Çarşamba, Kasım 26, 2008

Zombi ile mucadele

her canli gibi karsisinda yapilacak ve yapilmayacak hareketler vardir.. bekar evlerinin en sahane hadiselerinden biri sabahlara kadar oturup tamamen anlamsiz filmleri izlemek ve sonrasinda uyumadan işe gidebilmekmiş arkadaşlar ben bunu ogrendim gectigimiz periyodda.. 28 hafta sonranin da bir sekilde elimize gecmesi ile zombiler hakkinda yeniden kararlar verdim..

tecrübelerimden de yararlanmak isteyen genç arkadaslara yardim etmek isterim

1- zombileri yakmayin:

bir kere cok kotu kokarlar.. bir zombinin yanmasi nereden baksan 15 dk bilemedin 30 dakika hatta ve hatta 1 saat sürebilir.. tazeligine gore.. yine de eger elinizde bir ates varsa ve etrafta zombi varsa kendinize sorun: gercekten bir zombiyi yakmak istiyor muyum? hele arkadaslarim etrafta oynarken?

2- zombilere karsi duygusallasmayin:

tamam kabulş ediyorum onlar sizin arkadaslariniz, baciniz, tanislariniz fakat artik onlar zombi.. zombiyle zombi olmak gerekiyor bu durumda.. onlarin duygulari yok arkadasim sizin de olmasin.. lütfen!

3- girdiginiz kapiyi kapatin.. zombiler genelde kapiyi calmadan girerler:

ilkokuldan aklimda kalan sahane anlardan birisi de kapi acik olsa da bir sekilde kapiyi calarak odaya girmekti.. zombiler bu sahane anektoda hasil olamadiklari icin genelde kapi calmadan odaya girerler.. zombi olmak demek sadece ölememek degil ayrica adabi muaseret kurallarini da ihlal etmek demektir.. yazik.. o yüzden kapiyi kapatin.. geleni farketmek icin..

4- zombileri kilere koymayin:

gavur genelde zombileri bodruma koyuyor ama bizde oyle bir opsiyon olmadigi icin onu es geciyorum. onun yerine kilere veya evdeki kullanilmayan ikinci tuvalete zombi koymayin.. ailenizden biri olsa bile.. salak salak "ilerde tedavisi cikar efendim bunun" demeyin. bos aninizda yer sizi.. alimallah..

5- aile ziyaretlerini unutun:

vay efendim ailemi cok özledim sehrime gideyim, aman diim hep beraber tatile cikalim.. salaklasmayin. tamam aile ziyaretleri güzel bir fikirdi ama yapmayin yahu 400 kilometre mesafeyi ortalama saatte 70 kilometre ile giderken aileniz de size zombi olarak saatte 1 kilometre hizla gelse yaklasik 5 bucuk saat sonra yeneceksiniz.. ayip

6- asagilara inmeyin.. zombiler de iniyor..

tamam tirmanabilirsiniz.. zombiler tirmanamaz ama üsengec biri olup da "kim ugrasicak merdiven cikmayi" diye düsünüp asagilara inerseniz yani bodruma ne bileyim kanalizasyona falan zombiler de gelir.. zombiler yukari cikamamalarin öcünü asagida sizi yiyerek alacaktirlar..

7- orada oldugunuzu bagirmayin zombiler duyar..

nasil ki kör insanlarin duyma organlari gelismisse ölü insanlarin da duyma şeyleri gelismistir.. tam olarak neyleri olduguna emin degilim ama gelismistir işte.. ufak bir citta ne bileyim telefon konusmasinda bunu algilarlar "bilader bir sorun mu var" diye sizi yerler.. dikkatli ve sessiz olun.. "bilader özel bişi konusuyorum iki dakika izin verirsen?" demek de salaklik olur acikcasi..

8- pencere kenarinda durmayin..

pencereler doganin etkilerine karsi sizi korur.. kabulş ediyorum rüzgardan soguktan falan korunursunuz. ama allaskina zombiden korunmayi nasil beklersiniz.. pencere kenarinda durup da zombiye nanik yapmak tutarsizliktir.. degil zombi bana yapsan ben yerim..

9- zombilere karsi cok yaratici olmayin..

gazlandiniz gidip kesiceksiniz zombileri. o zaman mumkun oldugunca basit olun.. yani bir karavan yapip karavanin kenarindan elektrikli testere cikartim zombilerin kafalarinin izasinda calistirip onlarin kafalarini kesmeye calismak bir yerden sonra sizin kendinizi kesmenize neden olacaktir.. elektrikli testere operatoru musun sen arkadasim?

10- gruptaki g*toglani olmayin!

yaptigim analizelere gore gruptaki g*toglaninin filmin sonuna kadar dayanma sansi yüzde 4.52 gibi bir sey.. bu gruptaki ilk sevisen kadinin zombi olmasi olasiligindan bile yüksek.. o yüzden insanlarla iyi gecinin.. kirmayin kimsenin kalbini.. biri hapsurursa cok yasa deyin, arakdasinizi zombi yerse afiyet olsun diyin.. hersey hayatta kalmak icin..

Pazartesi, Kasım 24, 2008

24 kasim 2008 kasimpasaspor altay maçı


istanbul'a sulu da olsa ilk kar düşmüş, böylelikle türkiyeye yari kış gelmişken, izmire aylardan sonra karı siktir et direk yagmur yagmis ve biz gök gürültüsünden acaip korkmuşken, istanbulda, recep tayyip erdogan stadinda oynanan ve kasimpasaspor'un iki gol atarak, ve taraftarlarinin tüm maç boyunca küfrederek kazandiklari bir musabakadir..

maçi anlatmadan evvel bilmeyenler için kasimpasa stadini anlatmakta yarar var.. simdi bu stat bir kapali ve bir kale arkasi tribunden olusmakta.. zamanında bedrettin dalan tarlabasini yikarken, burayi da özel ayirmis, ve kasimpasa semti sakinleri için bir stat olusmasini saglamis, ardindan recep tayyip beyin de gazlamasi ile yarisi mükemmel tribunlerle bezeli, yarisi apartmanlar ve dolmus duraklari ile menkul bir kiymet olmuş.. açık taraf kasimpasaya ve galata'ya bakmakta, kapali taraf ise "yokustan asagi kasimpasa" denebilecek bir yokus tarafinda..

stat bu şekilken, ve beyoglu'nun hemen kenarinda bulunurken, maça futbol dünyamizin eski ünlüleri akin etmis, besiktasli feyyaz ve uğur tütüneker'in takimlarinin mucadelesini izlemeye koyulmustu.. hakem kuddisi mütfüoglu macin baslama düdügünü üflerken, ertem sener "ulan gecen sene drogbayi anlatiyordum, şimdi şehmusu, erhan'i.. 40 yasina geldim yaptigim işe bak" diyordu...

velhasil kasimpasa ilk dakikalarda etkili olurken altay tipik bir deplasman takimi goruntusundeydi.. muhtemelen formalari ulusoy dinlenme tesislerinde unuttuklarindan, altay esofmanlari ile maca cikma niyetine girilmiş, formalarin arkasindaki numaralar da terkos pasajinda ütü marifeti ile yazilmisti..

gecen sene galatasaray'a efsanevi bir frikik golu atan erhan taninmamak icin maske takmiş oynuyordu.. dakikalar 30 civarini gösterirken, kuddisi acaip uydurma bir faul veriyor, "hocam ben topa 1 metre uzagim" diyen erdiye ise kiziyordu.. erhan iceriye kesme bir şut açarken, altay kalecisi bülent ise murat akin'in kafa sutuna bakmakla yetiniyordu.. maç 1-0 olmuştu ve kasimpasa taraftarlari golu küfür ederek kutluyor ve altay bir halt oynamiyordu, renkli pabuc giymekle artis futbolcu olacagini zanneten sehmus, 40 metreden rovesata falan cekiyordu.. hayir insan bir düsünür "ulan ben 40 metreden rovaseta atabilecek kalipta bir oyuncu olsaydim, altayda niye oynuyorum?" der.. her neyse..

ilk yari bu hengamede bitmis, kasimpasa taraftari ilk yarinin bitimini küfürlerle kutlamisti.. 50 kadar altay taraftari ise büyük altay diye bagirmaktaydi.. altay tribunde büyüktü büyük olmasina ama sahada acaip kücüktü..

ikinci yari bu tezahuratlarla basliyor, altay oyuna can ve tiagoyu aliyordu.. kasimpasa sehircisi bu iki degisikligi küfür ederek protesto ediyordu.. bu degisikler altay'a yaramis akin akin gelir olmustu.. ama kasimpasa savunmasindaki jens katiyyen altay forvetlerine izin vermiyordu.. 45 den 75 e kadar altay gol aradi.. "palermo beraberlik icin bastiriyor" lafinda palermo yerine altay vardi resmen.. ama olmuyordu.. sahada en güzel duygularin iki katili vardi ve bunlara da tiago ve sehmus deniyordu.. 40 metreden sutlar cekiliyor, penalti noktasindan rovesatalar icat ediliyordu.. kasimpasa taraftarlari takimlarinin bu oyununu küfrederek protesto ediyorlardi..

derken kasimpasa'nin golu geldi.. futbol yine bildigini yapiyor, ve atamayana atarlar metodunu sokuyordu oyuna..

hülasa, biraz daha altay'in bastirmasiyla, kahvedekilerin "gol atacan ne olacak 2-1 olacak ne kasiosun ki arkadas" izmirliligi ile bir mac daha bitiyordu.. altay diyarbakir sporu yense liderken, 3 maci üstüste kaybedip playoflara bile kalamama telasina düsüyordu.. yine de taraftarlar icin altay acaip büyüktü..

Statik elektrikli sandayle



şu alti milyar ruhun dolastigi dünyada, orjinal fikir buldum diye sevinememek gerekiyor sanirim.. zira nette ufak bi arastirma hemen "daha once düşünüldü ki bu" fikriyatini doguruyor.. buyrun.. hem de resimli.. şu siteden

aslında şu avusturalya'daki 10 tane kertenkeleyi hunharca haklayan, kimisini timsaha veren cocugun haberini okurken aklima gelen aygit.. mustahak o cocuga arkadas.. oturtacaksin boyle sandalyeye.. kafasina süreceksin kehribar taragi..

ne bileyim efendim, orlon kazagi giydirip cikarttiracaksin (karanlikta) görsün elektrik atlamalarini.. olmadi balonla dürtüceksin kafasini..

bence "aman bunun yaşı kücük bunla mucadele edilmez" demeyeceksin arkadas.. elektrikli sandalye ise elektrikli sandalye.. buyur..

Pazar, Kasım 23, 2008

Dizin başkasının dizine değmesi

bu yabanci hadisesinin beni en cok tav ettigi durum, otobuste, dolmusta, konserde, sehirler arasi yolculukta falan, tanimadigin birisine dizinin degmesi ve o bölgenin inanilmaz terlemesi durumudur.. "yabanci" insan ile boyle bir ter bagini ben inanilmaz rahatsiz edici buluyorum arkadas.. adami tanimiyorsun, ne yedigini ne ettigini bilmiyorsun, hem hadise belki de "erkek yani" olarak atanmis bir şey, ve sen orada dizini baska bir adamin dizinin yanina koyup buram buram terliyorsun..

mesela yukaridaki fotograf sinir bozuculuk şöleni gibi.. herkesin dizi birbirine degiyor ve kimse birbirini tanimiyor..

onun sende ürettigi bir sey oluyor o ter, ikinizin ortak paydasinda bir islaklik oluyor ki cidden sinir bozucu, cidden rahatsiz edici..

eşin dostun annen akraban oldugunda eyvallah.. terlesin.. taniyorsun cunku ter disinda baska paylasimlarinda olmus.. yarin bi gün ölüp gittiginde hakkinda "iyi bilirdim" diyecek bir insanla diz değdirmeye eyvallah.. ama tanimadigim bir insan, bir yabanci, bir it, bir ugursuz beni terletmesin.. istemiyorum..

işte bu yüzden yabanci dandik bir şeydir..


(sen de toprak oldun elvis! o calimin kimeydi?)

ayrica mesela vahsi batida olsun, afyon'un belli köylerinde olsun (ki inanın cok farkli degil) sevilmeyen şeydir yabanci.. insanlarin birbirlerine dizlerini yapistirip terletebildigi ortamlar midir bilmiyorum buralar. sırf bu nedenden dolayi insan bir şeyleri sevmeme egilimine gitmez, gitse de bunu dile getirecek kadar delirmez..

yani şu komik olurdu:

"hey dostum, biz burada yabancilari sevmeyiz.. zira ortam sıkışık, birbirimize degip terliyoruz ve bu cok rahatsiz edici.. anliyor musun ha?? rahatsiz edici dedim dostum!!!"

