
Bloga geçen sene olduğu kadar yazı yazmak gelmiyordu içimden bir süredir. Bu bir sürenin başlangıcı, benim buradan tanıştığım ve bir şekil pek çok sevdiğim insanla konuşmayı kesmemize denk geliyor.. garipti insan olay gerçekleşince sonuçlarının buraya varabileceğini düşünmüyor (oysa ki atatürk'ün ileri görüşlülüğü vardı.) sıradan işler işte,bilirsiniz seversiniz, belki aşık olur, beraber şarkılar dinlersiniz, sinemada karanlıkta öpüşürsünüz, çoğu şey onun adıyla başlar, bir kitap alırsınız o okusun diye, yalnız hissetmesinzi kendinizi, ama sonra mutsuz bir şey olur, toparlar gibi olursunuz biraz ama sonra olmaz, nihayetinde ayrılınır. ve bir süre, yeni anılar edinilinceye kadar, onunla gidilen mekanlara gitmek, onunla yapılan işleri yapmak istemezsiniz. lafı uzatmayayım, işte bu blogger zimbirtisi da benim "onuhatırlatanşeyler" kutumda en üstte bir yerlerde duruyordu. bloga girip onu hatırlamamak imkansızdı.
içimde nasıl bir yılmaz güney besliyorsam, nasıl bir "kayıp kentin yakışıklısı" durumlarındaysam, şehri terkedesim geliyor böyle anlarda. terkedemeyince de blogger'ı terkettim. (oysa ki atatürk izmir'i yakmadı latife'den ayrıldığında.) ama olay kavafis'in şiirine bağlandı:
"Bir başka ülkeye, bir başka denize giderim," dedin,
"bundan daha iyi başka şehir bulunur elbet.
Her çabam kaderin olumsuz bir yargısıyla karşı karşıya;
-bir ceset gibi- gömülü kalbim.
Aklım daha ne kadar kalacak bu çorak ülkede?
Yüzümü nereye çevirsem, nereye baksam,
kara yıkıntılarını görüyorum ömrümün,
boşuna bunca yıl tükettiğim ülkede."

bana sorarsan bu gayet şirin aslında.. full house dizisindeki jeff amca'nın aşk acısı gibi bir tatlılıkta.. ben olmasam, dışardan birisi olsa "abi ısırgan otları bile bana onu hatırlatıyor" dese, yanaklarını tutup mıncırasım gelir.. ama insan kendisi yaşayınca hiç öyle değil. kokoreçlerin, eko'da oturmanın, starbuckstaki köşenin, düşünecek hiç bir şey olmadığı zamanlarda ekimden beri aklıma onu getirmesi acıklı.. blogger'ın temasını onun beğenisiyle oluşturduğum için blogger'a girememek ise acınası.. ama işte insan dönüyor. dönmek zorunda..
bu "sensizyapamıyorumculuk" veya "seniunutamadımcılık" erkekte daha yaygın sanırım. ya da en azından bunu dile getirmek erkeğe mahsus.. televizyon programlarinda da böyle. paso erkekler çıkıp "karımı geri istiyorum" ayağına yatıyorlar.. oysa kadın yoluna daha rahat bakıyor. "bu ilişkiyi atlattık, benim yemek yapmam değil karnımızın doyması önemliydi, önümüzdeki ilişkilere bakıcaz artık" diyebiliyor. oysa biz erkekler gerçekten aşık olduğumuz zaman, kapısının önünde "seni seviyorum!" yazıp yağmurun altında bekleyebiliyoruz.. bir kızı bunu yaparken görebilir misiniz? göremezsiniz.. emel sayın hariç hiç bir kadın hissederecek söylememiştir "ben seni unutmak için sevmedim" şarkısını..
Her neyse.. az önce gecenin bir körü cep telefonumu kurcalarken nasıl olduysa simdeki numaraları gördüm. bu prensesle biz o amerikaya doktora yapmaya gidecek diye ayrılmıştık özünde. ben de amerikadadır diye, "senziz yapamiyom dülaaaay!"'dan sonra gelen en ezik ikinci mesajı attım.. tak cevap geldi "kimsiniz" diye.. benim kalbim o vakit alien filmlerindeki yaratik gibi "gogus kafesine sığmam taşarım" demeye başladı ki aklım "yanlış numara" yazmayı akıl etti.. ama vucut içindeki iç savaşı gerzek kalbim kazanınca "uur" diye ikinci bir mesaj attım..
işte o mesajın nedenidir buraya tekrar yazı yazmaya devam etmem gerektiğini gösteren şey.. "lütfen bir daha buraya mesaj atma".. hell yeah! türkçesi "amerikaya gitmedim ve sevgilimle çok mutlu yaşıyorum" herkesin hayatı kendisine tabii ki.. ben en azından artık onsuz da eko'ya oturabileceğim..
