Cumartesi, Aralık 20, 2008

Carl Wilhelm Scheele; Gerçek hayatta işe yaramama serisi #2

(Büyük bilim adamı, atom mühendisi Carl Wilhelm Scheele'yi annesi "tosunum" olarak çağırırdı)

bu carl oksijeni bulan arkadaslardan bir tanesidir.. ama gotu boklu bir arkadas oldugundan "ya simdi yatayim yarin yazarim artik" dediginden joseph priestly ye kaptirmistir oksijeni bulma zamazingosunu.. zira joseph daha atakan bir insan olup "ben buldum benimdir" diye makalesini yayinlayinca carl wilhelm scheele'nin mustekbel eşi "anita schelle"'in hatiralarindan ogrendigimiz kadariyla mösyö'nun agzindan su kelimeler dokulmustur..

"hasiktir ya.. of ben bulmustum daa evvelden.. of ya of.."

her neyse.. cok karakterli bir aile babasidir.. madem oksijeni bulduk ama yayinlamadik o zaman baska seyler bulalim dakkasinda yayinlayalim diyerek "komsijün","ponpikjen" gibi salak elementler bulmus ama ingiliz patent enstitusunun eglencesi olmaktan öteye gidememistir.. ama "klor'u o bulmustur.. yemin etsem basim agirmaz bu noktada..

1786 yilinda öldügünde bes parasiz ve yannizdir.. yalan soyledim.. 1776 da bir tane ecza dükkani almis, dükkanin dul sahibesi ile de evlenmistir.. ölümleri de 2 gün arayla olmustur.. artik ne yedilerse o dokundu diye düsünüyorum.

(Çağdaş bir bilim adamı. Gözlük takmassa öleceğinin farkında olarak atomları ayırıyor.)


şimdi bu angut herif buldugu klor gibi bir maddeye "depiskolojize deniz asidi" adini vermistir.. bereket sir humphrey davy cikmis da "klor desek daha kolay olur bence" diyerek kimyagerleri cok sahane zahmetten kurtarmistir.. bugun kloru kim buldu deseniz bana muhtemelen suratiniza bön bön bakardim ama bi kimyagere deseniz "humphrey davy" derdi.. bu yannis.. esas bulan carl wilhelm scheele.. ama işte kendisi bi denyo..

zaten ölümü de sakat oldugu icin arastirdim.. bakalim neden ölmüs bu dingil dedim ki yanilmamisim. dingilliginden ölmüs (haha 200 sene gecince costum farkederseniz) bu kodumun salagi (hahaha) periyodik cetvelden arsa almis trabzonlu muteahhid gibi atomlari birbir yerlestirirken molibden diye de bir sey bulmus.. "kursun benzeri" anlamina gelen molybdenum ismini de nasil olduysa kendisi bulmus..


nitrojeni de bu arkadas bulmus ama kimseye soylememistir.. taa ki antoine lavoisier cikip "dostlar ben bi atom buldum ama azot diye sey etmek istiyorum izninizle" diyene kadar.. sonrasinda isguzarlik yapip "ohooo gunaydin antoine.. biz onu coktan bulduk.. na bak tek kitabim "chemische abhandlung von der luft und dem feuer" da da bundan bahsettim" demistir.. pis bir adamdir.. arkadaslari falan sevmez hic.. ondan kimya alemi ortbas etmek istemis, adini tarihten silmek istemislerdir.. ne zaman bi kimyagerle "peki o zaman kloru veya nitrojeni kim buldu" diye sohbet etmeye calissaniz alacaginiz tepki "ya siktir et naapcaksin ismi lazim degili" gibi olacaktir..