özünde yabanci nefretinin yani "etrangenisconia"nin (uydurdugum belli olmadi yeminle) yegane nedeni, yabanci'nin ne tür bir yabancilik yapacagini bilememektir.. yani mesela yabanci dedigin birden isinbeyava cikabilir ve 4 bucuk metreyi sirikla atlayabilir, veyahut birden usain bolt cikabilir ve pandik atip kacabilir.. bir netlik yok. ne cikacagi belli degil.. hadise "merhaba ben yabanci, bu da cv'm ona gore degerlendirin" degil.. oyle olsa yabanciliktan cikar.. "cvsi elimizde olan bir arkadas" olur ki ondan nefret etmek icin ekstrem derecede manyak olmak gerekir..

velhasil yabancidan korkmanin (xenofobi imiş aslen ), yabanciyi sevmemenin gercek nedeni yetersiz bilgidir bence.. o yüzdendir ki ne zaman afyona gitsem "merhabalar ben cengiz topel, silahsizim ve türk sanat müzigini cok severim" diyorum.. hemen..

Eski Saray, Kız Taşı ve Topkapı Sarayı




Önce Eski Saray:

1510 yilinda bir ramazan gecesinde bastan basa tamamen yanan bu saray dogan ihtiyactan 1725 yilinda tekrar yapilmistir.. osmanli kostantiniyeyi feth etmeden evvel, bu sarayda kalirmis tekfurlar.. fatih işte topkapiyi yapinca gozden dusmus.. zaten 60 sene sonra da bakimsizliktan yanmis falan filan..

bu sarayin esas hikayesi haremden sürgün edilen insanlarin ama bir sekilde hayatina kast edilemeyecek insanlarin bu sarayda toplanmisidir.. kaldirim tasi büyüklügünde pirlanta lafi bu saraya gonderilen insanlar icin soylenmistir mesela.. bu sürgün'ün de çeşitli nedenleri vardır.. mesela oğullari veya kocalari tahtan indirilen cariyeler bu saraya sürgün edilir, ve ömürlerinin sonuna kadar gün yüzü görmeden bu sarayda kalirlarmis.. iş bu yüzdendir ki saraya gözyasi sarayi da dendigi olmustur zamaninda..

sarayin en saygin konugu da kösem sultan olmustur.. dördüncü murat gozunu actiginda "bu devlet karilar tarafindan yönetilmeye" dediginde kösem i bir punduna getirip (ki bu punt, bir yeniceri isyaninda, yenicerilerin sarayi basmasi, akabinde murat in halka haber salip "devletlünuza saldiriyorlar" demesi, ve halkin sarayi sarmasi ile, yenicerilerin yenilmesi ve kuran'a el basip itaat yemini etmesi sonrasinda gerceklesir) bu saraya gondermistir.. bu da böyle bir animdir desem 5 kisiyi ürkütürüm..



Sonra Kız taşı:

aslinda bu tas, bir heykelin kaidesidir belirtildigi üzere. fakat o heykelin "afrodit" heykeli mi yoksa "nazmiye demirel" heykeli mi oldugu tam olarak tayin edilememistir.. tarihciler bu yolda cok kavga etmisler, kalpler kirilmistir.. sirf bu yüzden saygin tarihcilerden "vakanuvis avidius cassius" diger bir meslektasina "puşt" demistir.. ki yakisik degil..

bizans zamaninda bu tasin yanindan gecen kizlarin suratinda her hangi bir ifade degisikligi, bir kiritma belirirse bekaretinin gittigi anlamina geldigini düsünürmüs insanlar.. o yüzden özel seyir yerleri varmis yasli kadinlar ve delikanlilar icin.. bu heykelin gücüne o kadar itimat ederlermis ki imparator justinyanus'un baldizi da heykel yanindan gecerken kahkaha atmis, "demek ona buna veriyorsun ha" diyen justinyanus da baldizinin kellesini almistir..

kitabedeki yazitin ne oldugunu cözemeyenler icin tercüme etmek gerekirse, "bu sutun tatiyanos destos tarafindan, imparator marsiyen icin kazinmistir" yazar.. yani bir nevi reklam yazisi "tüm kazima işleriniz icin bize gelin.. jupiter kartina 6 ay pesin fiyatina taksti" yazsa ayni bok..



Son olarak Topkapı sarayı:

bugun günde binlerce kisinin gezdigi topkapi sarayi'nin girisinde cok degil bundan 90 sene evvel su yazi var imiş "sarayi humayuna duhul için bilhassa iradei hazreti padisahi serefsadir olmalidir.. bu mahali temasa etmek ruhsati sahaneyi ihraz eylemis zevat ile resmen istihsali ruhsat edilen kibar ecanibe hastir" yani avam'in anlayabilecegi kivama getirirsek " oyle her elini kolunu sallayan giremez.. padisahin yazili izni lazimdir. bununla birlikte ecnebi olsaniz bile kibar olmak esastir"

sarayin en cafcafli doneminde ,ki 4. murat zamanina denk gelir, sarayda yaklasik 8000 kisi sadece padisahin ve esrafinin ihtiyaclarini karsilamak icin vardir.. yani her işe bir adam atanmistir.. sarayin kadrosu dolmus da dolmustur.. yani mesela padisah sigara mi icecek "sigaracibasi","atescibasi","kultablacibasi","cubukcubasi" olmak üzere 4 tane adami yanina cagirir oyle icermis.. teferruat kelimesi sanirim bu noktada bulunmus olmali.. insan bir sey yapacaksa da bezer arkadas..

senede bir kez merhum padisah efendimizin ruhu içun helva dokulurmus mesela helvahane ocaginda.. bu helva once padisah efendimize ikram edilir sonrasinda sirasi ile darussaade agasina, silahtarbasina, cuhadar agaya, rikaptarbasina,tulbentbasina,anahtarbasina,peskir agalarina, hazine ve kilerve seferli kethudalara, mabeyncilere, muezzinbasina, hakveci basina, sarikci basina, tufekcibasina,berberbasina (yoruldum) bas lalaya,baltacibasina, okcu basina, cicekci basina, kuscubasina, hekim basina, mutfak eminine, muneccim basina, sehreminiye, kapi agasina, haznedar agaya, hazine vekiline, bas kapi gulamina, valde sultan bas agasina (ki asistani oluyor olmali) valde sultanbaş kapi gulamina, has oda basina, saray agasina, haznedar basina ve en son kilerci basina...

hayir bir de helva yemeyenler, merhum padisaha yakinlik derecesi olmayanlar da var.. tuvalete gidecek mesela padisah bu ugurda 10 kisi tahsis edilmis kendisine.. ibrikcibasindan, sabuncubasina kadar.. bunu ogrendikten sonra bas ustunde bas birakmamakdegimi daha bir anlam kazaniyor..

sarayin boyle lakayit olduguna bakmayin memleketin idaresinde cok onemli işler direk sarayda yapilmistir.. misal veriyorum kuscu ocagi, sadece padisahin muhabbet, bulbul kuslarini yetistirmekle kalmamis, binlerce kuguyu da yetistirmistir.. bu kugularin tüylerinden yeniceri ocagina tüy verilmis, yeniceriler de bu tüyler ile ok yapmislardir..

saray'in mevkii ile ilgili cok ama cok sevdigim bir anektod vardir.. yil 1770'i gosterirken ruslar gelip cesmede donanmamizi yakmislar.. bu haberi tez alan ücüncü selim "bre deyyuz padisaha palavra atmaya utanmiyor musun? tüm gün na burada otururum da bir tane urus gemisi gormemisim bogazdan gecmis" demistir.. bu hikaye ile sarayin bogaza ne kadar hakim oldugundan bahsetmek istemistim ama padisahlarin cografi yetersizliklerine degindim.. allah günah yazmasin gari..

enderun felan:

bunyesinde calisanlari ic egitim olarak "enderun" da yetistiren bir saraydir bu.. dünyanin baska saraylarinda boyle bir opsiyon var mi bilmiyorum ama 5-6 yasinda enderun'a girecek cocuklar tamamen esittirler.. yani 6 yasinda yanyana yatakta yatan cocuklardan biri 40 yasinda sadrazam olabilirken digeri baltacibasi olarak saraya odun getirebilecek ayardadir.. oyle bir hak esitligi anlayacaginiz..

misal veriyorum, bu haremde arap, hadimagalarindan sorumlu olan akagalarvarmis zamaninda.. enderunda akagalar ve enderunlu oglanlar yemek yerken, sinideki son kalan kofteye ak agadan evvel elini uzatan bir oglan, akaga tarafindan eline tahta kasik ile vurulmak sureti ile cezalandirilmis..

kader o dur ki o eline tahta kasik ile vurulan cocuk sonralari corlulu ali pasa olacak ve sadrazam olacak bu akagalarin da agzina sicacaktir..

enderun'a genelde ailesi, annesi babasi olmayan köle cocuklar alinirdi fakat.. enderunda 14 yil egitimden sonra cikanlarin sadrazam olabildiklerini goren aileler ogullarini opup koklayip "köledir bu" deyu enderun'a yazdirdiklari tarihte çok olmustur.. işte cocugum kurtulsun edasi teeee o zamanlardan bu zamana kadar gelmis.."

Topkapi

avrupali es degerlerine nazaran insanlarin asla asagilayici, kücük düsürücü işlerde calismadiklari insanlar sahibidir topkapının.. yani misal veriyorum, ingiliz sarayinda ingiltere padisahi atina binmek istediginde, onune kölelerinden biri diz cöker, padisah o köle'nin sirtina basip da ata biner idi.. oysa osmanlida, bu tarz kücük düsürücü işler icin sarayin muhtelif yerlerine "taşlar" ihsan edilmisti.. misal veriyorum, iç avlunun cesitli yerlerinde binek tasi adi verilen taslar var idi.. pasalar, padisah, atlarini bu taslarin yanina cektirir o taşa basarak atlarina binerlerdi..

ha bir de padisahi eglendirmek icin hic bir zaman soytaribaşi gibi bir "baş" tahsis edilmemistir.. osmanli padisahlari kendilerini bir sekilde eglendirmislerdir (koca harem var anasini satiim daha ne soytarisi)

bu taşlarin en korkuncu, orta kapinin yani topkapi sarayi'nin en meshur kapisinin yaninda bulunan, seng-i ibret, yani ibret tasiydi.. kafasi ucurulan sahislarin, bilhassa saraylilarin kelleleri bu taş üzerinde 3 gün 3 gece teshir edilirdi..

yeri gelmisken belirmekte yarar var ki, simdi gülhane parki'ni boydan boya yürüyünce ulasacagimiz sahane cay bahcesi eskiden padisah'in saray burnunda yapilacak "denize atma" torenlerini izleme yeriydi.. tören diyorum ama aslen idamdir bunlar.. rivayet odur ki eger istanbul bogazinda akinti olmasa, ayaklarina tas baglanmis ve denize atilmis bunca ahaliden kadiköye yol olurmus..

cok sevdik be abi:

topkapi sarayi oyle muazzam bir yapidir ki, aktif olarak kullanilmasinin üzerinden 200 kusur sene gecmesine ragmen canliligini korur.. yani ben gidip gormedim ama korudugunu dusunuyorum.. koruyordur!.. hayir gittim arkadas pazartesi günüymüs.. cay bahcesinde 15 bardak cay ictim geldim.. sorana da "topkapi mi mükemmel" ayagi cekiyorum..

her neyse yanniz bizi degil, icinde yasayan osmanlilari da kendinden gecirmistir.. her kosku icin, her dolabi, her donemeci icin onlarca laf soylenmis, yüzlerce ani ihsan edilmistir.. misal vermek gerekirse sarayin pencerelerinden biri icin sunlar yazilmistir zamaninda

"kasr icinde mazhari nuru ziyadar pencere
rusenalik bahseden bir rusenadir pencere
dembedem bundan girer kasrin icine rüzgar
durdugu yerde guzargahi havadir pencere
kasri sultan ahmedi seyretmege enmis durur
sanasen iki kanatlu bir humadir pencere
sark ve garba acilir iki kanatlari mudam
revzani kasri saha kisver kusadir pencere"

bildigin saray penceresi yahu.. artik nasil canlari sikildiysa.. vermisler kasideyi, vermisler methiyeyi.. "pinapendir pencere" diye bitirse sasirirdim fakat.. allah biliyor..

bir baska hadise daha anlatmak isterim ki, sarayin haremindeki dolaplarin birisinin etrafi "kirklar mevkii" diye nitelendirilir.. zira acemioglanlardan mehmet aga ile bir cariye iş tutarlarken padisaha jurnal ucmus, padisah da elinde hanceri ile cariyeyi ve mehmedi kovalarken cariye ve mehmet bu dolaplardan birine girmisler ve nur olmuslardir.. katiyen bulunmamislardir.. işte bu olaydan sonra padisah efendimiz, hem cariyeyi hem de mehmet agayi "veli" ilan etmis dolaplar hakkinda da "burasi bundan sonra kirklar mevkiidir.. onunden gecerken fatiha suresi okuna!" diye ferman buyurmuslardir..

