Salı, Haziran 30, 2009

Japonya'nın teslim olma antlaşması


şu yukarda gördügünüz belge ikinci dünya savasini bitiren belgedir.. üstüne tiklarsaniz büyük bir şekilde görebilirsiniz sanırım.. estagfurullah (konuyla alakasiz olarak gegirdim de su anda ondan dedim estagfurullah yanlis olmasin)

simdi cok afedersiniz bu gerzek amerikalilari anlamiyorum. adamlar alenen "teslimiyet sablonu" yapmislar yahu.. sanirsin ogrenci belgesi veyahut hastane rapor.. noktali ve dolduruorsun..

signed at ....... at ...... on the .... day of ....... ,1945

bu ne bos beleslik arkadas.. "valla tam tarihini bilemiyorduk onun icin sey edemedik" demislerdir muhtemelen bunu elestirenlere. savasi kazandiniz adam olamadiniz derdim ben orada japon olsam.. itin gotune sokardim amerikan temsil heyetini.. insani teslim olacagina pisman ediyorlar..

Pazartesi, Haziran 29, 2009

Kretek yani Djarum Black'in ırkı


eskiden pek severdim bu zamazingoyu da artik sarmaz oldu. neden sarmiyor etmiyor ki diyip nette dolasinca hakkinda acı gerceklere ulaştım.. ilk kez kuduslu bir arkadas bulmustur bu sigaralari.. hatta buluş hikayesi de çok ilginctir (güneri civaoğlu gibi hissettim kendimi) haji jamahri adindaki kuduslu bu abimiz, bir gün gogus agrilarindan dert etmis, gogsune de iyi gelsin diye, zamane vikisi karanfil yagindan gogsune sürmüs.. sonra oturup cigarasini icerken düsünmüs ki "ulan disindan sürüorum bi boka yaramaz ki ben direk iceri alayim" bu manyak abimiz sonrasinda sigarasini karanfille harmanlamis.. sonra bir bakmis ki hakket gogus agrisi gidiyor..

1900lerin basindaki bu olaydan sonra kudus times kivamindaki gazetelerde "mucize ilac" reklamlari ile kretek reklamlari yapilmaya baslanmis, ve tüm orta doguda coluk cocuk elinde djarum black muadili sigaralar ile gezmeye baslamis.. sonrasinda bu sigaralar daha cok endonezya'da tutulmaya baslaninca, 1960lar gibi ulkenin sembolu olmus resmen.. devlet "beyaz sigara icmeyin kretek için" diye halki gazlamis..

velhasil normal sigaradan hic bir farki yoktur kretek in hatta solunum sistemini rahatlatabilir bile.. bilim adamlari farelere icirdikleri sigaralar ile bunu kanitladilar yazior internet ama ben o bilim adamlarina bravo derim oncelikle fareye sigara icirdikleri icin.. hey yavrum hey..

velhasil baska yerde, ne bileyim djarum basliginin altina falan "bundan icen daha cabuk kanser olur" yazan dallamalara inanmayin.. lütfen!

edit: bu kudus bildigimiz kudus diilmis yalniz.. malezya'da taylanda mi ne bi kudusvarmis oranin şeyiymiş.

http://en.wikipedia.org/wiki/kudus

endonezyaymiş.

haftanın şarkısı #26




başım öne düşük, soğuk bir rüzgar arkamda
çok kişilik kederimle
yitik hayaller bulvarında yürüyorum
burada orospular ve götoşlar, istediğin muameleyi
yapabilirler pişman olmadan
ve sen bugun gülsen de yarın ağlarsın
ayna gibi kırılır tüm planların
orospular ve götoşlar gözleri ıslak uyandırırlar seni
ve hasta göz yaşları içinde yitik hayallerini anlatırlar

yitik hayaller bulvarinda beni bulursun
çünkü ben sabahtan akşama kadar bir aşağıya bir yukarıya gidiyorum orada
ruhumsa benden apayrı yerde
gece uyumadan önce annemin beni öptügü bir ikinci katta..

buradan bulacağın zevkleri kiralarmışsın rivayet
tutamazsın ama uzun süre elinde, olmaz
ama orospular ve götverenler
bir kırık ezgi söylerler sigara sarısı ağızlarıyla
burada yitik hayaller bulvarında

böcek

rabbulaleminin üstün canlilarin yapmaktan kacinacagi, ölü yeme, dışkı ayıklama, kendisinden daha büyüklere yem olma, kendisinden daha büyüklere türlü hastalik bulastirma gibi şeyleri görev kıldığı canlılardır.. ama malesef evrim sürecinde "zeki olayim da hayatta kalayim" hadisesi bunlarda pek gelismemistir.. muhtemelen tanri da bir yerlerden bakip "ulan bunlar evrimleşir diye düşündüm, gün be gün daha salaklaştılar anasını satayim" diyordur.. bilemiyorum..

bu hayvanlarin yaz gecelerinde en cok canımızı sıkan, okey masasinin üstündeki ısıga carpip taslarin üstüne düsmelerini saglayan "fototaksi" diye bir özellikleri var mesela.. bu hayvanlarin ucabilenlerinin yüzde 90'i ışığa aşıktırlar ve gördükleri yapay veyahut dogal isiklara yonelirler.. yürüyenlerinde ise fototaksi tam tersi işler. ışık görünce kaçan böceklerin genlerinde "anam ışık gördüm kacayim zira yaragi yiyebilirim" diye bir şey kodlanmıştır..