(soldaki veresiye veren, sağdaki veresiye vermeyen. veresiye vermeyenin rahat koltuğunda oturduğuna dikkat edin.)


yine de üzülüyorum yani ben.. surda 190-200 atom var arkadas 3-4 tanesini kendi basina bulmus, ama adi kimya kitaplarina dogru duzgun gecmesin.. yazik.. yakisiyor mu koca kimya alemi size ?

her neyse yukarda bahsettiğim molibdenle asiri hasir nesir olunca ne bileyim efendim karisina gidip "ehehe bak bak nasil yapiorum bak burnumdan cikarcam bak ehehe" diye maymunluklar yapinca hem karisi hem de kendisi civa zehirlenmesinden mefta olmuslar.. hos bi 10 sene daa yasasa muhtemelen 4-5 atom daha blur, periyodik cetveli sikko sikko isimlerle doldururdu mösyö..

Misafir



Anneanne'nin vefatı, üstüne anne'nin hastalığı, üstüne bir de bayram gelince bizim ev misafirden geçilmez oldu. Yavaş yavaş duruluyor da eski sakinliğine, eski mükemmelliğine kavuşuyor. Yıllar yılı "eve gelene kadar 30 kisiye selam veriyoruz, böyle sevilen bir mahalledeyiz" mesajını millete verirdim de, o selam verdiğim insanları evimde görmek pek hoş olmadı. Yani ben selam veriyorum arkadaş, sizin eve gelmenize gerek yok ki? Yemin ediyorum Hostel filmindeki mevzuyu anladım.

bir de hostel sonucta.. adamlar geliyorlar interraile.. ben edebiyle gelene katlanamadım bir ay bu gelenler öncelikle pisler. içip içip kelimenin tam anlamiyla siciyorlar odanin içine.. insan öldürmesin de "bravo devam edin efendiler aynen bu şekil" mi desin? olmaz tabi. goygoycu falan olmak gerek.. böyle bi saskin olmak, veyahut parasal dönüşümünden inanilmaz derecede tatmin olmak gerek..

vallahi dedigim gibi hak veriyorum, eve gelen her "annemin, dayisinin kizigiller" in yatiya kalmasi durumunda daha da hak veriyorum..

bir de şu misafirin yanında kalmakla görevli insan olma durumu var. işte o sırada evin içinde bambaşka işleri oluyor aile bireylerinin ve sen tek basina ortamda kaliyorsun. tanımadığın garip insanlar (selam vermişsin ama) canlandirma yapacağım:

1. sahne

anne:durun ben caylari koyayim(sahneden cikar)
evin oglu:eee daa daa nasilsiniz..enistemler nasil?
misafir:hepsi iyiler
(burada misafirin konuskan olmamasi cok buyuk iskencedir ayiptir.."misafirliklerinizde konuskan olunuz havadan sudan muhabbet aciniz" - "kofi annan")
evin oglu:recep abi de evlencek sanirim artik
misafir:evet evlencekler nasipse
evin oglu:hmm sey ben bi anneme bakiim yardima ihtiyaci var mi..(evin oglu sahneden cikar)

2 sahne

(evin oglu ve anne mutfakta)
evin oglu:ya anne birakip gittin beni...ya ne dicem ben adamlara,tanimam etmem..mda zaten inadim inat gotum iki kanat modunda konusmuo da konusmu..
anne:eee cocuum topluma karismadiindan oluo bunnar hep..msenin arasina cikmiosun ki..dur caylari koyuorum sen git

3. sahne
(misafirler,evin oglu salona girdiginde toparlanma hareketi yaparlar)
evin oglu:baharda bir turlu gelmedi degil mi?
misafir:haklisin.. (gülüşmeler)

Cuma, Aralık 19, 2008

Fabrika kızı



Bu fabrika kızı mükemmel bir seksenler sarkisidir.. kanımca seksenlerin politik-ekonomik yapisini anlatan sarkilar icerisinde yeri the clash'in london calling'i ile yan yanadir.. hikayede bilindigi üzere bir kiz vardir, yürüme mesafesindeki bir tütün fabrikasinda calisan..