Cumartesi, Kasım 22, 2008

22 Kasım 2008 Ankaraspor Galatasaray Maçı

dünyanin en büyük sorununun bir şekilde "numlock tusunun isigi niye yanmiyor" oldugunu dusundugum bir günde, eski dostlari rüyada görüp onlari özledigimi farkederken, üstüne üstlük adaçayı kokulari ile kışın gelişini kutlarken, ankarada fenerbahçe maçından yaklasik 2 saat sonra, akşam yemeginden ise 10 dakika sonra başlayan, ve gol sesi cikmayan ama ankaraspor'un kazandigi musabakadir..

mactan evvel insanlar ali dayinin tay siktigi yer kadar uzakta bir stat olan asas stadinda yerlerini aliyor, "abi inanilmaz başım ağrıyor yeminle" diyen ayhan ise bir adet apranax ile sakinleştiriliyordu.. ankaraspor gün geçtikçe kücük franco'nun real madrid'ine, mussolini'nin lazio'suna benzemeye basliyordu. kocaman kocaman stat üstü posterleri, maç öncesi yapilan şovlar, devlet erkaninin tribunde yerlerini almasi, "cumhurbaskanimiz stadimiza hoş geldiniz" yazisinin asilmasi alenen bunlarin göstergesiydi kanımca.. zamanında `selamsiz` koyune bile gitmeyen reisi cumhur artik futbol musabakalarinda kendini göstermekteydi..


maç bu temaşa içinde basliyordu ki bir afet bir tufan kopu verdi.. yer gök birbiriyle kavgaya tutuşmuş da göğün rüzgarla ipnelik yapasi gelmiş gibi bir hava mubalag ediyordu.. yan tarafta bu ruzgarda sahalarda görmek isteyecegimiz bir hadise var..

her neyse galatasaray rüzgari arkasina almis saldiracakti ki, fernando meira brezilyadan 6 yemişligin verdigi gazla inanilmaz bir hata yapiyor, ankarasporlu oyuncu de sanctis'i de calimlayip topu aglara birakiyorken birden sislerin içinden maskeli bir insan ciki verdi.. böyle maskesiyle geldi geldi geldi topu cizgiden cikardi sonra yine sislerin icine girdi kayboldu gitti..

zaten bir sekilde bir beddua almis olmasi gerek ankaranin "kim ki bu sehirde cenk ede, o cengin tadi tuzu olmaya" gibi bir dua edilmiş olmali.. hayatim boyunca ankarada oynanan tek bir musabakadan zevk aldigimi hatirlamiyorum arkadas..

kose bayraklari yerlerinden kopacakken galatasaray pozisyonlara girmeye baslamisti.. 66 numarali formasiyla duble `arif erdem` olmaya niyetlenen arda turan beyaz bogazli kazagi da giyince tam tamina arif erdeme benziyor ve mükemmel oynuyordu.. yan tarafta da arif erdem ve bogazli kazagi var.. nette bir sekilde macta kullandigi bogazli kazagi bulamadim gerçi.. velhasil o sirada kewell'in kafa sutu geldi. top direkten dönüyor, ayhan'in önüne düşüyor ayhan "bomba bomba!" seklinde panikliyor, türkiye sinirlari içinde gol atmayi unutmuş ümit karan'da alenen topu aglara gönderemiyordu..

ilk yarı bu sıkıntı içerisinde geçiyordu.. hatta cumhurbaşkani maçı bırakmış bir şekilde melih gökçek'in torunu ile oynamaya dalmıştı.. taraftarlarin eglenmesi için daha degisik atraksiyonlar yapilmaliydi.. yani futboldan umudu kesmistik de, bari anayasa mahkemesi baskani ile cumhurbaskani bilek güreşi yapsaydi da devleti kazanan yonetseydi.. (hababam stili) ya da ne bileyim.. `karakoy iskelesi`ni denize gören kurban oldugum yarappim resullulah ankaradaki bir mactan zevk almamizi engelliyordu işte.. maça chp'nin yeni üyesi oldugu soylenen, sonrasinda "dubai'den ümit karan'i izlemeye gelen menejerler" olduklari soylenen bir grup arap da gelmisti.. merak ettigim nokta, bu adamlarin kışlıklari yok mu arkadas? yaz kış o beyaz seylerin icinde.. vallahi allah saglik sihhat versin. üzüldüm adamciklara. palto alin be adam!

ikinci yari farketmeden basliyordu acikcasi.. evlerinde oturanlar için mactaki futboldan ziyade bulmacalarindaki "bir kagit oyunu" sorusu daha önemliydi.. bereket melih sendil "batak" diyerek hadiseyi gecistiriyordu. toplar kaleye gitmiyor, de sanctis'in her degaji taça gidiyordu.. bereket neca oyuna giriyordu.. ben sahsen "işte maskeli balo ve onun sahte yüzleri" kivaminda bir türkü tutturmuştum. sahada iki maskeli oyuncu varken, saha kenarinda da kendini james bond zanneden bir arkadas vardi (skibbeden bahsediyordum) 70. dakikaya kadar oyuna mudahale etmiyor, oyuncular bildiklerini oynuyor, dahasi meira ne oynadigini bile bilmiyordu.. 3 tane ön libero 2 tane stoper vardi ortada dolanan.. geri kalanlar da kontragerilla gibi sacma sapan davranislar sergiliyorlardi..

macin sonlarina dogru uzun bir aradan sonra baris ozbek turuncu formasiyla bulussa da yaptigi en sahane hareket kaleye vurdugu topun neredeyse taca cikmasi olacakti.. ümit karanin da önüne indiremedigi bir topla mac 0-0 sona eriyordu..

örümcek

Sanırım bu son aylarda güldüğüm, en komik zamazingo.. İngilizce bilmeyenler için özetlemem gerekirse, adamin tekine banka mail atior, 250 kusur dolar borcunuz var bi zahmet ödeyin dior, adam da "o kadar param yok ama örümcek resmi cizdim onu gönderiyim" diyor.. banka tabi "özür dileriz ama ödeme olarak örümcek fotosu kabul etmioruz" dior.. haklilar.. ama bizimki de çok yerinde bi cevap gönderiyor "o zaman 250 kusur dolar degerindeki örümcegimi geri gönderin" şaşırıyor tabi banka. ama geriye postaliyor aynen.. bizimki öfkelenior "pardon ama bu gonderdiginiz benim örümcegim degil cünkü bunun 7 ayagi var ben böyle bir hata yapmam" diyor.. kücük bi münakasa oluyor ve sonra adam kabul edior 7 ayakli oldugunu.. bu sefer de "7 ayakli oldugu icin kabul etmediginizi düsünüorum ve bu sefer 8 ayakli bir orumcek yapip gonderiyorum. umarim bunu 250 kusur dolar olarak kabul edersiniz" diyor.. banka yine kabul etmiyor, ve örümcegi geri gonderiyor..





ekstra bir not olsun ki, örümcek geçenlerde ebayde 10 bin dolara satilmis :).. (smiley yaptim utanmadan)

22 Kasım 2008 Ankaragücü Fenerbahçe maçı

memlekete iyiden iyiye soguklar gelmis, bu soguklari firsat bilen akp yönetimi kömürleri "hediye" kivaminda dagitir olmus, ve cemal aydin hakemleri "nörüyonuz" seklinde aramisti.. işte bu ahval ve serait içinde bir kasim gününde, zemheride oynanan ve hic bir tarafin "gol" diye bagiramamasindan dolayi 0-0 biten musabakadir..

macin baslamasina daha günler kala, cemal aydin'in hakemleri ögrenmek adina telefonla konustugu gazetelere siziyordu.. konusmanin tam metnini bilmesek de şunu uydurabiliriz:

"-halis özkahyami ataniyor maca? yapmayin yahu.. firat aydinus un cakmasi o.. alenen benziyor adam da pek numarasi yok.. hahah deme yahu demek ben firat aydinus'um diyormus ahahah"

bu tarz konusmalarin italyada küme düşürülmekle sonuclandigini bilen futbol severler küplere biniyordu tabi.. ankaraspor küme düşmeliydi ve yerine altay cikmaliydi birinci lige..

her neyse bu durumda taraftarlar ankara'nin en büyük hali sahasina gelmisler, oynanacak maci izlemeye niyetlenmislerdi.. daha macin baslamasina bir 30 dakika vardi ki cemal aydin istifa'ya cagirildi.. ankaragücü taraftarlarinin tipik slogani olmustu gerci..

halis özkahya yerine maca verilen benzeri firat aydinus maci düdügüne astigi kocaman bir futbol topu ile baslatirken, fenerbahce'nin kolay kazanacagini herkes umuyor "vallahi ben 2 yazdim" muhabbetleri ortamda dönüyordu.. emre belözoglu, halisahada ön libero oynayan göbekli amca kontejyanindan maca dahil olmus, ileride de kücük emrah bakisli guiza ortamlara adapte olmustu.. "arkadas fevri oynamayalim paslasalim" diye bagiran mehmet yildiz kisim kisim fenerin üstüne gelmeye calisiordu..

fakat her iki takimda top oynamaya pek niyetli degildi.. resmen "yahu ayirttik yanmasin para şimdi" niyetiyle gelmislerdi stada. hatta hadise o kadar konsantrasyon disiydi ki, top volkanin ellerine geciyor, kamera "top volkanda" oldugundan baska yerlere donuyor ama top kornere cikiyordu.. gokhan bir ara "abi sakin" diye bagirmaya bile kalkiyordu hatta..

ankaragücü deniz seki'nin goguslerinin kücük oldugu zamanlardan beri fenerbahceyi yenemiordu sanirim. ve bugun de yenecek gibi degildi.. eeeylesine oynaniyordu işte mac..

ilk yari bu sekilde bitiyor, milliyetin internet sitesi "fenerbahce bastiriyor ama gol sesi gelmiyor" gibisinden bir manset atiyordu.. hayir benim izledigim mac ya bambaska bir macti, ya da milliyet uydurmakta sinir tanimamisti..

ikinci yariya ankaragücü baslama karari aliyor ve el yasa "arkadaslar herkes bildigini oynasin ya" diyordu.. ankaragücü ikinci yarida etkin oynuyor, fenerin tek bir atagi bile olmuyordu duran toplardaki kismi heyecanlar disinda.. az once volkan tanrisi peleye bir bakire kurban edip gelmis gibi duran jaba gol yollarinda etkisiz kalinca, deivid oyundan cikinca macin skoru daha 70. dakikadan belli oluyordu..

hülasa mac sonunda emre belözoglu arkadaslarina catiyordu

-kimden cikti ya bu mac fikri mina koyiim??
+abi sen degil miydin spor olur hem diyen??..
-yoruldum mina koyyim.. keske hic oynamayip izleseydim kaleye felan gecseydim..

Cuma, Kasım 21, 2008

Ay Dede


son olarak insanoglu'nun 1976 tarihinde ayak bastigi gök cismi, uydumuz, romantik serserimizdir ay... o tarihten bu tarihe, tek bir insan aya gitmemistir.. ki ben sahsen, bir insan olarak bundan utaniyorum.. tiksiniyorum.. (şu bilgileri de "ulan!! gary sinise astronot diilmiş gerçekte???" düşüncemin akabinde edindigim için kendimden de tiksiniyorum aslinda)

hayir arkadas, babaannelerini mi gordu bunlar ayda? onun için mi tekrar gitmek istemiyorlar ben anlamadim ki? "neil işemiş kenara, inanmassın feci kötü kokuyor.. adamin sidiginden atmosfer olmuş yahu" gibi bir gizli konusmanin falan geçtigini düsünüyorum ben.. insan niye gitmez aya yahu? bir şey yapmak ister insan.. birak 69'u, 76 da bir agaç dikilse, ne bileyim efendim, bir evin temeli olsa, şimdiye o ağaç meyve veriyordu arkadas!!! degil ev, olimpiyat stadi yapilirdi o tarihten bu tarihe..

şimdi ayni boku mars'a da yapicaklar.. gidicekler, 5-6 sene daha gidicekler, sonra işiycekler mi, napicaklar, mundar edicekler bi daa gitmicekler.. yazık vallahi yazık..

1990 yilinda japonya, 2007 yilinda da çin kendi yaptiklari zamazingolar ile "bi bakam biz de görem neymis bakam ay dedikleri giii" (gııı falan diyorum ki, uzak dogu edasi verilsin konusmaya.. lazca konusurken gideyrum dedigimiz gibi.. yanlis olmasin da) demişlerdir.. ama insan gondermemislerdir yine.. hoş ben çin'in en nihayetinde "made in china" olan mekikleri ile insan goturmelerine karşıyım arkadas.. 1 ytl ye bilemedin 3 ytl'ye alinan, pencere süngerleriyle, kapi carpmasin die arkasina konulan lastiklerle, sinekliklerle aya gitmek biraz sacma diğmi?