bu gerzeklerin isiga yonelmelerinin türlü nedenleri vardir.. bunlarin en basinda arilar ve güvelerin güneşle yollarini bulmasi gelir.. bu salaklar güneş ile florasan arasindaki farka aşina olamadiklarindan gelip ampule girerler ve oracikta "anam günese girdim minakoim" diyerek ölüverirler.. ki ben hatalarini bir şekilde anladiklarina eminim..

diğer bi taraftan ışığın sıcakligina cekilip vucudundaki enzimleri daha sahane calistiran nispeten zeki yaratiklar da vardir. ama genel olarak bu hayvanlarin bi gözleri isigi digerlerinden daha cok gorur.. işte o çok gören gözün oldugu taraftaki kanat veyahut kanatlar nedense daha yavas cirparlar.. isigin tersindeki kanatlar ise daha hizli carptiklarindan dönüp dururlar ışığın etrafinda.. kurtulmak isterler garipler ama dümeni kırık bir laz teknesi gibi dönüp dönüp dönüp dururlar..

hülasa bu aptal canlilar milyonlarca yildir bu dünyada olup hala yapayla ışıkla güneş ışığını ayırt edemezler.. icabinda ateşe girip yakarlar kendilerini çıt diye, icabında mor ışığa girer "şelamettir deyu" sonra çat diye çarpılır ölür..

Pazar, Haziran 28, 2009

Coca Cola ve Çin


bu koka kola, çince de "kekoukela" gibi bir sekilde telaffuz edilirmiş efendiler.. fakat soyle bir sorun var ki bu telaffuz ayni zamanda "balmumuyla kaplanmis dişi at" manasina da gelmektedir.. zaten ben kuokolakula kelimesi ile "bal mumuna bulanmis dişi at" cumlesini sestes yapan bir irkin dilini kurutayim o ayri da koka kola yetkilileri buna tav olmuslar ve ortama onlarca insan salip "arkadas onun dogru okunusu kukao kule dir" demisler.. hos bu yeni soyledikleri kelime de "agizdaki mutluluk" anlamina geliyormus..

hayir 5000 senedir fiilen var olan bir diliniz var insan biraz gelistirir lan kendini.. bu ne anasini satiim.. bugun gitsek "benim adim uur" desem cince "ahah uur mu o burada otobuse tecavuz etmeye calisan isvecli yasli adam manasina gelir" diyecekler diye cok korkuorum..

şöyle bir link vereyim ben diger kültürel marka yanlislarini şey edin: link bu..

bu çin de ismi ile birebir ortusen bir memleket.. bu kadar kalabalik bir cumhuriyetin "halk" cumhuriyeti olmamasi kesinlikle yadirganabilirdi.. mesela "linchestein halk cumhuriyeti" de sacma salak bir sey olurdu.. bu kadar nufus varken halk yapmayacaksan olmaz zaten.. mesela bizim ülkemizde bor madeni cok diyelim.. "turkiye bor cumhuriyeti" olabilir hadise..

bm tarafindan boyle bir kosul konmali bence ülkeler adlandirilirken.. yani hangi hadisede iddialiysan onu isminde tasimalisin.. anonim sirketlerde, sirketin konusunun sirketin unvanina dahil olmasi gibi bir durum..

misal "ingiltere orlon ve yün cumhuriyeti","fransiz sarap cumhuriyeti","belcika kömür şeysi" gibi cilgin seyler olabilir.. boylelikle hem uluslarasi ekonomide, david ricardoya bir "sen ölmedin kalbimizde yasiorsun" kiyagi da cekilmis olur..

gerci komik hadiseler de yasanabilir.. misal veriorum kanada ne cumhuriyeti olacak? mogadishu? neyse yahu bulunur.. hic olmadi çinden adam gonderip "halk" cumhuriyeti" yapariz.. "kenya uzun mesafe kosucu cumhuriyeti" süpper misal..

trocero uyardi bize findik düsüor dedi.. atlamisim ben türkiye ekonomisi derslerinde uyukladigim icin mevzuyu.. "türkiye findik cumhuriyeti" feci sirin oluor fakat..

Cumartesi, Haziran 27, 2009

Rafet El Roman Şarkıları Tadında Yaşamak


Hayatımın dramatik olmasını bir şekilde seviyorum aslında. Şimdi eğri oturup doğru konuşmalı. yağmurlu bir günde, sevdiğimi öpüp:

-gitmen gerek ilsa, o belki seni benim kadar sevmiyor ama, onunla daha mutlu olacaksin bunu biliyorsun. huzuru ve parası var. yanımda olduğun sürece savaşmak zorunda kalacaksın bunu da biliyorsun. ama bahçelievler bebeğim, bahçelievler her zaman bizim olacak..

diyesim gelirdi ki bu bende böyle olmuyor. yani o humbrey bogart'in coollugunu yakalayamiyorum ben. en nihayetinde rafet el roman ile büyümüş bireyler olduğumuzdan, kızı bıraktıktan iki sonra "elimde değil hala seviyorum" moduna giriyorum birden.

zaten bu aralar hayatim felaket bi aşamada.. en iyimin yetmediği bir dönem olduğundan saçlarıma aklar düşmesi dışında verebileceğim bir tepki yok. sıkıldım, param yok, çalışmam gerek vaktim yok, çalıştığım, emek verdiğim şeylerde muvaffak olmuş değilim bi de üstüne bu gönül işleri. ki daha sabahleyin annemin kalbini kırdım. kadın benden bir sevgiliye sahip olmamı istiyor ben ise 1 senedir yeniden baba parası yemenin derdiyleyim. 15 lira ile dışarı çıkıp sevgilimle dolaşmamı bekleyen bir anne olunca birden tüm sepettekiler döküldü ortaya.

yine de insan bi sevgili bulamasa da uğraşıyordu. en azından akarsız kokarsız, internet sevdalarinda deva arayabiliyordu mesela. ama artık onlar da koyar oldu. daha doğrusu geçen gün ekşi sözlükten birisi mesaj attı. çok süper, çok sahane bir muhabbet olunca "msn?" moduna girdim.