80lerin en önemli hadiselerinden biri, 70lerin şu meshur petrol kriziyle beraber ortaya cikan neo klasik iktisatin, belki de daha once toplumlara hiç bir iktisadi akimin etki etmedigi kadar etki etmis olmasidir.. neo klasik düstür neticesinde, tam istihdamdan, dogal issizlik orani dusturuna gecilmis, böylelikle işcilere verilen imtiyazlar ortadan kaybolmustur.. artik işciler sosyal tesis gereksinimi duymayacaklardir, artik işciler bayramlarda ayakkabi ceklerine kavusmayacaklardir.. yeni düzen boyle uygun görmüstür. tekrar ve tekrar petrol krizleri yasanmasin diye (hoş bence bu vahsi kapitalizm'den baska bir bok degildir ve bir sekilde, bir zaman muhakkak patlayacaktir da neyse)(bir nevi patlamıştır da gerçi.. son krizden bahsediyorum) işte bu degisimin bir halkasi da, yürüme mesafesindeki fabrikalarin, şehrin uzak yerlerine alinmasi, ve boylelikle işçi ile fabrikasi arasina bir yol konulup, fabrikasi ile pek özdeşleşmemesini saglamaktir.. yani işci evinden onu coook uzaklara atan fabrikasindan pek hoşnut olmayacak, ve oradan kurtulmak için bir an evvel işini yapip gidecektir..

işte fabrikalarin uzaga alinmasidir fabrika kızını, kızlarini yok eden ve bu sarkiyi nostaljik kilan hadise.. bi alpay sarkisindan da neo klasik iktisat elestirisi yaptigima inanamiyorum gerçi.. bu sarkiyi polanyi'de cok severmis dostlarim, arkadaslar, dervisanlar.. ölmeden evvel paso "haramiler" yorumunu dinler dinler, votka içermiş..

Perşembe, Aralık 18, 2008

Sermet Erkin

bulundugum mekanda tv açık oluyor. ama devamlı cnbce olsun, cnn olsun bu tarz kanallar. ama az önce tv de sermet erkin'i gördüm.. cnbce de ne arıyordu, ekonomik buhranın sihirbazlara ne tür sorunlar çıkardığını mı tartışıyordu bilmiyorum.. ama ben öfkeden kudurdum. gecmisin hasetli defterlerini kapatamamisim. kalender bir
insan olamamis, ofkemi yenememisim.. hindistanda gecirdigim 2 sene resmen boşa gitmis.. fakat çok sahane fotolar cektirdim yine de hindistanda.. facebooka koydum.. tagledim bi de.. bu ben bu dalaylama..

neyse husumetin kaynagini aciklayayim.. bu sermet erkin bir gün bizim okula geldi.. neyse efendim günes gözlükleri korumalar falan. sanirsin film artisti.. neyse cikti sahneye basladi sovunu yapmaya.. kuslar kelebekler alkislar kiyamet..
bir yerde "aranizdan bir gönüllü var mi " dedi.. ben de o sirada beyruttan yeni gelmiim iç savas yorgunuyum basima daha kotu ne gelebilir ki diye düşündüm "ben gönüllüyüm" dedim..

neyse efendim ciktim sahneye adin dedi.. gercek adimi kullanamazdim "filiz" dedim.. "bir erkek için garip bir isim" dedi "sermet cok normal ya" dedim.. aramizda ilk dakikadan bir sogukluk olmustu. artik egolarimiz gizliden gizliye savasiyordu. "gir lan sandigin icine" dedi bana "sihirbaz oldugunuz kadar küstahsiniz da" dememle sandigin icine girmem bir oldu.. sandigin sicak ortami ve benim de tuvaletim gelmesiyle bir de sahne heyecani ile sali verdim sandigin içine" neyse sonradan bicaklar bilmem neler..