2010 bilemedin 2011 gibi (resmi olarak boyle konusuyorlar) hindistan da aya bir görünmeye karar vermiş ki ben sahsen onlardan çok umutluyum.. delikanli gibi çıksınlar aya otursunlar, gelsinler arkadaş..

benim merak ettigim... acaba kablo atsan buradan aya.. olur mu ki o ya? gerçi antenlere falan takilabilir kopar.. tamam.. ama bir şekilde bence ayi kullanmaliyiz.. günes panelleri mi yapilir, soya fasulyesi ciftlikleri mi kurulur ne yapilirsa artik.. mis gibi ay yahu.. degnegi diksen yesillenir.. (boyle vereyim de gazı, gerek çin gerekse hindistan hükümetlerine)

(sanat ayımız!! güneşimiz zeki müren'di bildiginiz gibi)

gerçi bu uzay arastirmasi yapan devletlere de hak vermek gerek.. aya gidip de ne yapican, yani ekin ektim ellere de, gül bitmedi yerlere denilecek bir yer degil ki.. çavdar tarlasinda gelin bile olunacak bir yer degil.. buyur `apollo 17` gorevinden bir foto,

yil 1972 oldugundan foto siyah beyaz degil.. foto renkli.. düşünün gari.. ortamda iki tane kaya var.. "buyur bakalim nasa, al sana kaya nereye dayarsan daya" demiş olabilir donemin başkani `nixon`.. çimento gotursen goturemesin, tugla gotursen goturemessin, koca tugla kamyonunu mekige yükleyemessin sonucta... ayda yapabilecegin yegane şey plaj futbolu.. onda da sert vurdu muydun, top direk uzayda.. eee...

hak verdim yani. suradan suraya yaziyi yazerken.. 1972 ye kadar cok durmussunuz "bir umut belki taşın altindan yusufcuk cikar, kertenkele, "sülümancik" cikar" demissiniz cok.. bravo..

ve sonuc olarak insanlarin yasadigi en büyük üçüncü hayal kirikligidir aslindabu ay.. ilki'nin adem tarafindan "oha 9 ay bunun için mi bekledik?? bu igrenc ufacik yaratik için?" oldugunu, ikincisinin de ses hızının geçilmesinden sonra "eee bişi olmadi" halinin oldugunu düsünüyorum...

zira gerek teleskoplarla gerekse gonderilen sondalar ile ayin ne bok oldugu biliniyordu.. hatta bence ve wikipedia'da yazanlara gore (ahaha utanmadan bence diyorum) ay'a ayak basilmasinin yegane nedeni "soktuk ruslara" demek içindir.. yani zaten hali hazirda, 1969'dan seneler evvel, hatta 1700'lü yillarda "tüh ya ayda kari yokmus abi" haberi gazetelere düsmüs, donemin hürriyet gazetesi "yıkıldık!" manseti ile bu haberi duyurmustur halka..

bütün bunlarin yaninda, ay yüzeyinde soylenen, ay atmosferine karışan ilk laflar ""contact light! okay, engine stop. aca - out of detent." imiş.. oyle "bu insanlik için büyük, benim için kücük bir adim" falan degil yani.. onu hazirlanmis adim atarken soylemis hususi.. hoş gördük insanlik için büyük adımı.. nerede büyük adim pardon bilader? ne degisti dünyanin hayatinda? rontgen cihazini bulan, curie bile "bu kanser benim için ölümcül, ama insanlik için cok yararli bir kanser" diyebilirdi rontgenden edindigi kanser için ama artizlik yapmadi.. sen sanki dünyayi degistircekmiş, ne bileyim efendim, savaslari bitirecek, sınırsız yiyecek saglayacak bir buluşmuş gibi aya ayak basmana "insanlik için büyük bir adim" diyorsun.. boyle kendini bilmezlik, boyle suursuzluk bilmiyorum ben.. yemin ediyorum.. bundan sonra ben de evden cikarken aynen bu cümleleri kurucam "bu benim icin kücük ama insanlik icin büyük bir adim" sonucta insanliga katkimizda fark yok.. ister ayda olsun, ister izmir'de olsun, adim dedigin ayni boktanlikta..

bi de ismi çok dandik olan gok cismi bence.. hayatta en cok kullandigimiz "evet" ve "hayir" gibi kelimeler bile iki heceliyken, ay, bildigin ay.. bu ne lan? koskoca gok cismi, gecelerimizin yol göstericisi, gecelerin yargici, yalnizlarin yoldasi, atalarimizin tanrisi, sadece "ay" yazik.. boyle daha tasakli bir ismi hakediordu bence. "ejder" gibi olmasa olur, o kadar hasmete gerek yok ama içinde boyle sert ünsüz lazimdi gibi geliyor.. bu da bence atalarimizin bi ayibi.. zamanında etraftaki cisimler "o , bu, şu" diye gosterilirken, kimin aklina "ay" demek geldiyse, yaziklar olsun.. ilenç olsun ona.. kahrolsun mezarinda, inim inim inlesin..

Perşembe, Kasım 20, 2008

Abazan Muhabbeti


bunaldigim muhabbet türü bu abazan muhabbeti.. yetti arkadas.. ne zaman disari ciksak bir 3-4 sap.. sokaktan gecen kadinlara bakip "nasil ottürürülür","ilik gibiymis ha","kimler yiyor bunlari ya" muhabbeti cevirmekten illallah geldi.. ben de istiyorum gari boyle kizli erkekli bir grupta yanci olmayi, ben de istiyorum agzimdan cikana dikkat edmeyi, küfür etmekten cekinmeyi, usturuplu konusmayi.. ama nalet olsun ya, nalet olsun kadere ki lisede fen sectim.. o günlere geri donsem direk yanasicam kendime "biladerim bu ipnetorlerin hepsi mühendis olucak, ömür billah abazan muhabbetinden kurtulamayacaksin, gel türkce matematik ol, gel sosyal ol" derdim.. yemin ederim..

buradan beni okuyan arkadas cevreme sunu demek istiyorum ki, "arkadaslar yüzünüze soylemekten cekiniyorum ama, yetti abazan muhabbetiniz.. illlalah geldi arkadas.. ne bitmez tükenmez mühendis acüzeligiymis bu!"

bu muhabbeti yapan igrenc muhendis herifler, yandan disi gectigi zaman, dirsekle dürtüp kaş goz yapip "çakar min buna?" seklinde sorarlar mesela.. "yok abi cakmam" dedigin anda "verse almazsin yani? peki mesela maria antoniette?? (burada türk ünlü oluyor aslinda genelde.. ama şimdi burada isim gecirmek başa iş açabilir.. abazan muhabbetinin ortasinda, gülben ergen'in işi olmamali!)" e donuyor muhabbet.. hadi ondan da siyirdim "abi 50 milyar verseler verir misin?" e donuyor ki bu cok korkunc.. ürküyorum o noktada ben..

ya cidden gari istiyorum, tiril tiril bir muhabbetimiz olsun, izledigimiz dizilerden usturuplu olarak bahsedelim, lost'tan bahsedelim ama kimse "kate i sawyer ne otturmustur ha" demesin, ne bileyim efendim ergenekon'dan bahsedelim de kimse "abi telefonlari dinlerken acaba sikis muhabbeti de dinlemisler midir?" demesin.. istiyorum bunu artik.. ben de dawson's creek gibi, kavak yelleri gibi arkadas grubuna sahip olmak istiyorum dostlar.. yeter!!! illlallah!!


hoş silahla yaşayan silahla ölür misali, abaza olmayan abaza muhabbetine girmiyor.. birisi cikip da "houup beyler ayip oluyor, biraz üsturup" demiyor, dese kimse muhabbete devam etmez..sonucta içimizden kimse ferhat güzel degil.. bugun o baslatiyor, yarin o gote kitleniyor, öte gün ben dirsekle dürtüp "gideri var ha" diyorum.. böyle bir fibonacci sayilari misali artan abazanlik.. önce 1 kisi abaza oluyor, sonra yandakini etkilioyor, sonra 2, daha sonra 3, yan masaya sirayet ediyor 5, 8, 13 diye giden, inanilmaz igrenc bir abazan spirali..

en nihayetinde erkek adamlarin, kendi aralarinda konusacagi muhabbetler belli.. araba, kiz, para, recep'in kendi kalesine attigi gol, kız, "bülent ersoy mu, rahsan ecevit mi, brad pitt mi?" kız, bilgisayar, kız, kız, kız..

kendim dahil,(aka cuvaldiz) tiksiniyorum erkek milletinden.

Çarşamba, Kasım 19, 2008

Banka şubeleri

abuk sabuk seyler icin girdigimiz banka subelerinde son 2-3 yildir gelisen "tusa basip numara aliyoruz sonra ses cikarmadan bekliyoruz" olayi dahilinde gelisen olgu..
ayakta dikililen siralarda yoktur bu hadise..cunku insanlar kaynamayi engellemek,ondekine degdirmeden, arkadakine degdirtmeden sabit bir sekilde durabilmek konularinda mesgullerken kendilerini heyecandan uzak tutarlar..

ama oturuyorsun orda yapacagin sey heyecandan baska birşey degil..

"aman yerde hali var ayaga kalktigimda takilmayayim ona","bir eli bank a koyayim mahsun gibi bakayim sonra da "meraba ben ugur kredi karti borcumu yatiracagim" i rutkay aziz tonlamasi ile soyleyeyim"...

kitap,gazete,dergi veya deterjan kutusu (burada tuvalette hala deterjan kutusu okuyanlara selam gondermek istedim) okumaniz bu heyecaninizi azaltmaz.. ben denedim hatta azaltmiyor bilakis o anlik dalginlik yeni heyecanlara sebep oluyor

- ya pardon 513 numara benimdi ama 514 olmussunuz.
+ ee bastim ama ben kimse gelmeyince yok sandim yeni numara alin lütfen..
- ama ben burda 45 dak.
+ lütfen qmatik orada
- bülent ersoy taklidi yaptiracaksiniz bana?

bu diyaloglarda bir yigit özgür kalitesine kavusamadima arkadas.. yillardir ugrasiyorum..

21. yuzyil her alanda stresle dolu devamli devamli..

Salı, Kasım 18, 2008

Hüznün Bes Asamasi

insanlarin baslarina gelen kotu olaylarla mücadelesini irdeleyen bir olgudur bu.. oturup düsünülmüs, yeterli orneklere bakilmis ve bir sekilde insanlarin baslarina gelen felaketler ile ayni sekillerde mücadele ettiklerine karar vermiş `elisabeth kübler ross` bunlar su sekilde..

birinci asama: `inkar`.. bu asamada "yok canim gercek olamaz.. hayir hayir" gibi sacma tepkiler verilir.. bu asama "yoksa?" düsüncesi ile asilir ki ikinci asamaya cumburlop dalinir.. mesela televizyon bozuldu.. ilk aşamada acilip kapatilir, kumanda'nin pilinin bittigi, elektriklerin olmadigi gibi işler düşünülür..

ikinci asama: `kizginlik`.. sag sol yikilir, kücük daglar devrilir.. "neden ben?","bu hic adil degil?" gibi seyler soylenir ki kimisi bu noktada kalip vampir olabilir.. brad stroker'in drakulasi tamamen bu "kizginlik" bölümüne insaa edilmistir.. drakula'nin manitasi türkler trafindan öldürülünce bizimkisi "tanrim seni inkar ediyorum ve seninle savasacagim" diyip gaza gelir.. yannistir.. yine de televizyon'un garanti belgesi aranir, "ulan daha yeni aldik.. nie boyle dandik seyler yapiyorlar" diye kizilir, icabinda kullanici servis hatti aranir.. küfredilir..

ikinci asamayi bir sekilde atlatan insanlar `pazarlik` evresine girerler.. "sadece sunu yapayim", "ulan maci ask-i memnu'yu izleseydim bari ya off sonra bozulsaydi ya" falan der ki gariptir.. en dramatik bölümdür bu disardaki sahislar icin.. gözler yasla dolar.. aglayanlar olur..

dördüncü asama `mutsuzluk` evresidir.. "nasil olsa ölecegim","nasil olsa oldu artik","sikilmis gotun davasi olmaz" gibi laflar en cok tercih edilenlerdendir.. bişi diyemessiniz "sacmalama" dan gayri.. zordur yakinlar icin bu evre.. baya uzun sürebilir.. gercek anlamda uzuuuuun sürebilir.. "nasil olsa televizyon izleyemiorum, niye oturma odasinda oturuyorum ki" denebilir bu asamada mesela

`kabulleniş` ise son asamadir.. "alasmarladik" kivaminda davranilir.. aciklidir ama yüreklendiricidir garip bi hüzün coker insanin üstüne.. hepsi o. "yarin yaptircaz artik naapcaz" denir televizyon için..