"bak" dedi "ben senle konussam simdi, orda msnde asagida turuncu bi sekilde yanip sonecek, gercek arkadaslarimla konusmaktan senin yüzünden vazgececegim.. hayatima asla alamayacagim biri için bunu yapmam" dedi.. boyle bir fransiz aydinlanmasi gibi oldu bende. "hakket lan" diyiverdim.. nihayetinde türkiye turuna çıksam çok süper şeyler yaşayabilecegim insanlar varken, benim ekimden beri bi kiz eli tutmamamin nedeni bu. yanımda olan insanlari daha uzaktaki ama belki daha iyi insanlarla degisiyorum...

ama olmuo işte o kadar kolay birden aniden. vazgeçemiosun insanlardan..

velhasil 1 litrelik marmara gold'un verdiği ucuz sarhoşlukla yazdığım yazı bu kadar haftanin sarkisi da rafet el romandan gelsin o zaman..

Cuma, Haziran 26, 2009

80lerin öldüğü gün! Rahat uyu MJ


Her çocukluk anısının arkasında bir koku bir ses bulunur ya, benim tüm çocukluk anılarımda, özellikle benden büyük insanlarla birlikte olan anılarda, denizde mesela, mesela bi piknikte bir yaş gününde, hastane odasında devamlı michael jackson vardir. billie jean çalar, ben salonda top oynayıp camı kırarım, beat it çalar, onur'u döverim, thriller'ın sonundaki gülüş duyulur hastanenin televizyon odasında ben korkarım, dirty diana calar özgür abinin gitarını elime aldığımda..

bugun, michael jackson öldü.. onunla birlikte artık büyüdük. hiç bir 80-90 arası doğan çocuk, bugun cocuk degil artik!

tüm bu yazıyı yazarken, moonwalk yapmaya calisirken, öne egilip yukari cikmaya calisirken, aynanin üstüne düşüp, burnumu yarmamın acısını hissettim.. ne garip..

Pazartesi, Haziran 22, 2009

Devrim arabaları



ancak izlemenin imkani olan, o muhtesem insanlara, muhtesem bir saygi duruşu niteliginde olan çok ama çok güzel bir film. bu ülkenin kahraman cikarmasi sanılanin aksine sadece askerler sayesinde olmuyor. o duvarlara asılan ak libaslı, yalın ayak pilotlardan gayri kahramanları da var bu ülkenin. takim elbiseler içinde, kravatlarla duran.. işte o kahramanlarin yaptiklarini unutturmamak adına, o muhtac oldukları kudretin alenen damarlarinda oldugunu gostermek adina cekilmiş bir film.. şahsimin kelime haznesi bu filmi ne şekil begendigimi gosterecek kelimelerden yoksun. o derece diyeyim..

fakat kanımca devrim arabasına karşı olan insanları tamamen kötü göstermek (ki filmde bunların başında uğur polat gelmektedir) çok da makul değildir. tamam vizyonu eksik, dar kafali insanlardı ama film boyunca inceden inceden verilen mesajin biraz daha alti cizilmeliydi bence. bu filmi donem hakkinda yeterli bilgisi olmadan izleyen birisi "vay efendim bak araba yapmamizi istememisler, bak devamli engeller cikarmislar bak soyle olmus bak boyle olmus" diye düsünebilir haklidir.


fakat kazın ayagi pek öyle degildir. ülke henüz adnan menderes hükümetinden çıkmış bir ülkedir. tamam adnan menderes dandik yasalar yüzünden idam edilmiştir ama, adil bir yargilanma sürecini aşmış ve bir şekilde suçlu bulmuştur ki kanımca alenen ülkeyi satmıştır adnan menderes. filmde ugur polat'in da dedigi gibi "bu ülkenin hayal perestlige verecek bir kuruş daha parası yoktur". arabanın yapımının sürdüğü 130 günlük süreçte yassı ada mahkemeleri yapilmakta ve ülke her gün ajanstan yapilan yolsuzluklar hakkinda bilgi edinmektedir. menderes hükümeti dış borç ile suni bir refah saglamis, bir çok ilde asla verimli olmayacak, halkin tamamen gözünü boyamaya yonelik fabrikalar kurmuş, atıl kamu yatirimlarinda bulunmustur..

şimdi bu ahval ve şerait içinde siz nasıl çıkıp da "bakin biz araba yaptık!" diyebilirsiniz ki.. eminim o zaman o haberi duyan bir grup insan "hah tüm kuşları siktik, sikmedigimiz bi leylek kalmisti" kivaminda yaklasmistir olaya. zira filmin daha en basinda diyor "önce toplu ignemizi yapalim da, sonrasinda arabayi düsünürüz" halkin önceligi araba yapilmasi degil ki?

velhasil kelam cok güzel bir film allahi var. ama fazla beyaz ve siyahtan oluşmakta.. oysa ki gercek hayat, benim gormek istedigim hayat tamamiyle grilerden ibaret.. (bu arada haluk bilginerin de guest star kivaminda, sigortasi yatirilsin diye filme dahil edilmesini pek anlamadigimi belirtmeliyim)

knowing


nicolas cage'in bir şekil dünyayi kurtarmaya calistigi, ama ondan büyük güneşin varligindan haberdar oldugu, 10 üzerinden 3 lük filmi. şimdi hikaye biraz garip. bundan 50 sene once cengiz topel ilkokulunda bir kiz kagida bir çok numara yaziyor, 50 sene sonra acip bakiyorlar ki abov o da ne.. nicolas cage dünyanin en zeki adami oldugundan