"Düne ait ne varsa dünle beraber gitti cancağazım, şimdi yeni şeyler söylemek lazim"

13 yorum:
o son mesajı atmayacaktın.
hikaye bi yana iyi olmuş sanırım mesajın sonu, en azından bloga dönüş hayırlıdır diye düşünüyorum.
dimi ya?
takilmaya degmiyor hicbir zaman zaten.
bu tür şeyleri hiç yaşamamış birisi gün olur da başına benzer şeyler gelirse, daha önce yaşayanların tecrübelerine bir şekilde tanıklık etmiş olsa bile aynı süreçten geçer mi?
http://fizy.com/s/1ajai1
rahmetli babanem bu şarkıyı takar takar dedemi özlerdi sitare.. teşekkürler.. geceleri daha çok özlüyor insan..
çok sevgili uur öncelikle hoşgeldin, tekrar buraya dönmene sebep olan vaka biraz fena olsa da sonuçta dönmüş olman güzel. yalnız beyim bir çift sözüm var sana demek isterim, ben sensizyapamıyorumculuğun sadece erkeklerin yaşadığı bir şey olmadığının ayaklı bir kanıtı olmaktan son bir iki ay içinde kurtuldum. sanırım fark şu, sen yağmurun altında yatarken kız muhtemelen kendi odasında ya da beynini yediği arkadaşının evinde gözyaşı ve sümük içinde boğulmakta o sırada. ama kapıdan çıktığı an o kafa kalkıyor ve "önümüzdeki maçlara bakıcaz" moduna geri dönülüyor. ama emel sayın'dan daha fazla ciğerleri sökülerek "sen de unutma beni unutama beni" diye höyküren kızlar tanıyorum onu söyleyim :)
neyse, tekrardan hoşgeldin, umarım kendini daha iyi hissettiğin günler de gelecektir. sevgiler, saygılar.
sayın er kişi,
sen o kapının önünde yatan kadınlara gözucuyla bakmadığın ve gidip peşinden süründüğün kadınlara aşık olduğun gerçeğini ne zaman kabullenirsen işte o gün kadınlar bir nebze daha mutlu olacaklar.
ben birine salya sümük olduğum anda beni elinin tersiyle iter. ne zaman ki onu ciddiye almam, işte o gün kapımda yatar.
gerçi bugüne kadar kapımda da kimse yatmadı, bu da böyle biline.
yeni bırakıldım, hem de bana aşık olmak üzere olan ama benim kalkıp "senden çok etkilendim" dediğim biri tarafından. hırsımı senin yazıdan çıkardım. kusura bakma.
yeni aşklara yelkn açman için fırsat doğmuş işte.bugün sen terkedildin yarın karşı taraf..sonra gün gelir sende terkedersin..
ama ne yalan sölim dönüşüne sevindim.
uurcum valla kötü olmuş gibi ama çok güzel iyi olmuş tamam mı?
mmmm..kimmiş bu kıs?onu merak eden bi ben varım sanırım.ama yine de varım(:
iyi ki atmışsın o mesajı, gör bak "o" saplantılı yaşamayı bırakmak çok daha kolay olucak artık. Insan kafasında büyütüyor da büyütüyor öbür türlü. hem biloga dönüşün de çok güzel oldu, hoşgeldin! :)
aynı şeyi ben de yaşıyorum birinden ayrılınca bi yerlere uzaklara hemde çok uzaklara gideyimde döndüğümde kimse onu sormasın bana, hiç birşey hatırlatmasın onu ve döndüğümde herşey değişmiş olsun istiyorum=)
ama hiç bi yere gidemiyorum o da farklı bi durum...bazen de düşünüyorum hani bir film vardıyaaa jim carry nin sevgilisinden ayrılınca sevgilisi ile olan kısmı sildiriyorduda yine aşık oluyorlardı birbirlerine.Çünkü onunla o duyguları yaşaması gerekiormuş...
..demekki öyle die düşünüyorum bende yaşamam gerekiyormuş yahuuu...
Yaşamamız gerekiyormuş...
O nedenle takma kafana....Yaşaman gerekiyormuşşş...Hakkıyla yaşadıysan ne mutlu sana...
Yorum Gönder