Pazartesi, Kasım 17, 2008


su omrumde yasadigim ilginc bir tecrube varsa o da kisitli gun sayisina ragmen dolmus muavinligidir a dostlar.. (samimi girdim bloga. ) 10 ile 15 yas arasindaki bir yas diliminde tam olarak "garson boy" kiyafetleri giydigimiz bir doneme rastlar bu muavinlikde.. genel kanida budur aslinda.. oyle cicek abbas filmlerineki gibi 20 li yaslarinda bir genc yapamaz bu hadiseyi. soforler omuzunda muavinlikten istifa etme yasi maksimum 18 dir zira..

her neyse muavinligin gorevleri nelerdir.. bir kere erketeci olacaktir muavin "kaptan sagda teyze var alalim iceri" , "kaptan citir isiklardan hemen sonra", "beyler cokelim trafik var" , "ablacim bindin parayi vermedin" gibi ispiyoncu ugraslar edinmelidir en basinda. kaptanin bir nevi ekstra agzi, ekstra gozleri, ekstra kulaklaridir, ekstra elleridir.. eller konusunu ileride daha genis irdeleyecegim.

nasil ki mc donalds turevi yerlerde "ayin calisani" tablosunda bulunmak hem motivasyon hem gereksiz caba arttirimi sagliorsa muavinlik icin de ayin calisani cercevesi on koltuktur. ön koltuga oturan muavin hem para alip verme islemlerini yapar hem de kaptanla bir diyaloga girer.. kaptanlar o yaslardaki cocuklara genelde "ee uurcum kamisa su yurudu mu senin eki ehi" muhabbettinden ote "uwwww laf at laf at sag tarafa laf at" seklinde direktiflerde verebilirler.. su hayatimda yaptigim yapmis oldugum bir iki laf atma eylemi hep bu zamana denk gelmistir. ünlü yazar grass in nazi oldugunu aciklayip özür dilemesi gibi ben de buradan özür dilemek istiyorum "ablacim canim ablacim.. sari etek giyen ablacim özellikle sana "off o göte bülbül öte" dediim icin beni affet eger bunu okursan ablacim"

geldik beni muavinlik mesleginden alikoyan hadiseye. dolmusu durdurmadan el kaldiran yolcuyu iceriye almak. bakin bu cok ustalik uzmanlik, kas, denge, tayming gerektiren bir hadisedir.. onun icin ben yapamadim dostlarim. ah dostlarim cilekes dostlarim. "kaptan solda yasli teyze" dedikten hemen sonra bir el hidrolik kapinin demirlerini tutar diger el disariya bir cengel misali uzatilir.. dolmus hafif yavaslardigi anda teyze belinden tutulup hooop iceriye birakilir.. ayni sekilde indirme islemi de teyzeyi elle alip ayaklarini yere deydirttip hizini almasini saglayip birakmaktan ibarettir.. ben bir kac teyze düsürdügüm icin kibarca isime son verildi..

muavinin bir diger gorevi de kahvehaneye kosup "sedat abi kaza yapti olay var abiler" deyip adam toplamaktir. bunun icin celik gibi guclu bacak kaslarina ihtiyac vardir tahmin edebileceginiz üzere. ayrica nefessiz kalip "nerde yapti lan kaza got oglani" lafina cevap verebilmek " high high high ucyol high high high agzinda" dememek icin saglam cigerlere de ihtiyac vardir..

ayrica saglam bir matematik bilgisine de sahip olmak gerekmektedir. 5 milyondan 2 ogrenci yi hesaplamak kolay olabilir ama 3.5 milyondan verilen 3 tam i hesaplamak zor olabilir.. hemen dolmustan inip "sedat abiye eksik para verdiler kavga cikti" seklinde kahveye kosmak gerekir..

ayrica yine arabesk fantagzi muzige hakimiyet olmasa da bir kulak asinaligi olmasi sahane olacaktir.. ama asla ama asla ama asla sarkilara eslik edilmemelidir.. yoksa "vaay uur ne güzel soyluorsun sen seni sikip cogaltmali" tarzindan teklifler alabilirsiniz..

unutmadan ekleyeyim kahveden adam cagirirken sozlerinize cok dikkat etmelisiniz.. ey genc muavinler ve muavinlige gonul vermek isteyenler size sesleniyorum "abiler sedat abinin ebesini sikiorlar" tarzinda bir cagri yapmak kavga bittikten sonra "sedat oglum noldu niye dovduk adamlari, senin cocuk sedat abinin ebesini sikiorlar dedi kostuk geldik ama?" tarzinda bir diyologun baslamasina sonunda dayak yemenize neden olacaktir.. aman diyim gencler.. lütfen.. benim dustugum hatalara siz de düsmeyin.. ayrica "uurcum git bu 10 milyonu bozdur gel" dediklerinde dolmusu gozde ayirmayin.. siz bozdurmaya gittiginizde dolmus coktan topuklamis olabilir.. kaptan soforlerin pek sevdigi bir "muavini bakkalda birakmaca akabinde tekel 2001 yok muymus eki eki seklinde gülmece " oyunudur bu.. bizim zamanimizda bu buralar olacakti peh..

Pazar, Kasım 16, 2008

milliyetci bukalemunlar

az once farkettim ki bu iguanalarin kertenkelelerin feci milliyetci duruslari var.. yani bi kertenkele dile gelip "bilader gel bişi konuscaz" dese ben tirsarim ama delikanli gibi dayagimi da yerim..



allaskina hayvandaki su durusa bakin.. alenen kurtlar vadisinden firlamis gibi.. bu sahane hayvanlar varken bu mükemmel durus varken ne idiu belirsiz kurtlari sembol bellemis milliyetci hareketi kinarim ben..

arkadasim bir kurtu evine alip besleyebilir misin? "ay dost merhabayim" diye yanina gitsen yer seni be!! kahreder.. ama bu kertenkeleler bu iguanalar oyle midir.. sakin hayvanlar, agir hayvanlar bir kere.. al evinin bas kosesine koy demlensin orada icsin rakisini yesin peynirini.. giki cikmaz.. ama bir kurdu alican eve.. 7 sulaleni yer..




bakin mesela bu fotoda.. bunun ayni ifadeyi ben reel hayatta ülkücü arkadaslarin suratinda gormediysem ne olayim..

ülkücü hareket kendine ceki düzen vermek istiyorsa kurtu birakip kertenkeleye, iguanaya, bukelamuna yonelmelidir.. iki kere iki dört..

16 Kasim 2008 Galatasaray - İstanbul B.B. maçı


tarihler 16 kasim'i gösterirken, örgün egitimdeki ögrenciler sinavlarla bogusuyor ve takvim yapraklari "haseratlarin saklanma tarihi" diye bir not düsüyorlardi üstlerine.. bilimum karinca olsun, ağustoş böceği, kunduz olsun bu tarihten sonra yaza kadar gözükmeyecekti anlasilan.. tüm bu namusait sartlar altinda galatasaray derbiden 3 puanla çıkan takim oluyordu.. goller kewell ve lincoln ikilisinden geliyordu..

galatasaray takimi aylar sonra, şu trafik konisine benzedikleri formadan vazgeçmiş ve nihayet gerçek renklerine dönmüştü.. hem de sari kirmizi parcalinin altini beyaz sort ile tamamlayip, bu stadin gördüğü en şık kombinasyon ile cikiyordu sahaya.. maçtan evvel yillarini bu renklere vermiş olan arif taraftarlar tarafindan cagriliyordu.. şahsım adina ben arif'i özledim arkadas.. girse oyuna, atsa iki depar, ceza sahasinda düsse hakeme baksa, oyundan alinirken gidip yakindaki 2 arkadasini öpse, hakemin elini sıksa, girecek oyucu için subhaneke okuyup yanaklarindan öpüp sahaya sıksa fena mi olurdu? yillar geçip giderken gençlikteki hikayeleri de özlüyor insan..

her neyse mac selcuk dereli'nin ilk düdügü ile baslarken galatasaray'in oyunu bir garipti.. servet forvette akinlara katiliyor, lincoln defanstan top cikartiyordu.. hababam sinifi mahmut hoca'dan kacak mac yaparken bile pozisyonlarini biliyorlerken, yani ne bileyim güdük necmi defansta oynarken, inek saban forvetken, hayta ismail orta saha iken, mesela servet'in ne oldugunu kimse cozemiyordu.. hayir `hannibal lecter` misali bir maske takan servet ile rakibi korkutmaksa plan, işe yaramiyor mösyö skibbe.. şahsen ben korkarim üstüme o maskeyle o cüsse ile birisi yürüse, ama işte ne büyüksehir kalecisi behram, ne de defansta bugun harikalar yaratan markus ürkmedi..

galatasaray sagli sollu, akin akin geliyordu yine de.. herkes bildigini oynadiginda dahi bu takimin oyuncularinin bir şey yapacagi asikardi.. sagdan bi orta, soldan bi orta, servet'in göbekten bindirmeleri derken korner üstüne korner oluyor, 30 kusuruncu dakikada da bu kornerlerin birinde harry kewell topu aglara gönderiyordu... kewell zaten macin baslarinda "hocam sikko oynuyoruz benim soyle bir planim var" diyerek skibbe'ye gitmis, skibbe'nin olurunu aldiktan sonra kendi taktigini takima oynatmaya calismisti.. tribunler "we're playing like a fool, what about harry kewell" diye (aptal gibi oynuyoruz, harry hewell'dan ne haber?) bagirirlarken, ilk yarinin son düdügü selcuk dereli'nin nefesi ile caliniyordu..

sabri'nin annesi devre arasinda sabriyi ariyor "oglum ensende formanin kumasi cikmis onu bi düzelt" diye uyariyordu.. diğer anneler ayni duyarlilikta olmadigi icin, formalarn enseden cikan parcalarini yarim devre daha gormeye devam edecektik..

Galatasaray ikinci yariya "saha bu kadar sulanir mi arkadas?" serzenişleri ile cikiyordu.. ama sahaya cikan takim galatasaray'dan ziyade 23 nisan'da gösteri maçı yapan danone takimi gibiydi.. dogru düzgün bir oyun oynanmiyor, bunun karsiligi olarak da istanbul belediye boyna pozisyon kaciriyordu.. de sanctis bir sekilde takimin gol yemesini önlerken dakikalar geçip gidiyordu...

arda'nin kalp ritmi yükselerek dışari cikiyor, lincoln çok şık bir şutu direğe nişanliyor derken tribunlerde "lan bi gol yersek cikartamayiz" düsünceleri olusuyordu.. ama büyüksehir belediye o golu atamayinca lincoln de topu aglara gonderdi..

hülasa 2. lig b kategorisinde altinordu-fethiye spor macından sonra izledigim en kötü futbolu izliyordum bugun.. "senin için harcadigim zamana yazik, sen en güzel duygularin katilisin" sarkisi agzimizda, üc puan cebimizde uzaklasiyorduk tribunlerden..

Cumartesi, Kasım 15, 2008

minare seklinde kolonya sisesi


en sonunda efsanevi minare seklindeki kolonya sisesini buldum dostlarim.. gitti gidiyorda satiliordu hemen aldim.. cocuklugum bu siseyle oynayarak gecti.. fakat adam gittigidiyorda satarken soyle bi not düsmüs "minare 21 cm boyunda... başarilar" hayir nesine basarili olucaz onu anlamadim ben.. yazik.. bir de kapagini kaybetmis heralde.. zira sifri olmasi gerekir idi.. ki bu haliyle basarmamiz cok zor..

masal I

Bundan yıllar yıllar önce, belki de yıllar yıllar sonra, en iyisi bilinmeyen zamanda, yine bilinmeyen bir kıtada, çok güzel bir ülke varmış. Adını söylemek istemiyorum burada ama siz bu ülkeye kendiniz bir ad verebilirsiniz. Hem güzel deyip kestirip attığıma bakmayın, somut kanıtlarım var bu konuda. Mesela tüm kediler kendilerini sevdiriyormuş bu ülkede. Ya da kolaların asla gazı kaçmıyormuş ülkenin havasının özelliğinden.