"91828303839291019110136614126423602438181923" gibi sayilarin icinden aniden "9/11 2001, 3661 kisi öld, nuyork da oldu" bilgisini cikartabiliyor.. artik bir umut belki minnessota timberwolves macinin sonuclari da cikar diye tüm gece uyumayip kagidi desivre eden niko, tüm sayilarin felaketlerin tarihleri ve mekanlari oldugunu farkediyor.. acik soyleyeyim bundan sonra ben hizli izleme moduna gectim. f

filmin geri kalaninda bir gerzeklik bulunmakta.. her şey gör gözüme parmağın modunda

-ama baba biz allaha inanmiyoruz ki! allahsiziz biz biliyorsun..

seklinde bir replik var mesela niko'nun oglu tarafindan sarfedilen.. ki bu ufakligi canlandiran kücük yildizin adi chandler canterbury sanirsin lord.. bana gelse "selamun aleyküm abi, benim adim chandler canterbury" dese "yorkshire lordusunuz sanirim, hizmetinizdeyim efendim" derdim.. yemin ediyorum..

neyse, işte boyle mesela allahsiziz repligi gecince, filmin sonunda bir imana donme bekliyorsun ki hakket dönüyorlar. bu amerikalilarin "patlayan dünyada ateist olmaz" duruşu karnıma agrilar sokuyor benim. daha onceleri dark city ve crow gibi düsük bütceli ama kocaman taşakli filmler ceken bi adamin bu kadar ortalara oynamasi, boylesine evangalist, baptist takilmasi beni yaraladi acikcasi. meleklerin gelip bi kisim masumu dunyadan kurtarmasi bile filme dahil olunca insan bir garip oluyor.. demek ki bu filmlerde bütçe arttikca ortalıkta oynama kaygisi da artiyor.. 200 milyon dolar gömmüşsün filme, istedigin gibi insanin kanını donduracak seyler yapamiorsun nihayetinde.

velhasil dandik film.. blockbuster yapacaksan cok suya sabuna dokunmamaya kasacaksin işte.. hic mi tom cruise filmi izlemez bunlar anlamiorum.

Pazar, Haziran 21, 2009

haftanın şarkısı #25






bugun ki şarkı jace everett die bir şantöre ait.. "true blood" diye siradan vampirli bir dizi olmasa sarkidan haberimiz olmayacakti tabi. şarkı dışında dizi ilk 2 bölümünde sarmadı beni. bir bölüm daha şans verip kendisini yayindan almayı düşünüyorum..

yahu ne kadar vampir kulliyati varsa, yani bram stoker'in drakulasından, vampirle görüşmeye, blade'den, true blood a paso bir sikiş ve sokuş ortamı vardır.. boyna ama! orada sag duyulu birisi cikip "arkadaslar hiç oluyor mu? ölü diriyi siker mi?" demiyor ben ona üzülüyorum.. bu terakkiperver vampir cemiyetinin kendileri ölü olsalar da, nefes almiyor olsalar da kuşları ölü değil arkadaş.. uçanı kaçanı götürürler, hatta sırf bu uğurda romanya gibi cennet vatanı bırakıp londra'ya gelip "burda kızlar kendileri teklif ediyormuş???" diyen vampirler bile vardır..

bu yüzden ben samimi bulmuyorum vampir konseptini. zira ölü olsam aklım fikrim fuhuşta olmazdı benim. hadi diyelim 100 sene seviştin ettin, eh bilader insan bıkar yahu. çok afedersin icabında elizabethlerin kralını götürmüşsün, sinema cikmis, ilk sinema yildizina hallenmişsin hala ve hala karı kız peşinde, liseli etegi peşinde koşmassın yahu. ölüysen ölülüğünü bilirsin.. misal zombileri bu konuda takdir ediyorum ben.. adamlar direk ölü amaçlari belli, duruşları belli "selamun aleyküm, beyin varsa yiyelim, beyin yoksa kaçalım" modundalar.. oyle vampir gibi terbiyesizlikte, fuhuşunda degiller..

hayir bir tane mi libidosu düşük vampir olmaz arkadaş! bir tane mi "yok hafiz abdestim var benim hiç girmeyeyim" diyen vampir olmaz.. yazik vallahi.. cok yazik!

babalar günü





1957 yilinda dogdu benimkisi.. yarim asirlik bir baba yani.. izmirin kahramanlar'inda.. o zamanlar daha izmir 100 bin kişi var yok. kahramanlar da fuarin hemen yani. aile evinde kaliyorlar. 4 aile birlikte. 2 dayi bir teyze.. sonra yikiliyor o ev.. alsancak stadinin arkasindan bir yerlerden ev buluyorlar. 6 yasinda izmirde tek tük kalan bir rum aile istiyor kendisini. "sizin 4 cocugunuz var cetin i bize verin biz büyütelim" diyorlar. rum aile zengin, rum aile izmirin sayili ailelerinden.. vermiyor sonralari "hoca hüseyin" denecek dedem ikinci oglunu.. dede garip insan.. mücessem diye basliyor cocuklara bir kizla.. sonrasinda metin.. kafiye olsun diyor 2 sene sonra, cetin koyuyor ücüncü cocugun ismini.. bi iki sene daha geciyor, attila koyuyor son cocugun ismini..

kahramanlar ilkokuluna gidip dört kere bitlenince sacli basladigi okulu kel bitiriyor..

