtlari, işte fotograflari ile o günler.. Nato'nun sovyetlere karsi gazlamasi ile ben de bir aralar dinci kesime yüklendigimi kabul etmeliyim. Cephe gerisi islami faliyetlerim cok uzun sürmediyse bunun tek nedeni dua stilimi "kendime ozgu" kurmam ve bunun orgutce kabul edilmemesi.. Modernist bir islam anlayisi kabul gormuyor bu ortamlarda dostlarim..
1984-85 arasi orduya sizma girisimleri:
Basarisiz asiri dinci orgut deneyimi sonrasinda, yönetimde soz sahibi olma istegim durdurulamamis olacak ki bu kez de orduya sizmaya calisilmis. Fakat kadin cizmeleri ile nereye kadar denerek, kücük mücahit gorevimiz "sezercik" adi verilen bir serefsize takdis edilmistir.. Azuthcuk olacakken sezercik olmasi memleket adina talihsizliktir...
1985-86 Üniforma askindan delirmek:
Bu konu hakkinda uzun uzadiya konusmak istemiyorum.. ama fotograftan bile anlasilacagi sekilde itfaiyeden korkan bir insaniz..
1986-1988 Yeralti düğünleri:
İşte bir skandalin fotografi daha.. arkada ünlü mafya babasi n.a. nin adamlarindan "fikret meşe" ve onun dogum gununde mutlu bir sekilde dans eden bendeniz.. Mafya ile bu kadar içli disli oldugum o günlerden mutlak bir kanit..
Böyleyken böyle dostlarim.. insanlar baskalarini elestirirken kendi gecmislerine de goz atmalilar kanimca..
(Büyük bilim adamı, atom mühendisi Carl Wilhelm Scheele'yi annesi "tosunum" olarak çağırırdı)
bu carl oksijeni bulan arkadaslardan bir tanesidir.. ama gotu boklu bir arkadas oldugundan "ya simdi yatayim yarin yazarim artik" dediginden joseph priestly ye kaptirmistir oksijeni bulma zamazingosunu.. zira joseph daha atakan bir insan olup "ben buldum benimdir" diye makalesini yayinlayinca carl wilhelm scheele'nin mustekbel eşi "anita schelle"'in hatiralarindan ogrendigimiz kadariyla mösyö'nun agzindan su kelimeler dokulmustur..
"hasiktir ya.. of ben bulmustum daa evvelden.. of ya of.."
her neyse.. cok karakterli bir aile babasidir.. madem oksijeni bulduk ama yayinlamadik o zaman baska seyler bulalim dakkasinda yayinlayalim diyerek "komsijün","ponpikjen" gibi salak elementler bulmus ama ingiliz patent enstitusunun eglencesi olmaktan öteye gidememistir.. ama "klor'u o bulmustur.. yemin etsem basim agirmaz bu noktada..
1786 yilinda öldügünde bes parasiz ve yannizdir.. yalan soyledim.. 1776 da bir tane ecza dükkani almis, dükkanin dul sahibesi ile de evlenmistir.. ölümleri de 2 gün arayla olmustur.. artik ne yedilerse o dokundu diye düsünüyorum.
(Çağdaş bir bilim adamı. Gözlük takmassa öleceğinin farkında olarak atomları ayırıyor.)
şimdi bu angut herif buldugu klor gibi bir maddeye "depiskolojize deniz asidi" adini vermistir.. bereket sir humphrey davy cikmis da "klor desek daha kolay olur bence" diyerek kimyagerleri cok sahane zahmetten kurtarmistir.. bugun kloru kim buldu deseniz bana muhtemelen suratiniza bön bön bakardim ama bi kimyagere deseniz "humphrey davy" derdi.. bu yannis.. esas bulan carl wilhelm scheele.. ama işte kendisi bi denyo..