Ama esas güzel olan, bu ülkeyi kraliçeler yönetirmiş. Bir kız 16 yaşına geldiği zaman, kraliçe olabilir, bu kraliçeliği de 26 yaşına kadar yaparmış. Ama esas ilginç olan bu süre içinde, gözleri bir kumaş parçası ile bağlı olurmuş, ve katiyen açmasına izin verilmezmiş. Çünkü eğer gözleri açık olursa, verdiği kararları adil bir şekilde veremeyeceğine inanırmış bu ülkenin halkı. Gözleri kapalı olduğunda, gördükleri fikirlerini etkilemez, veya aklını dağıtmaz böylelikle daha adil bir karar verebileceğine inanılırmış. Kraliçe’nin yanına da bir erkek yardımcı verilirmiş. Hem onu korusun, hem ona göz olsun diye. Ama yine yukarıdaki nedenlerden dolayı, yardımcıların konuşmalarına izin yokmuş. İzin yokmuş ama tarihte yaşanmış birkaç kazadan sonra, bu izinin daha sert uygulanmasına karar verilmiş ve yardımcıların ağızlarına bant yapıştırılmış.

Gel zaman git zaman, öykümüze konu olacak prensesin zamanı gelmiş. Güzeller güzeli, bir kızmış. Yanakları tombul, güldü mü güllerin beraber güldüğü, siyah saclı, beyaz tenli, pamuk prenses’in kıskançlık krizine gireceği kadar güzel bir prenses, kraliçe olmuş. Ve tabii ki adet üzerine yanına bir yardımcı verilmiş.
Yardımcı kraliçeye daha ilk gördüğü anda sevdalanmış. Ama sonuçta kraliçenin yardımcısı olduğundan bunu görev süresince yani on yıl boyunca söyleyemezmiş kimseye. Zaten ondan sonra da söyleme şansı yokmuş. Sonuçta birisi eski kraliçe olacak, diğeri eski yardımcı olacak ve bambaşka hayatlar süreceklermiş.

Her neyse günler günleri kovalamış, haftalar ayları, aylar yılları kovalarken birlikte vakit geçirmeye iyice alışmışlar kraliçe ve yardımcısı. Birisinin gözleri bağlı, diğerinin ağzı kapalı yaşarlarken aydan aya kendilerine bir iletişim yöntemi bulmuşlar. Mesela yardımcı evet demek isterse, kraliçe’nin sağ eline dokunuyor, hayır demek isterse sol eline dokunuyormuş. “Dokunuyormuş” diyip geçiyorum ama, gelin bir de bunu yardımcının kendisine sorun o kadar kolay bir şey miymiş dokunmak. Her dokunuşta kalbi yerinden çıkıyor gibi oluyormuş aşık yardımcının. Ama söyleyemezmiş ki kimseye, dahası söylese, dahası aşkını ilan etse, mesela kraliçe de ona aşık olsa, çok sevse, gözleri açıldığında sevmeme olasılığı duvar gibi duruyor ki önünde.

Ama tabi aşkın sınırları yok. Aşkın gözünün önünde bir bez, veya ağzında bir bant yok. Her dokunuşta, her iletişimde kraliçe çocuğun kendisine olan aşkını daha da anlamış. Ve dahası kraliçe de bu sessiz konuşmalarında kendisini anlatan çocuğa, ona bambaşka dokunan, onu herkes den koruyan, ona en yakın olan insana sevdalanmaya başlamış. Kraliçe dokunuşlardan anlamış anlamasına yardımcının da kendisine aşık olduğunu ama bundan nasıl emin olabilir ki? Olamıyormuş da zaten, “Ya yanlış anladıysam? Ya bana aşık değilse ve ben ona tek başıma aşık olduysam” diyormuş.

Sayılı yıllar çabuk geçiyor tabii ki, en nihayetinde on sene dolmuş göz açıp kapayıncaya kadar. Ve taç teslim merasimi gelmiş çatmış. Bu merasimde kraliçe tacını yerine gelecek kraliçeye bırakacak, gözündeki kumaşı çıkaracak ve yardımcının da ağzındaki bant açılacakmış.

Önceleyin yardımcının ağzındaki bant çıkarılmış. Kraliçe beklemiş bir söz duymayı. “Seni seviyorum” desin istemiş, “On senedir bu günü bekliyordum” desin istemiş ama ses çıkmamış. Tek bir tını titretmemiş havayı. Kraliçe’nin gözünden ufak bir damla yaş düşmeye yeltenmiş gözündeki kumaşı sıyırıp. Zaten bir dakika sonra da gözlerindeki kumaş çıkarılmış kraliçenin. Ama gözleri açılmamış. Çünkü gerçekten körmüş kraliçe. Yardımcısı bunu görünce şaşırmış önce. Sonra koşmuş, bir yıldırım gibi koşmuş, bir yarış arabası gibi koşmuş ve sarılmış kraliçenin beline. Dudakları kraliçe’nin dudaklarına değdiğinde, kraliçenin fark ettiği iki şey olmuş. Birincisi göz yaşlarının sevinç göz yaşlarına dönüşmesi, ikincisi ise yardımcısının hali hazırda bir dili olmamasıymış.
Töreni izleyen herkes göz yaşlarını tutamamış bu büyük aşkın karşısında. Ve tabii ki bulutlardan töreni izleyen bir peri de tutamamış göz yaşlarını. Töreni izleyenler bir şey yapamazmış ama peri yapabilirmiş. Kraliçe’nin dokunuşu bir dile dönüşmüş yardımcının ağzında, ve yardımcısının göz yaşlarından iki damlası iki çift mavi göz olmuş kraliçenin karanlığına.

Ve bu hikaye anlatıla gelmiş, görmenin, duymanın olmadığı yerlerde bile aşkın büyüyebileceği konusunda.

su perisine..

köy bakkalı


bu dükkanlarda inanilmaz seyler bulabiliyorsunuz.. ve genelde sehirde bir zamanlar deli gibi tükettiginiz, ama sonra ortadan kaybolan mükemmel seylerden bulunuyor ki her köy bakkali birden masumiyet müzesine, nostalji curcunasina falan dönüşüyor..

mesela geçenlerde rc kola gibi leblebi tozu gibi futbolcu kartlari gibi şeyler satiliyor..



futbolcu karti diyince aklima geldi resmen bak.. sikik bir ikramiyesi olurdu bu kartlarin.. "75 oyuncunun hepsini tamamlayin, ve büyükdere caddesi 72. numaradaki yerimize gönderin ve uzaktan kumandali araba kazanin" gibi bir şeyler yazardi arkasina.. daha kartlar cikar cikmaz da soylenti dolanirdi "aşağıki mahallede bi çocugun amcasinin oglu gondermis kartlari uzaktan kumadali arabayi direk göndermişler olmmm" şeklinde..

amma lakin hiç bir zaman o kartlar tamamlanamazdi.. zira lemi veyahut orhaneksik olurdu.. lemi veya orhan asla bulunmazdi. ve bi sekilde yine söylenti çıkardı "bizim okulda 5. lerden bir çocugun dayisinin oglunun üst mahallesindeki bir çocuk lemi kartini 1500 karta satmis" diye.. "vay anasini satayim. olm bana cikarsa o zaman göndermem 1500 karti alirim. naapcam oyuncak arabayi pilleri cabuk bitiyor onlarin hem halida da gitmiyorlarmiş" diye de cevap verirdim şahsen.. kücükten bir sosyal zekam vardi.. herkes kart basmaca oynarken ben tek basima uzaktan kumandali arabayla ne iş yapacaktim degil mi ama?

hic bi zaman çıkmadi o lemi..

her neyse.. geçenlerde bir tane köy bakkalina girip karton kutuda 150 gramlik omo deterjan ile, findikli tombi aldim ve ülker probis aldim..

ne garip iş yahu.. 89 yilinda dükkani açarken bir stok yaptin, hala ondan mi yiyorsun anlamiyorum ki arkadaş ben.. hala nasil satilir bu ürünler?

görücü usulu

yas bir noktaya gelince etrafinizdaki insanlarin bu yontemle evlendigini goruyorum da hayret ediyorum. az evvel görücü usulu ile evlenilen bir düğündeydim.gayet de sahane, keyifli, hayayli bir dügünde.. ben sahsen bu gorucu usulu piyasalarinin bir sekilde kendisi bir iş tutturamamis, yeterince sosyallesememis boylelikle evde kalmis, onun bunun yardimina ihtiyaci olan insanlarin elinde oldugunu dusunurdum..

ah ne yanilmisim dostlar ne berbat fikirlerim varmis..

bu gorucu usulu hadisesine gayet iyi egitimli, cok güzel fakat ilişki hadiselerinden yorulmus kizlar da girerler "anne beni soyle iyi biriyle eversene" diyverirlermis.. baktiginda mükemmel bi uygulama. hic oyle facebook eksi sozluk falan ugrasmiyorsun. "anne sevgili bulsana bana" diyorsun bitti. 3 hafta ile 2 ay arasinda meyvasini topluyorsun.

ama anasini satiim son derece modern sahaneyiz kendimiz bulucaz burda kicimizi yirticaz sevgili bulabilmek icin..

bi de derler ki insanlar son zamanlarda daha modern daha kolay yasiyorlar... neyine kolay lan dallama? neyine modern? adam işte 300 sene evvel gorucu usulu ile manita yapiormus da o manita yapmaya harcayacagi süreyi bilime, sanata ayiriyormus.. bugun gorucu usulu ile evlenme olmasa aha buraya yaziyorum ne istanbul feth edilirdi ne ronesans cikardi.. yaziklar olsun uygarliga! kahrolsun modernizme!

hoş bu arayış her zaman işlemiyor görücüler tarafında:

-"hattınızda 12 kontur kalmistir"
+saol kizim sesin de güzelmiş evli misin?

anneanne

kadeş anlasmasinda falan yazmaz aslinda "işte bu anlaşma ile antakya topraklari hititlere verilecek, ve yaşlilar her zaman önce öleceklerdir" denmez. ama bir sekilde insan aklini basina aldigi ilk andan itibaren bilir bunu.. öyle varsayar. dünyanin akışı bu yöndedir çünkü. sırasi gelen herkes bir şekilde burada ayrılacaktir (ve çok giden memnundur ki yerinden,haber vermezler oralardan).. yani en nihayetinde adam olan insan, yasadigi süre zarfinca kendini buna hazirlar..

ama olmuor işte. birden kendinizi apayri hissediorsunuz.. hiç bir zaman gidebilecegini düsünmüorsunuz. kendinizi bildiginizde de yasli cünkü o mavi gözlü, güzeller güzeli insan, hala da yaşlı.. merdivenleri çıkarken yorulurdu her zaman, ve tvdeki haberlere kulak kabartirdi sesini acarak.. 10 yaşımdayken de böyleydi, 25 yaşımdayken de.. ama sonra bir bakiorsunuz, bir şeyler ciddi manada yanlış olmayabaşlıyor. hayat sizi oradan oraya savururken, belki de ilk kucaga konusunu yaptiginiz insan göçüp gidiyor.. "uur aç bakalim yaprak dökümünü" demesinin üzerinden 1 ay geçmemişken hem de..

insanin aklinda sacma sapan seyler kaliyor. eliyle yerlestirirken o kahverengi topraga mesela, "yahu mavişim, çok üşürsün sen napicaksin buralarda" diye sormak istiyor.. "anne anne üstüne bişeyler getireyim mi?" demek istiyor, "acıktın mı isitayim mi çorbayi" diye sormak istiyor..

sonrasinda bir gariplik.. sanırım en büyük eksikligini bayramda hisseder insan.. sabahin 9 unda evden cikinca, arabayi calistirinca, ilk kimin elini öpecek insan simdi? ilk kimden duyacak "oglum gelmis benim" lafini.. cok karisik bu hayat yahu.. yemin ediorum.. hani tamam ölüm allahin emri de, ayrilik da de facto gelmeseydi be tanrim?

söz verdim ama, sen gidince gülmeye devam edemedim be annem.. çok çalıştım bilior insanlar.. komik komik şeyler yazdim buralara.. olmadi ama.. gecenin bi vaktinde girdin aklima.. sesini en son duymamin üstünden 3 gün gecmemisken..simdi biraz gecsin yine o cok sevdigin sekilde gülücem kivircik saclarimla tipki rüyanda gördügün gibi.. cidden söz..

rüyalar ölür mü ki lan?

izmir



http://www.1resimler.com/data/media/502/eski-izmir_saatkulesi.jpg


rum ilidir izmir, ve 100 senedir türkler, 30 senedir de türkler ile kürtler içine sıçmaktadir.. "daglarinda çiçek açarken" düşmandan alinan izmir'in daglarinda artik toplu konut idareleri açıyor.. kadifekale'ye kürt varligindan dolayi cikilip çay içilemiyor, derelerinden pislik akiyor.. ama izmir bizim ya.. her sene gelip hükümet konagina o sefil yunan bayragini indirip, türk bayragi asiyoruz ya.. yaşasın..

hani gitmeleri gerekiyordu ya o rumlarin buradan, yunanlilarin mubadele edilmeleri gerekiyordu ya tekrar cikip gelmesinler diye, sarkilarini burada birakan insanlar bu şehri sizden daha cok seviyordu efendiler.. "raki ve zeytin yagli yaprak dolmasi bizimdir" derken, hic bir zaman kadifekaleye cikip rakinin yaninda meze yapamayacaginizi, ama onlarin yaptigini da bilin.. bu baglamda, onlar mi bizler mi diye secim yapmak gerekseydi, onlardan olurdum diyeyim de iyice satayim vatandasligi.. vatandaslik dedigin dünyanin en güzel sehirlerinden ikisini (istanbul ve izmir) yüz senede piç etmekse tabi..