çetin atakan.. ne abisi gibi kurnaz, ne kardesi gibi tembel, en cok calisani o oluyor ailenin.. 11 yasinda, ilkokulu henüz bitirmisken, yaz tatilinde babasi kemeraltina goturuyor.. bi kuyumcunun yanina veriyor "eti senin kemigi benim" diyor.. kemeralti o zamanlar baligi bol, giysisi bol, baharati bol bir carsi.. kemeralti o zamanlar karsiyakadan gelen güzel kizlarin dolastigi bir yer.. para tatli geliyor sanirim.. birakiyor babam okulu. hem de deri kemere ragmen birakiyor..

kuyumcu yaninda durmak güzel tabi. ama borclardan midir, baska seyden midir bilinmez, intihar ediyor ermeni kuyumcu.. hayatindaki bu gayri müslim yogunluguna nispetle bir ramazan günü kadifekaledeki topa bakarken, bir motorsiklet altinda kaliyor.. kafasinin arkasinda ömrünün sonuna kadar tasiyacagi, cocugunun da bi bokmus gibi, aynisindan yapmak icin kafasini yaracagi bir iz birakiyor bu kaza (kücükken apayri salaktim)

bir italyan filmi samimiyetinde geciyor o siralar.. cebi yirtik pardüsüyü giyip "abi cebim aldigi kadar portakal alabilir miyim?" diyip pardusunun astarina portakal doldurmalar, fuar'dan tavus kuşu calip yemeler, akdeniz oyunlarinda, ataturk stadinda promosyonlu kolalari, acip oyle musteriye verip, bedava kola cikan kapaklarla kola alip, yine satmalar.. falanlar filanlar..

18 olunca askere gidiyor.. önce ankara mamak sonrasinda konya.. "cumhurbaskani karsilama bandosu" gibi bir seye.. trompetci olarak.. "calar misin" diyorlar "calarim" diyor.. babasi ölüyor o zaman.. ve yillar sonra 8 yasindaki cocugunun "özlüyor musun onu" sorusunu "bazen cok özlüyorum, ama cogunlukta sen varsin.. gözleriniz benziyor" diye yanitliyor..

askerden döner dönmez şark sanayide işe basliyor.. pamuklarin ipliklerin arasinda.. şark sanayinin bir de amator takimi var.. orada defansta oynuyor "bi macta cok güzel bi gol attim.. zaten mac 9-2 bitti" diyor yillar sonra.. bir yandan da boksorluk yapiyor..yillar sonra bir kavga sirasinda, kapiyi yumrukla kirmasinin nedenidir bu..her neyse..yakisikli cok.. ama tüm amcalar yakisikli.. mahallede kizlarin laf attigi bir aile.. üc kardesin ücüne de.. sirim gibi delikanli.. yakisikli, zarif, yigit suvari..

türk ordusu kıbrısa cıkarken, 1974 yilinda tuborgda calismaya basliyor.. orada tanisiyor haticesiyle.. kasalari indirip bindirirken, ogleden sonra sarhos olurken fabrikaya hatçesini gormek icin gider oluyor.. ayni da servisteler. evlerin arasi yürümeyle 45 dakika.. 1 senede nişan hemen.. sonra patlamis misir yapilip, gidilen evler.. yolda yenilerek biten patlamis misirlar.. borc harc bir dügün yapiliyor.. "mersinlide oturmak istemiyorum" diyor hatice.. hop izmirin öte yakasina bahcelievlere gidiliyor.. bahcelievler o zamanlar corak.. bir tane apartman var ondan da daireyi güc bela aliyorlar.. sabahlara kadar calisiliyor o zaman. mesai dediklerinde bu ikisi atliyor hemen..

sonra yasar holding yeni fabrika aciyor.. pinar ete geciliyor.. soguk hava deposunda calismaya basliyor.. biyiklarini islatip, soguk havaya girerken kapiyor ilk romatizmalarini.. ve sonra alim satim bölümü.. üzerinden hic cikmayacak baharat, kimyon kokusuna neden olan bölüm.. ne zaman bi aktara gitsem duydugum baba kokusunun mumessili..

bir cocuk yapiyorlar.. yil 1981.. ülkenin degerleri darbe ile calkalanirken, cetin'in evliligi ölü dogan kizi ile dalgalaniyor.. 3 sene bekliyorlar tek ve hasta evlatlari icin.. hatice'nin genlerinde bi yamukluk var ki cocugu hemofili oluyor. ama izmirli canim bunlar, biliyorlar ne nedir ne degildir.. yil 1984.. deri kahverengi bir ceketi var artik..

"yildizlar cok uzak mi baba" diye soruyor oglu, calismak zorunda olduklari icin, hafta icinde ogluna bakan, hatice'nin halasina oglani biraktigi yolculuklardan birisinde.. her zaman bir cevabi var.. belki yanlis, ama herseyi biliyor işte.. "deniz altilar nasil yüzüyor" diye sorabiliyor ufak velet bazen, "ucamadiklarindan" diye cevap verebiliyor. evet gercekten öyle.. yanlis diyen?