"ay cik cik cik batirdin" falan dedi bu.. ya dedim "korktum mina koyiim".. arkadaslar da gülüyor bi yandan.. "gülmeyin lan ipneler.. siz girin yiyorsa" diyemedim cünkü.. müdür yardimcimiz en ön siradaydi sapik gibi.. hayir koca müdür yardimcisisin, sermet erkin izliyorsun lan.. o da ayri bir paradox.. neyse..

delikanli adam inceden yaklasir "hafiz işedin istersen arkadan kaç" falan der.. rezil etmez insani.. ama bu piç!! bu sermet hiyari!! üzerimden populerite yapti. kari kiz kaldirdi..

bir gün bulucam oglum seni.. bir gün silicem seni piyasadan..
bu da böyle bir animdir..hell yeah bebegim.. come on..

Çarşamba, Aralık 17, 2008

Sakız Katliamı


Bu günlerde Ermenilerden bir özür dileme silsilesi gidiyor. Tam bir istemli soykırım olup olmadığı muallaktayken böyle bir hadisenin olmasından özür dilemeyi açıkcası tam doğru bulmuyorum. İllaki bir şeyden özür dilenecekse, ciddi bir soykırımdan, Sakız adası yurttaşlarının uğradığı soykırımdan özür dilemeli. Geriye kalanların çok az olması, böyle bir soykırımdan hiç bahsedilmemesini doğuruyor gerçi. Birilerinin bahsetmesi, birilerinin özür dilemesi gerek.

Bu katliam 1822 yilinda, sakiz adasinda meydana gelmis ve yaklasik 100 bin kisinin yasadigi sakiz adasinin nufusunu 2000 kisiye düşürmüs bir katliamdir ne yazik ki..

hikaye aslinda susam adasindan sakiz adasina gelen bazi rumlarin, gelecekte eoka'nin yapacagi tarzda bir "türkleri yok edelim, camilerine işeyelim, cengiz topel e işkence yapalim" dusturu neticesinde baslamistir..

42 bin kisi asilmistir osmanlilar tarafindan, 50 bin kisi sürülmüştür, mahpus edilmistir. evler yakilmis, tarlalara tuz serpilmistir. elden cikan yunan topraginin acisini sakız adasinda, provakasyona gelmeyip orayi burayi yakmayan halktan cikarmistir..

zaten sakizlilarin yunan isyan'ina karismasi icin de hic bir neden yoktur o zamanlar.. hali hazirda zaten sakiz ticareti yapmaktalar, gayet zengin bir sekilde yasamaktaydilar. çeşmeden evlerinin ışıkları gorunurken, her türlü ticareti özgürce yaparken ve iç yönetimlerinde özgürken, hatta adaya osmanli yüz yillarca dogru düzgün bir kadi bir vergi memuru bile göndermemisken böyle bir isyan'a girişmesi sacmaliktir düpedüz..

ama işte susamli rum gemiciler, birden "siz yunan degil misiniz? siz isa'nin cocuklari degil mizin ah vre?? bu ne dingilliktir be pedimu??" diye girince ve yine bu susamli gemiciler camileri yakip, adadaki türklerin kaleye kacmasina neden olunca, ve halktan da "ne yaporsunuz onnar bizim kardeslerimiz??" tepkisini almamasi, osmanlinin gidip sakiz adasindaki halkin agzina sicmasina neden olmustur..

dedigim gibi neredeyse tamamen sucsuz 42 bin kişi asilmis, 50 bin kişi sürülmüş, ancak ve ancak adanin zenginleri sayilabilecek 2000 kişi hayatta kalabilmiştir..

sakiz adasi katliamini victor hugo ve lord byron da kaleme almistir baya baya..

gariptir, bu katliam neticesinde hic bir zaman sakiz halkinda türk nefreti uyanmamistir.. hatta hikaye hakkinda, sakizli ninelerle konusuldugunda "türkler degildi, rumlardi bunun nedeni!" gibi bir laf bile duyulabilir..
hatta bakin sakizdaki bir klisede şu yazi yazar