şöyle kısaca özetlemek gerekirse izmir tarihini, ilk olarak deniz kenarinda falan degil, kızılçullu'da şelalerinin altinda kuruluyor.. kızılçullu'da "kominist" tehlikesinden korkularak, "şirinyer" diye isminin değiştirildiği bir semtimiz.. şu su kemerlerinin, nato'nun olduğu yerlerde izmirian'lar ilk yemeklerini yiyorlar. zaten homeros falan da oradaki magaralardan birinde doguyor mesela.. basliyor oradan hikayelerini anlatmaya:

"ülen demiş, hektor. deliganliysan çıkıve ülen dışari bakem hele.."

sonra persliler gelmiş.. izmirliler tabi cakallar.. alenen heba etmemisler kendilerini, şehri yakip yiktirtmamislar.. tak haber salmislar iskendere.. anlatmislar dertlerini bir bir.. iskender de gelmis sehre, bakmis belkahve'den.. ali vermiş persin elinden.. sonra da pagos'u kurmuş, etrafina duvar ordurtmus.. pagos dedigin kadifekale.. şehir oradan almis yolunu sonrasinda.. hiç bir zaman atakan olmamis ama.. efes mi büyümüs, eyvallah.. aydin mi serpilmiş, eyvallah.. manisa seyhzade ili mi olmus, ona da eyvallah.. izmir bizim ya, gerisi yalan demisler..

sonrasinda muslumanlar gelmis, cakabey almis sehri, 10 bin müslüman yerlestirmis sehre.. türk sehri yapacakmiş izmiri, ama olmamis.. 10 bin müslüman'in kanlari ile akmis gediz.. sonra tekrar alinmis izmir, sonra tekrar verilmis.. bir ara orospuya dönmüş.. donemin haber bültenleri "izmir: bugun düsman isgalinde" gibi haberler gecer olmuslar..

hacli seferleri, fetret devri falan derken, bir ara izmir seyh bedrettin ve müridlerinin olup, tarihinde ilk kez chp'li bir belediye baskani'ni secmistir.. teee o zamanlarda solcudur izmir aslen.. sonra tabi, edirne sarayinda damizlanmis atlarin nallari ile ezilmistir bu vakur isyan.. ve börklüce mustafa'nin izmiri..

izmir'e tarihte en cok hizmet eden insan, köprülü fazil ahmet pasa'dir.. girit'i almayi kafasina koyan pasa, izmir'i üs bellemis, hanlar hamamlar, katlar tersaneleri ve hatta alsancak stadi'ni o devirde yaptirmistir.. yil 1700 falan..

http://aton.ttu.edu/images/pics/14-01-alsancak01.JPG

izmir bu yatirimlarla tarihte gorulmedigi kadar serpilmistir.. yani acik olmak gerekirse, izmir'i izmir yapan, köprülü fazil ahmet pasadir.. nur içinde yatsin.. ahmet pasa'nin cenazesi alsancak camii'ninden temsili olarak kalkarken, insanlar "akdenizde iki liman vardir, birisi izmir digeri marsilyadir" diyebilmislerdir..

sonrasinda melül bir izmir yangini vardir yunanlilardan sonra.. biz yunanlilar'in yaktigini söyleriz, yunanlilar "ermeniler yakmistir" derler, biz sonra "ermeniler yakmis olabilir" deriz, ermeniler de "türkler bizi soykirmistir" derler.. bir gariptir.. yangin'in cikis yeri olarak türk mahallelerinin görülmesi, ermeni'lerin sehri yakmis olabileceklerinin bir kaniti olabilir... insan kendi oturdugu mahalleyi ilk yakmaz yahu..

izmir'in her çağda büyük zelzeleler,yangınlar ve su baskınları geçirdiği görülür.bilhassa 1780 civarindan baslayan, ortalama 20 senelik periyodlarla izmir tingir mingir sallanmistir.. cumhuriyet tarihindeki en büyük zelzele 1931 yilinda meydana gelmis, ve yaklasik 600 kisi bu zelzelede vefat etmistir..

zelzeleler bir yana, belli basli binalarin yapilis tarihleri şu şekildir: hisar cami 1811 yılında, sarı kışla 1817'de, aydın şimendifer hattı 1858'de, kasaba şimendifer hattı 1863'te,karataş(karantina) mahallesi'nin inşası 1865'te,hükümet konağı'nın inşası 1868'te,rıhtım hattı'nın inşası 1868'de,islahanenin"şimdiki mithatpaşa erkek sanat enstitüsü" 1868'de, izmir gümrüğü'nün inşası 1881 yılında mümkün olunmuştur.. bu tarihte türkten çok yunan'in yasadigi şehrin, eski binalarinin tamamen yunan eseri oldugunu soyleyebiliriz.. yani su anda bize "aman tanrim bunlar ne güzel eski binalar" dedigimiz her sey yunandir.. ve bu yüzdendir ki ben anlamam izmir halki'nin yunanlardan nefret etmesini.. sahsen ben izmir bugun türk olmasa da mesela fin işgali altinda olsa da, eger finlandiyalilar gelip izmir'e hizmet edeceklerse fin olabilirdim.. elimi gogsume koyup fin marsini soyleyebilirdim.. o yüzden dert degil benim icin yunan mi yapmis, osmanli mi etmis..

ayrica osmanli'nin son doneminde yasanan büyük olaylarin bir listesini soyle yazayim.. belki eglenen birileri cikabilir:

"zantalıların izmir'de fesat çıkarması 1790,
mahmut musa paşa'nın izmir'de idamı 1807,
izmir'deki yabancıların hüsrev paşa tarfından kefalete raptı 1810,
fesat yuvası haline gelen kahvehanelerin islahi 1810,
bütün zorbaların izmir'den tardı 1816, (bu aslinda efelerin izmirde bir konakta yok edilmelerinden baska bir şey degildir ve dandik bir olaydir.. ama efe dedigin, yunan işgalinde gorev alanlar disinda, aslen eskiyadirlar)
memleket hastanesinin inşası 1849, (gogus hastanesi olarak gecmektedir su an)
sultan abdülmecid'in izmir'i ziyareti 1850,
izmir'in büyük yangını 1862,
sultan abdülaziz'in izmir'i ziyareti 1863,
izmir'de büyük kolera salgını 1867,
hükümet konağının inşasına başlanması 1868,
midilli zelzelesinin izmir'de hisar camii kubbelerini sakatlaması 1869,
rum ve yahudiler arasında kütle halinde kavga 1872, (tam olarak 62 kisi mefta olmus, 247 kisi de yaralanmistir)
hükümet konağı inşası ikmali 1873,
tiyo ve kiyo yalı kahvehanesinin ve banyosunun yıkılarak 80 nüfusun boğulması 1873,
brezilya imparatorunun izmir ziyareti 1877

http://bluepoint.gen.tr/izmir/new/22.jpg

osmanli zamaninda efelerin bir sekilde eskiya olmasindan bahsetmistik, soyle de bir hikaye anlatalim: ingiltere konsolosu mr.jonh fisher'in kızı mary 1879 yılı 24 mart sabahı çarşıda bir antikacı dükkanı önünde konsoloshane kavaslarından ahmet'le birlikte bulunurken meşhur zorbalardan ve eşkiya başlardan ali garlı tarafından kucaklanarak kaçırılır. sehirde efeler cirit atmaktadir ve vali bir halt yiyememektedir..

ben bundan sonrasini ögrendigim kitaptan aynen yazayim.. daha iyisini anlatamam zira:

"bu hadise şehirde derin bir teessür uyandırdığı gibi ingiliz konsolosu hemen vali ahned hamdi paşa'yı makamında ziyaret ederek bu hadiseyi esefle karşıladığını bildirerek şunları ilave etti.:
"vali paşanın,şehir ortasında haşmetli ingiliz imparatorunun mümessili olan bir konsolsun kızının tecavüze uğramasını bu kadar soğukkanlılıkla karşılamasına ve kifayetsiz tedbirler almasına hayret ederim.şuna kani olmak lazımdır ki asayiş denilen bir şey kalmamıştır.ve ben kendi adamlarımı,kızımı kaçıran eşkiyanın arkasından yollamak zorunda kalıyorum."
vali paşa konsolosa sükünet tavsiyesinde bulunduktan sonra şu karşılığı verdi:
"konsolos cenapları,kızının şehrin göbeğinde bizim erkeklerimize hoş gelmeyen hareketlerine müsamaha ettiği müddetçe bu kabil hadiselerin önü alınamaz."
"yani kızım sokağa çarşaflamı çıkmalı,kara bir beze mi sarılmalıdır?"
"bunu bilemem konsolos cenapları..kanaatımca başka memleketlere vazife ile gidenler,gittikleri yerin örf ve adetine,halkın hissiyatına hürmet etmek mevkiindedirler.kızınız çarşı ortasında sebzeciye,meyveciye,dükkancıya kırıtır ve şunun bunun hatırı gönlünü kırarsa akibetinden ben mesul olamam.bununla beraber kızınızı en kısa saatlerde size teslim etmek benim vazifemdir."
filhakika öğleden sonra konsolosun kızı bulduruldu.ve eşkiyanın elinden(valinin ödediği yüz altın fidye mukabilinde) alınarak konsolosa teslim edildi.bununla beraber ingiltere'nin o zamanki osmanlı hükümeti nezdindeki büyük elçisi sir henry osten leyart babıaliyi ziyaretle bu hadiseyi protestodan geri kalmadı."


osmanli genelde izmir'e diger illerinde basarili olan valileri atamistir.. ama bu valiler, derebeyi, aga sistemine alisik olduklarindan bir sekilde izmirle bas edememisler.. tüm türkiyeden bambaska bir etnik yapi vardir zira türkiyede.. bir anadolu kasabasi olsa da, alenen rumeli vilayeti gibi işler.. nusufu yahudi ve rumdan olusan, türklerin azinlikta ve koylerinde kaldiklari bir ili, derebeyi misali yoneten valile cakircali efe gibi yoruk ali gibi kamali efe gibi efelerin olusmasina ön ayak olurlar.. osmanli bu tarz efelerle bas edememis, bas etmenin yegane yolunu, izmir'i bilen, izmirlileri bilen mithat pasa gibi valileri ile atamakta bulmustur.. mithat pasanin adi hala izmirde yankilaniyorsa, efelere bile kendisini sevdiren bir adam olmasindandir diyelim..

tüm bu basarili valiler, garp'in kurnazligi ile bas edememislerdir. efeler ile anlasan hükümet, sehre yogun olarak gosterilen bati ilgisini anlamlandiramamistir.. bir gün gümrükte bulunan taslarin nereye götürüldügü sorulmustur mesela alman konsolosuna, konsolosun verdigi cevap "bunlar sizin işinize yaramaz,taşlarla uğraşacak vaktiniz yoktur." olmustur.. hakketten vali'nin işi coktur.. ve o taslar bergama müzesi'nin olusmasini saglayacaktir.. ve artemis heykeli yurt disina izmir limanindan cikacaktir..

yine de halil rifat pasa'nin soyle bir aciklamasi vardir tarihe not düsülen:

" alman devletinin buradaki mümessilinin siyasi hiç bir sıfatı olmadığını hatırlamasını sık sık tekrar eder dururum.fakat zatı devletleri bunu anlamamakla ısrar ve taannüt gösterirsiniz.o taşlar benim memleketimin cevherleridir.buna apaçık hırsızlık derler.ben siyasi bir hüviyeti olmayan sana kendi topraklarımdaki kıymetlerden bir parçasını dahi çaldırırsam yuh ervahıma"

izmir'in savastan onceki en büyük valisi süphesiz ki esref pasa'dir.. isminin hala izmirde gocmen cocuklarina verildigi esref pasa, resmen bir semt yaratmistir.. varyant yolunun dusuncesi ortaya atilmis, bir sekilde oraya toprak bir yol yapilmis, pichane, esrefpasa camii, pazar yeri gibi yerler yapilmistir.. yaklasik 100 sene sonra zeki müren in bi odasinda vefat edecegi esrefpasa hastaneside yine pasamizin eseridir..

esrefpasa'nin zamaninda sehir ancak, simdiki karatas erkek lisesine kadar uzaniyordu ve oradan sonrasinda kayaliklar bulunuyordu.. göztepe takiminin kurulmasina imkan vermeyecek bir bakirlikteydi oralar.. simdiki halil rifattan yukari cikildiginda, üc yol ile karsilasiliyor, hatay tarafina gitmek isteyenler, en son arap hasan mahallesine kadar gidebiliyor, oradan sonrasini yine doga kapliyordu.. yani ne amerikan kiz lisesinin kizlari vardi, ne de cesme duragi.. cesme duraginin yerinde, hakket bir cesme bulunmaktaydi.. arka taraflar karafatma dagiydi hatta..

tilkilik'in kenarindan yapilan ikiçeşmelik yolu da, o arap hasandaki cesme ile, cankayadaki iki cesmeyi birbirine bagladigi icin iki cesmelik adini aliyordu.. yil 1900 falan.. ilk "86" otobusu bu tarihten 50 sene sonra işlemeye baslayacak, ve troleybüs olacakti..

simdi mesela izmirde bir haltlar cevrilmeye calisildiginda, mühendisler odasi dava acar ya belediyeye, ne bileyim efendim mesela kordondan yol gecirtmek ister manyak bir belediye baskani, mesela fuar'in yanina dev bir kule dikilmek istenir ama hep bir sekilde yaptirilmaz ya bu izmir'i seven insanlar tarafindan, eskiden de oyledir bu.. izmir ruhu diye bir sey vardir ve bu insanlar ellerinden geldigi kadar izmir'in icine sicilmasini önlemeye calisirlar..