1989 yilinda galatasaray yari finale ciktiginda, ikinci maci izmirde oynuyor.. galatasaray steau bukres.. 5 yasindaki ugur'ya yaninda goturuyor.. ceketinin icine saklayarak.. o güne kadar altinordulu, o güne kadar altayli cetin.. oglu "ama yendik baba niye yenemedik?" dediginde galatasarayli oluyor..

sokakta kosecki olan oglu bi tarafini yakmasin diye kulagindan tutarak eve goturuyor onu.. "senden nefret ediyorum baba" lafini orada duyuyor ilk "istedigin kadar nefret et benim canim seninkinden daha cok yaniyor hastanede biraktigimizda seni" diyor.. hakli aslinda. ama anlamiyor ugur o yaslarda..

sunnette bir tabanca aliyor cocuguna.. altigi tek dandik oyuncak sanirim. onu da zaten kendisi oynarken kiriyor.. yaptigi en büyük ayip. cok sevmistim o tabancayi..

kullanilmis bi araba alacagi gunun aksaminda uyuyamiyor heyecandan.. hayatinda kendisine aldigi en büyük sey bu. tamamen kendisine aldigi.. hatice arabayi hurdaya cikartiyor 1 sene sonra.. "siktir et saglam kaldin ya sen" diyor.. ki gercekten oyle düsünüyor..

5 sene arayla ayriliyorlar pinar etten. haticesi ve o.. mahallede ilk "inter star" yayinini gosteren adam emekli oluyor yasi 42 iken.. sonra biraz evde oturuyor ama dayanamiyor. yeni bir is buluyor.. cocuguna ogle arasinda ticketlarla doner alabildigi, arabasi olan bir iş.. cocugu bu sirada ergenlige giriyor asik oluyor. telefon faturalari inanilmaz gelmeye basliyor.. tek ve son kez kavga ediyorlar o sirada..

yil 2002 oluyor.. secimler son derece genel bir sekilde yapilirken, secimden bir gün sonra kalp krizi geciriyor.. 5 kasim 2002.. 6 kasimdaki fenerbahce macinda yogun bakimdan radyo actiriyor.. 3. gole kadar sabredip sonrasinda radyoyu kapattirabiliyor.. gittigini düsünüyor insan.. bittigini her seyin.. ama yilmior o.. 1 ay sonra sapasaglam geri donuyor.. birakiyor işini 2 metrelik devasa bahcede domates ekiyor.. ev degisiyor, yeni bi araba aliniyor ama 2007 olunca kol tekrar agriyor.. bypas diyor doktorlar "ok" diyor.. babam ve oglumu izleyip, gelip cocugunun sacini koklayip giden adam bypass a sadece "ok" diyebiliyor..

oluyor ve sapasaglam geri donuyor. hem de daha bi komik olarak. endisesiz.. simdi de mesela icerde yaprak dökümünü izliyor..

babam benim.. kücükken olacak o kadar i izlerken, esprilere o gülüyor mu diye gozumun kenarindan baktigim adam.. babam.. uydu antenini eliyle ayarlayip "oldu mu uur" diye bagiran adam.. hayatimda yaptigim herseyi o gurur duysun diye yaptigim adam..

Salı, Haziran 16, 2009

Trt 2 de resim çizen amca ile renkli istop oynamak


böyle hayatimda ekstrem emek sarfetmem gerektiği zamanlarda acaip rüyalar görüyorum. bugun de bu yukardaki amcayla renkli istop oynuyorum. ulen top bana geliyor "mavi" diyorum atiyorum bu sikko herif de hop tutuyor mavi renkli reno megane'i.. sonra atiyor havaya topu "van dyke kahverengisi" diyor "titan beyazı" diyor allah allah döktürüyor "kadmiyum sarisi" mi kaliyor "prusya mavisi" mi söylenmiyor.. paso vuruluyorum paso eşek ben oluyorum..

kabustu yemin ederim!

sen mutlu kucuk agaclar yapsana bilader, "burada bu ağaç çok yalnız" desene ne diye benle renkli istop oynuyorsun ki? harcın mıyım ben senin? yazık valla yaşından başından sakalından utan bob ross efendi!!

Pazartesi, Haziran 15, 2009

siktir etme eşiği


bunu freud ve dadaslari bunu baska bir isimle cagiriyor olabilir ama sahsen ben "siktir etme esigi" olarak adlandirmak istiyorum.. bu hadise bir işle uğraştığında işin ehemmiyetine göre yükselebilen ama muhakkak belli bir noktada var olan bir zamazingodur..

mesela ferhat için bahsedelim.. "daglari del" dediginde ok diyebilecek ferhat "daglari götünle del" dendigi noktada "ya siktir et ya bi kiz icin deger mi ya? off " diyip hadiseyi siktir edecektir..

bizim normal hayatimizda, daha normal seyleri siktir edebiliyoruz gerci.. mesela hastanede burokratik işlerle dolanirken 3. kez "yanniz buraya hastaligin adi yazilmamis, ben ne bilicem senin kara veba olmadigini????" diyen bir ortacag gorevlisine karsi gelişebilir bu eşik..

düşününce aslinda mustafa kemal'in bile bu eşiğe sahip oldugunu düsünebiliriz.. "izmir düşman işgalinde!" jurnelini alip samsun'a çıkap mustafa kemal "musul kerkük???" sorusuna "amaaaan siktir et" diye cevap vermiş olabilir.. eşik belli çünkü..

velhasil her insanin ihtiyaclari arzulari dogrusunda şekillenen bir eşiktir bu.

Pazar, Haziran 14, 2009

haftanın şarkısı #24

video

uzun zamandır içinden çıkmak için uğraştığım düğümü çözdüm
gerisini burda düşünmeyeceğim hayır
ben gidiyorum böylesi daha iyi

masada boş bardaklar,
haftada bir sadece tek şarkı
yayınlanan site..