"sakız adası'nda katliamdan evvel 118 bin kişi vardı. katliamdan sonra adanın güney kısmında sakız üretimi için 1800 kişi canlı bırakıldı. hesaplara göre adada 23 bin kişi öldürüldü. 47 bin kişi kahire ve izmir'in esir pazarlarına sürüldü. kalanlar da çevre adalara giderek kurtulmuşlardı. nea moni manastırı'nda katliam paskalya bayramı arifesi, büyük perşembe ve büyük cuma günleri arifesinde manastırda kurtulmak maksadıyla bulunan ve sığınan 600 keşiş ve 3500 kadın ve çocuğun hepsi osmanlı türkleri tarafından katledilmiştir. bu katliamdan geriye kalan bazı kemikler burada bulunmaktadır."

yani türklere degil nefret, osmanli'ya.. ya da ben çok iyi niyetliyim..

yazinin alintilandigi yer hakkinda soyle buyuralim:

http://www.internethaber.com/news_detail.php?id=102307

katliam hakkindaki britannica girdisi de surada var:

http://www.britannica.com/EBchecked/topic/368477/The-Massacre-at-Chios

bu da wikipedia:

http://en.wikipedia.org/wiki/Massacre_of_Chios

ben şahsen, ege'nin iki yakasını da seven birisi olarak utanıyorum bu olaydan ve özür diliyorum.

Salı, Aralık 16, 2008

Hayatta iki şeye özendim ikisi de sikko çıktı

allahi var hic boyle hirs küpü bir insan olmadim.. yani aman notlarim daha iyi olsun, ama daha cok kazanayim, eyvah eyvah sevgilim yeterince güzel diil demedim.. kanaatkar yaratmis bizi de rabbimiz. yapacak bişi yok..

ama su hayatta iki seye özeniorum arkadas.. birincisi boyle devamli yenilen, orta silara mahkum bir takimin umutkar taraftari olmayi istiorum.. hani deplasmanlara gidelim, "az sayida valladolid" taraftari falan desinler bize.. kavga etmeye falan üsensinler o derece...

ikincisi ise boyle direk kameraya bakmayan, ufuga bakan bi fotomu, transparanlastirip arkaya gün batimi resmi falan koyup onu sergilemek.. feci ozeniorum buna da..

ama işte imkanlar yok.. imkan olsa bile o ozgüven yok bende.. zira en basta bence mantalitesini ogrenmek gerek hadisenin.. yani bir insan neden gün batimi fotosunu koyar ki arka plana diye kendisine sordugunda "efendim yakisikliligim milletin gozunu almasin diye" cevabini tokat diye vermeli..

simdi bunlari düsününce "ulan" diorum "ne sikko isteklerim amaclarim var su dünyada".. agladigim oluor düsündükce..

Pazartesi, Aralık 15, 2008

Çocuk hastanesi


Nemo ile konuşuyorduk az önce. nemo diyorum zira kendisi yakın dönemde tanıştığım en süper, en şahane insan ve denizde gözlerini açmadan yüzemiyor.. Çocuk hastaneleri hakkında konuştuk. Ben de dedim ki anlatayım çocuk hastaneleri nedir ne değildir.

yurdun değişik yerlerinde, değişik adlarla açılan hastanelerdir bunlar.. işte "süleyman demirel çocuk hastanesi","izmir sezercik çocuk hastanesi","cengiz topal hava çocuklar hastanesi" gibi isimleri olur..

içlerinde büyüdügüm için bana manyak gelmezdi bu ortamlar ki 10 sene sonra bir tanesine gitmek gerektiginde farkettim ki hakket über manyak, korkunc ortamlar.. zira okham'in usturasi konseptine uymayan yerler.. hal böyle olunca da hadise korkunclasiyor..