"evliyazade refik bey'in belediye reisliğinden istifası ile hasan paşa'nın belediye reisliği zamanı arasında kısa bir müddet izmir belediyesini vekil olarak kemahlı ibrahim bey idare etmiştir.mütareke senelerine tesadüf eden bu vekalet günlerinde ibrahim kemahlı tıpkı bir diktatör gibi hareket etmek istedi.belediye nizamları ile başkanın mukayyet olmasına bir sebeb ve lüzum görmüyordu.bir gün salepçioğlu camii civarında bir şahsın yaptırmak istediği eve belediye fen heyetinin "olamaz" dediğini işitince fena halde sinirlendi.başkatip hafız hakkı efendi'yi çağırdı:

-a..be..hakkı efendi,dedi.mühendis yapılmaz demiş.ben yapılmasına izin vermiştim.mühendis mi reis,ben mi?
+sen reissin beyim.fakat yaptıramassın,kendi başına izin veremessin.
-neden hakkı,bu binada bana kafa tutacak daha büyük biri mi var.
+yok ama,sen belediye nizamlarını değiştirmessin.
-demek ben reis olduğum halde senin yazılı bir kağıdına söz geçiremem?
+kanunsuz laf yürümez

bunun üzerine kemahlı ibrahim bey oturduğu başkanlık sandalyesinden kalktı.mestini ayağına geçirdi.sandalyeyi kaldırarak masanın üstüne koydu.bir hayli düşündükten sonra:
-ben bu sandalyenin üstüne tüküreyim,sözümü dinletemedikten sonra"

izmir'in yunan işgali zamanlari izmirliler için çok da felaket zamanlar degildir esasinda. izmir türktür evet, ama içinde yaşayanlar çok türk degildir.. türk mahallesi azinliktadir izmirde.. izmir türk olsa mesela bir afyon kadar, vermezlerdi muhtemelen o efeler izmir'i yunan'a.. zaten ne zamandir ki isgal yayilmis tasmistir izmir disina, o zaman baslamisdir efeler mucadeleye..

daha onceleri de dedigim gibi izmir'i seven insanlardir yunanlilar ve türk halina eziyet falan etmemislerdir.. bilakis türkler de hadiseden hosnut olmasalar da izmir'e yapilan hizmetleri gorduklerinde memnun olanlari vardir.. hatta öyledir ki, sehir geri alinirken, patrik'in linc edilmesini sehirdeki türkler önlemeye calismis, kemaraltindaki çan kulesinin yikildigini gorunce aglamaya durmuslar, bayraklidaki kiliseyi de kendi elleriyle yikmislardir o gazla (zira cidden felaket cirkin bir kilisedir)...


http://www.kelebekupload.com/images/9110-guzelyali.jpg


ama yoktur izmirlilerin derdi diger milletten olanlarla.. kapi komsununun türk, yunan, rum olmasi ilgilendirmez.. beraber raki ictikten sonra, beraber rembetiko soyleyip, zeybek oynadiktan sonra kimseye hesap vermesi gerekmez o donemin izmirlilerinin.. izmir'in kavaklari sarkisi yunanca da olsa, türkce de olsa gozleri doldurur zira..

velhasil yunan isgali sirasinda, varyant yolu yapilmis, itfaiye binasi tesis edilmis, kabatastaki meslek lisesi ve kiz lisesi insaa edilmistir.. saat kulesinin bakimi yapilmis cevre düzenlemesine de gidilmistir.. izmir icin cok arap duran bu eser yine de sevilmistir (ben saat kulesini sevmiyorum gercekten.. fas a yakisabilecek bir eser ama izmir'e yakismiyor)


isgalden evvel izmir'de sokak isimleri hem turkce hem fransizca yazilir, devlet dairelerinin isimleri de ayni sekilde yazilirdi.. hala gümrük binasinin üzerinde goreceginiz fransizca "smyrni" yazisi buna dalalettir.. evliyazade refik bey, bazi sokak tabelalarina rumca isimlerini yazmak istemisse de basta rum ahali olmak üzere sehirde hosnutsuzluk belirmistir.. rumlar da nedense rum olduklarini beyan etmez, izmirli olduklarini soylerler zira.. ve atina degildir izmir'in rakibi o günlerde.. paristir..

zaten o nedenle eyfel sehre davet edilir ve gümrük binasi yaptirilir kendisine.. ve alsancak stadinin oradaki hava gazi fabrikasi da yine eyfel'in marifetidir.. izmir'in sokaklari napoli kesimi taslarla orulmustur ve her bir hava gazi lambasi icin devlet, hava gazi sirketine 18 mecidiye odemektedir..

izmir'in gece hayati hava gazi ile aydinlanirken, ilk tiyatroyu bornovali zenginlerden kraemerler kordonda kurmuslardir.. daha sonrasinda bu tiyatro bedia muvahhitin ilk kez sahneye cikacagi tiyatro olacaktir.. simdi gidildiginde yerinde zevksiz bir apartman bulunmaktadir. ama apartmanin yan duvarinda kocaman bir levha o günleri anlatir..

1905 de yapilan nufus sayimizda izmir'in nufusu koyleri ile birlikte 250 bin cikmis, metropolitan nufusu ise 100 bin cikmistir.. bu nufusa, 55 bin rum ve 21 bin yahudi dahildir.. halk genelde ticaretle ugrasirdi ve bu nedenle kemeralti istanbuldaki kapali carsidan ozenilerek yapilmis ve civar illerdeki insanlar buradan gelip alisveris etmeye baslamislardi.. ama donemin gazeteleri yük arabalarinin izmir'in yollarini bozdugunu ve sehirde bulunan tami tamina 367 aracin bu yollardan sarsilarak gectigini belirtiyorlardi..

1906 yilindaki esref pasa valiligine kadar izmir'de umumi helalarin yetersizligi, itfaiye'nin basiretsizligi, sularin iyi muhafaza edilmemesi sık sık tifo olaylarina neden verse de esref pasa gelince işler biraz düzene sokulmustu.. su kemerleri tamir edilmis, simdiki itfaiyenin oldugu yere bir kule dikilmis, sehrin cesitli yerlerine ekstra cesmeler yaptirilmisti..


şu az evvel kizinin kacirilmasindan bahsettigimiz konsolos fisher'in karisi, ingiltereye dondukten sonra donemin vanity fair dergisine su sekil bir aciklama yapmistir ki izmir'in o zamanki yapisini fevkalede olarak aciklamaktadir

"kocamın izmir'den gaybubeti esnasında boş vakitlerimi izmir'in eski ve tanınmış aileleri ile tanışmakla geçirdim.bilhassa mansur zade ailesi ile yakınlık tesis ettim. (azuth notu: o zamanlar izmir'in saygin aileleri tilkilikte(simdiki basmane'nin kadifekale tarafi), karantina'da (kiz lisesinin oldugu yerler), göztepede yalilarda, ve ikiçeşmelikte otururlardi. ismet inonulerin evinin ikicesmelikte, simdinin kürt mahallerinin icinde olmasi bir rastlanti degildir yani.. bununla birlikte insanlar yazliklarini bozyaka'da yaparlardi.. ayrintili bilgi icin (bkz: bozyaka/@azuth))

bu aile izmir'li diğer bir çok aileler gibi gayet muhafazakarlardı.inanışlarına bağlanmışlardı.evdeki genç kadınlar bütün günlerini kocalarını düşünmek ve onlara hizmet etmekle geçirirlerdi.pek nadiren bizzat yemek pişirirler,fakat ekseriya mutfakta olup bitenleri kontrol ederlerdi.evin ihtiyaclarını vekilharçlar düşünürdü. genç kızlar büyüklerinin nezdinde pek az kalmakla beraber,orada bulundukları zaman fazla konuşmazlardı.bazıları gergefle çalışır ve bir kısmı da ince elişleri yapar ve kitap okurdu.okudukları kitaplar tamamen romandı.evde bir çok halayıklar ve hanımefendinin emrinde genç ve taze kızlar bulunurdu.bu kızlar evin içinde hanımefendinin yardımcıları olarak bulunur,her bakımdan evin hanımının işlerine ve vazifelerine yardım ederlerdi.akşam vakti eve yorgun argın gelen beyefendiyi karşılamak,rahat ettirmek bu kızlara aitti.evin sahibesi olan hanımefendi,evin erkeğine gayet itibar ve hürmet gösterirdi.

1882 yılından sonra izmir'in tanınmış aileleri arasında kadınların kabul günleri vardı.kabul günlerinde evin içinde bulunan herkes en iyi elbiselerini giyer ve misafirleri geniş odalarda ağırlarlardı.misafirlere kahve,adaçayı,türlü reçeller ve vişne şurubu takdim edilirdi.kadınlar gayet güzeldi.ekseri izmir'li kızlar füsunlu bir güzelliğe,siyah hülyalı gözlere sahiptiler.küçük-büyük farkı hemen türk evinde göze çarpardı.

sokaklarda dilenciye pek o kadar rastlanmazdı.zengin aileler varlıksız kimseleri himaye ederler ve maaş bağlarlardı.bilhassa cuma günleri evlerinde kazanlar kaynatılarak fakirlere ikram edilirdi.dul kadınlarla fakir genç kızlar,zengin kimseler tarafından evlendirilir ve fakir çocukların sünnetleri zenginler tarafından yaptırılırdı.

türk kadınları ile konuşmak bir zevkti.tahsilleri fazla olmamakla beraber kendi kendilerini yetiştirirlerdi.umumi malumatları iyi idi.tanıyabildiğim türk erkekleri sağlam bir karektere sahiptiler.memleketlerini severlerdi.orduda hizmet etmeği şeref bilirlerdi.erkekler dürüst kimselerdi.çarşıda pazarda alışverişe gelen kadınlara başlarını kaldırıp bakmazlardı".


velhasil goruldugu gibi ortada izmir ruhu diye bir sey soz konusudur.. rum da olsa, yahudi de olsa, türk de olsa bu ruha sahiptir izmirli.. 150 sene once yaptigi her seyi yeniden yapmaktadir..

öyle ki, bunca modern ala franga yasamak, izmir'in geri alinmasindan sonra degismis, ve izmir gericiligin merkezi haline gelmistir.. mesela menemen olayi, mesela serbest firka'nin alsancak stadinda yaptigi büyük miting.. (bkz: izmir alsancak stadi/@azuth) ve (bkz: #13644423) ama bir sekilde 80 yilda izmir halki degismis, türkiye'nin en mürevveh halklarindan birisine donusmustur..

ben mesela izmire gelip de izmir'in eski mahallelerine yerlesen gocmen ailelerine de genel gecer olarak kizsam da bir sekilde onlarin da izmirli olacaklarina inaniyorum. belki ben gorurum belki gormem, ama en nihayetinde o ikiçeşmelikteki esmer cocuklar, bayramlarda kibris sehitlerine inip kizlara kadinlara rahat vermeyen kücük beyler, tepecikli bitirimler en nihayetinde oturup kordonda "seviyorum bu sehri anasini satiim" diyecekler.. tipki 100 sene evvel kemaraltinda fotika'nin memesini sikan çoban nikolas gibi, tipki fuarda zeki müren'i dinleyen osman kibar gibi.. ve bilecekler ki yalniz izmirliler ve agaclar dogduklari yerde ölürler..

baska bir gün de cumhuriyet tarihinde izmiri anlatiriz.. yoruluor insan..