Salı, Haziran 09, 2009

Become A Legend: Nasıl işimi gücümü bıraktım

bloga ara veriyor, gercek yasamin önceliklerine kaniyoruz ama olmuyor. modern çağ şeytani olan şeyler yolumuzu kesiyor. anasını satiim bundan bi 1000 sene sonra hikayem şöyle anlatilacak
"çalışmak için arafat dagina cikan azuth'u önce bir gitar karsiladi. Azuth gitar'a "Mene o bene hilhakika gitar vuneh kulne sağhva!" yani "ey gitar, beni yolumdan alı koyarsan seni kırarım" dedi.. bir kac saat ilerlemisti ki bu kez karşısına bir bilgisayar çıktı.. onu da taşladı azuth ama baş edemedi.. "pes" oynamaya başladı.."

Evet yahu, ders calisayim diyorum pes oynuyorum yalan oluyor. ama arkadas "become a legend" diye bir mod yapmislar. siz tüm oyun boyunca tek adamı oynuyorsunuz. hop pas istiyorsunuz, hop korner kullanilirken kalecinin suratina tükürüyorsunuz. kendimi yeminle bir ilyas salman gibi hissediyorum. oyundan kazandigim paralari yeme lüksüm olsa direk karilarla kizlarla yerim o derece..

hoş bu oyunda bu oyunda yasanan bireysel mucadeleleri anlatmak acaip eglenceli.. basli basina bir oyun olmasi gerekirken bir oyunun icinde yer almasi en bastan ayiptir. onu belirtmeliyim.. sonrasinda kendi maceramdan bahsedeyim..

evimize yakin diye napoli alt yapisinda basladigim kariyerim mavilerin bana forma vermemesi yüzünden bir sene sonra cagliaride devam etti.. "sakatligim gecti, hocam uygun görürse ben oynamaya hazirim" diye basına aciklama yaparken bir sabri bir çingen arif bir prekazi gibi özendigim kanat mevkiinden ziyade ortada oynatilmaya calisildigimi farkettim. hiic bozmadan devam ettim kenarda oynamaya.. sari firtina metin olacaktim ben. aynen onun gibi saclari yapmistim zaten.. her neyse mac bitti hakkinda gazeteler "??" orani verdiler.. ulan cagliari be burasi arkadas.. takimin cümlesi soru işareti. neyimi begenmediniz ne yaptim da soru işareti..

insan üzülüyor..

bir de sanirim new star soccer gibi antremanlar eksik kalmis. oyunun mantalitesi eglenceli olsa da örgüsü dandik. zira oyun dedigin kolay baslar zorlasarak gider. ama bu oyun ters. zor baslior kolaylasiyor o yüzden eglencesi kisitli. new star soccer gibi statlari yükseltmek icin zorluk seviyesi yükselen antremanlar yaptirsa bize enfes olacak..


ayrıca mesela
cagliari'de celimsiz bir kanat bozmasi forvet olarak oynarsaniz sezonun son maclarindan biri olan "inter" deplasmaninda ilk 11 de baslayabilirsiniz.. hop sahaya ciktim bizim antrenor arkadan bagiriyor "become a legend, become a legend" diyor.. ulen sinirlendim orada "buyur 20 lira, buyur materazzi, sen ol bakam legend" dedim.. yaş 18, ilk 11 de basladigimiz ilk macta materazzi görüyoruz.. anasini satiim. elalem 18 yasinda bucasporda oynar, karsisinda tokatspor'un tecrübeli defans oyuncusu bahadir olur, bizim karsimizda materazzi.. yeminle yildim şu oyundan.. siradakinin ne oldugunu bilemiyorum. ismail güldüren mi girecek oyuna beni sakatlamaya?

bi de şöyle bir yavşak durum söz konusu ki, yanimda oynayan futbolcu orta saha oyuncularina "aman abim, canım abim" ayagi cekiyor sanirim.. paso ona calisiyorlar. hayir eger soz konusu olan orta sahada verilen sikindirik paslarsa buyur ben de vereyim, ama cagliari gibi bir takimin orta sahada top cevirmeye ihtiyaci yok.. ne yahu, palermo muyuz biz de beraberlik için saldiralim..

ulan basiyorum devamli "c" ye.. bostayim at onüme diyorum, "at abinin killi gogsune" diyorum pas veren yok.. varsa yoksa o 9 numara.. belki benim forma numarasi tirt ondan verilmior pas.. 14 ne anasini satiim.. sanirsin "bolu mengenspor" alt yapisinda yetiştik.. has mi has napoli cocuguyuz olm biz!


bir de sanirim gelecek senelere cozecekleri bir problem var ki, o da olusturdugunuz karakterin seslendirilmesinde, ancak mevcut databasedeki oyuncularin isimlerinden yararlanilabiliyor.. misal veriyorum "ümit karan" diyor.. adin ümit diyelim mesela, illla ki bir ümit karan deniyor sana.. ya da ne bileyim david koycaksin, john koycaksin olmuyor.. illa ki david morales dicek misal.. hayir oyunda djemba djemba var ama ugur yok.. ona yandim ben..


ben de gittim "orhan korur" adinda bir karakter yarattim.. sirf "odonkor" dediginde "orhan korur mu dedi?" diyeyim diye.. ama dedigim gibi böyle cok rastlanan isimlerin seslendirilmesine ihtiyac var.. misal ben ikinci lig golcusu olcaksam illa ki "tufan" ismine sahip olmam gerekir.. (zira ikinci ligde devamli olarak tufan diye bir golcu bulunur) ya da basarisiz forvet olacaksam adim "burak" olmali.. bunlar düsünülmeli.. ama işte sen şarklı kafasiyla, garb oyunu yapmaya calisirsan olacagi bu.. konami biraz daa futbol klişelerinin içine girmeli.. ben mactan sonra aciklama yapmak istiyorum şu şekilde:

"valla sagolsun adebayor abi soldan ortaladi, bana da dokunmak kaldi.. bugun tabi benim gol atmam mühim degil arsenal'in kazanmasi önemliydi.. 3 puan'i aldik mutluyuz, hakem hakkinda konusmak istemiyorum ama bence hakkımız yendi.. avrupadan gelen teklifler hakkinda konusmak istemiyorum, ama kulubumle anlasilirsa tabi avrupada ben de oynamak isterim neden olmasin?"