zaten ölümü de sakat oldugu icin arastirdim.. bakalim neden ölmüs bu dingil dedim ki yanilmamisim. dingilliginden ölmüs (haha 200 sene gecince costum farkederseniz) bu kodumun salagi (hahaha) periyodik cetvelden arsa almis trabzonlu muteahhid gibi atomlari birbir yerlestirirken molibden diye de bir sey bulmus.. "kursun benzeri" anlamina gelen molybdenum ismini de nasil olduysa kendisi bulmus..
nitrojeni de bu arkadas bulmus ama kimseye soylememistir.. taa ki antoine lavoisier cikip "dostlar ben bi atom buldum ama azot diye sey etmek istiyorum izninizle" diyene kadar.. sonrasinda isguzarlik yapip "ohooo gunaydin antoine.. biz onu coktan bulduk.. na bak tek kitabim "chemische abhandlung von der luft und dem feuer" da da bundan bahsettim" demistir.. pis bir adamdir.. arkadaslari falan sevmez hic.. ondan kimya alemi ortbas etmek istemis, adini tarihten silmek istemislerdir.. ne zaman bi kimyagerle "peki o zaman kloru veya nitrojeni kim buldu" diye sohbet etmeye calissaniz alacaginiz tepki "ya siktir et naapcaksin ismi lazim degili" gibi olacaktir..
(soldaki veresiye veren, sağdaki veresiye vermeyen. veresiye vermeyenin rahat koltuğunda oturduğuna dikkat edin.)
yine de üzülüyorum yani ben.. surda 190-200 atom var arkadas 3-4 tanesini kendi basina bulmus, ama adi kimya kitaplarina dogru duzgun gecmesin.. yazik.. yakisiyor mu koca kimya alemi size ?
her neyse yukarda bahsettiğim molibdenle asiri hasir nesir olunca ne bileyim efendim karisina gidip "ehehe bak bak nasil yapiorum bak burnumdan cikarcam bak ehehe" diye maymunluklar yapinca hem karisi hem de kendisi civa zehirlenmesinden mefta olmuslar.. hos bi 10 sene daa yasasa muhtemelen 4-5 atom daha blur, periyodik cetveli sikko sikko isimlerle doldururdu mösyö..
Nemo ile konuşuyorduk az önce. nemo diyorum zira kendisi yakın dönemde tanıştığım en süper, en şahane insan ve denizde gözlerini açmadan yüzemiyor.. Çocuk hastaneleri hakkında konuştuk. Ben de dedim ki anlatayım çocuk hastaneleri nedir ne değildir.
yurdun değişik yerlerinde, değişik adlarla açılan hastanelerdir bunlar.. işte "süleyman demirel çocuk hastanesi","izmir sezercik çocuk hastanesi","cengiz topal hava çocuklar hastanesi" gibi isimleri olur..
içlerinde büyüdügüm için bana manyak gelmezdi bu ortamlar ki 10 sene sonra bir tanesine gitmek gerektiginde farkettim ki hakket über manyak, korkunc ortamlar.. zira okham'in usturasi konseptine uymayan yerler.. hal böyle olunca da hadise korkunclasiyor..
yani nedir: hastane dedigimizde duvarlari beyaz, hastalarin yasli oldugu, hemsirelerin cok sevimli olmadigi, hastalarin hastaneyi sevmedigi, ve duvarlarinda zurafa resimleri olmayan bir yer düsünürüz.. ama burasi degil arkadas.. duvarlar pembe, etrafta cocuklar kosuyor, lavabolarin boylari 50 santim, hemsireler cocuklara isimleri ile sesleniyor, boyle bir termoslarla caylar gidiyor, hasta yakinlari hastaneyi doktorlardan daha cok seviyorlar, özellikle kronik hasta olan yavrucalar ortamda büyük hayaller yaşatiyorlar, hastaneyi sizden iyi bilen firlamalar etrafta düsüp kalkiorlar ve icin erior..
yine de korkunc arkadas.. en nihayetinde çocuklarin hasta olmamasi gerektigi için korkunc.. duvara zurafa, fil çizince, o cocugun anilarinda cocuklugunu hayvanat bahcesinde gecirdigi fikrini yesertemiorsun..