Çarşamba, Haziran 03, 2009

eğer birilerini anlatırsanız, onları özlüyorsunuz


günün bir anında birden garip şeylerle karşılaşabiliyorsunuz. bir yılmaz erdoğan şiiri ankara'yı anlatırken bir tugba özerk şarkısı izmiri özletebiliyor. siz bir şekilde özlüyorsunuz sonunda.. yazmazdım ya yine bi iki hafta çalışmak gerektiğinden, tutamadım kendimi. vücüdümün tüm direnci ellerimde cünkü. aklimdakiler ellere gelmeyince bir garip oluyorum ben, bir mutsuz oluyorum..

tugba özerkin sarkisi dedigim gibi acaip carpti beni:

dostum bana izmir'i anlat
hüznüme biraz imbat kat

eski günlere geri dönelim

kederlerimi denize at
diye basliyor sarki. ilk satirindan basliyorsunuz zaten özlemeyi herkesi. cimleri biralar ve kahkahalar ile islatmayi. tüm toyluklari, tüm gelecek kaygilarini, tüm asklari tüm kizginliklari ama uzun zamandir göremedigin insanlari özlüyorsun işte.

o yağmurlu günü özlüyorsun mesela, alsancakta kız olgunlastırmanın yanı basindaki patlamış mısırlı internet kafede gecen saatleri.. kıbrış şehitlerinin kaldırımlari yapilirken bir dersane çıkışında bileğin incinesiye logos'a doğru gitmeyi özlüyorsun.. o sarı günde üstüne çamur yağması, batı dersanesinin karşısındaki borekçide uç kuruş paraya doymayı..

asla o günlerdeki gibi olunmayacak biliyorum. yani pasaportta sabahin 8 inde okuldan kaçıp akşama kadar okey oynanmayacak, çimlerde 12 ye kadar oturup, son otobuse yetisilmeye calisilmayacak, "daha 5 dakika var kumru yiyelim" diyip.. daha sonra da kumru yedim ben hatta bizzat çeşmede de kumru yedim, ama hiç bir kumruyu yerken o kadar sarhoş ve aç olmadim.

insanlardan çok olayları özlediğimi farkettim. yani tüm bu anlattiklarim.. heraklitos'a nanik atarcasina baska insanlarla da yasanabilir belki, yasanmistir da belki ama işte hiç biri özgün'ün ilk kez sigara içtiğini itiraf ettiği günde çıktığımız yokuş kadar nefesimi kesmeyecek, ozan'ı sonuç dersanesinin önündeki şimdi olmayan büfeden camel alırken yakaladığımız kadar şaşırtmayacak, adnan'ın delta forceda beni bıcaklaması kadar afallatmayacak hiç bir eğlence, görkem'in otobus duragina kin baglamasi kadar güldürmeyecek,rızayla izlenen almanya maçı kadar sırtımı agritmayacak, eserin kelini ellemek gibi eglenceli gelmeyecek hic bir sac, birce ile gökmen'in aşkları kadar sevimli olmayacak hiç bir aşk, meltem'in kumpircilerde yediği salata gibi özendirmeyecek hiç bir salata, esin gibi birakmayacagi kimseyi evine veya doğanayın yanımda olmasi gibi olmayacak kimse..

tuğba özerkten nefret etmemek gerek..

alsancakta o yaralı gençliğim hala beni bekle
sen aklıma düştükçe hala kalbim tekler
içimde sancın istanbul benim darağacı
gidiş o gidiş bir daha da senden haber bile alamadım...




yılmaz erdoğan


ne zaman kendisini okusam, ne zaman dinlesem şiirlerini aşık olurum ben. yani oyle birisine değil, mutlak leylaya. neşet ertaş gibi aşık olurum, ahmed hamdi tanpinar gibi dolarim, ferhan şensoy gibi siktir ederim, cemal süreya gibi gülerim ve ahmed arif gibi 3 paket nikotin ile dolar ciğerlerim.

ben ne zaman kendisinin şiirlerini okusam özlerim. ellerim tutmaz bardağı, gözlerim gider telefona, bir müzik gelir uzaktan, acaip muzeyyen senar..

biliyorum yıllar gececek, aylar gececek tüm bü harikulade hareketler, reklam filmleri, diziler unutuluverecek ama kagida yazilanlar kalacak. tıpkı zamanında tüm şairlerin çiğliklerinin unutulduğu gibi. şiir bir ödüldür insanlara ve kimse değil, hiç bir şey değil ama şairler şiirleri ile hatırlanır uzak zamanlarda.. benim için çoktan attila ilhan'ın yanındadir yeri, çoktan özdemir asafın hüznüne ulaşmıştır, ümit yaşar bekler öteki tarafta kendisini hasretle..

ben ne zaman aşık olsam, bir yılmaz erdoğan şiiri ağlatır beni..




ben ne zaman yılmaz erdoğan dinlesem, 3 paket nikotin dolsun isterim ciğerime..

Pazartesi, Haziran 01, 2009

1-2 Hafta ara, akıllı olun!

1-2 hafta blog'a ara veriyorum. bu sure zarfinda "seni çok özledik artik yaz lütfen" diye mesajlar gönderirseniz çok sevinirim.

ha bu arada foto cekiminden sonra mustafa dayak yedi.. ne lan öyle! mafya mi olcaksiniz başımıza?