yani nedir: hastane dedigimizde duvarlari beyaz, hastalarin yasli oldugu, hemsirelerin cok sevimli olmadigi, hastalarin hastaneyi sevmedigi, ve duvarlarinda zurafa resimleri olmayan bir yer düsünürüz.. ama burasi degil arkadas.. duvarlar pembe, etrafta cocuklar kosuyor, lavabolarin boylari 50 santim, hemsireler cocuklara isimleri ile sesleniyor, boyle bir termoslarla caylar gidiyor, hasta yakinlari hastaneyi doktorlardan daha cok seviyorlar, özellikle kronik hasta olan yavrucalar ortamda büyük hayaller yaşatiyorlar, hastaneyi sizden iyi bilen firlamalar etrafta düsüp kalkiorlar ve icin erior..

yine de korkunc arkadas.. en nihayetinde çocuklarin hasta olmamasi gerektigi için korkunc.. duvara zurafa, fil çizince, o cocugun anilarinda cocuklugunu hayvanat bahcesinde gecirdigi fikrini yesertemiorsun..

Yaptığım en büyük çılgınlık

gerzek katılım formlarında bulunan bir soru cesidi bu. "yahu nolcak ki katilayim ben de!" diyip de acun ilicali ile var misin yok musun, yarismasina katilmak isterseniz, katilim formunda bu tarz bir soruyu cevaplamak zorunda kaliyorsunuz.. daha evvelinde de makara olsun diye katilmak istedigimiz bbg'de de aynı hadise vardi mesela.. bir "yaptiginiz en büyük cilginliktir" gidiyor..

fakat bir halti yerken "cilginim bebegim" burak kutlugunda bir insan olmadigimdan katilip kaliyorum öylecene.. gerzekleşiyorum.. "şu yaşa geldim, yaptigim en büyük çilginlik, bakkalin önünde bira içmek miydi lan?" demekle yetiniyorum, "240 basinca tempralarin göstergeleri degisiyormuş"'u deneme hadisesini cilginlik olarak goremiyorum..

heralde bir insanin "bu yaptigimiz çok cilgincaydi" demesini falan bekliyorlar.. böyle yasiyoruz tabi biz.. "uuuuuw inanilmaz.. çok delice bir şey bu!!" falan diye dolasiyoruz..

velhasil yok işte.. cilginca yapilmis bir hadise koca hayatimda.. burnuma leblebi sokmuştum kücükkene.. oluo mu o?

Pazar, Aralık 14, 2008

Dinlenme Tesisi

uykulu bünyelerin alelade sikildigi noktalardir bunlar, dinlenme tesisleri.. insanlar, uzun yolculuklarda, belli yerlere işesinler, otobusu batirmasinlar diye yapilmis yerlerdir hesapta.. fakat iş "acıkanlar birbirini yemesin, buradan yesin bişiler" dedikleri noktada zivanadan cikiyor.

dünya ekonomi literaturune "ne kadar gecirebilirsek kardir" mantigi ile kurulmalari ile girmis bu dinlenme tesislerinde sahsim adina mutemadiyen becerildigimi soylemeliyim.. genelde diyaloglarimiz su sekilde gelisiyor;
-hayirli işler iyi geceler gozleme ne kadar
+152 ytl
-tamam alayim ben
+ayran da ister misiniz?
-tabi tabi olsun tuvalet ne tarafta
+arkada.. hepsi 212 ytl tuttu..
-buyrun

o an idrak edemiyor insan.. bunlar maksimum 3 milyon eder diyemiyor.. basireti baglaniyor. zaten 3 saattir uyuorsun son derece rahatsiz edici bir durumda ve koltukta. yanindaki tanimadiin adamla ayagin birbirine degiyor ve terlior. cok rahatsiz edici..(istiyorum ki burada 3. kisilere bişi ifade etmeyen bir ayak terlemesinden bahsedeyim. robert plant e de selam cakiim) üzülüyorum boyle oldugunda.. ey yol üzeri esnaflari, ey sevgili dinlenme tesisi sahipleri nolur gozlemelerin fiyatlarini belli oranlarda tutalim. tarim bakanligi da uyumasin kardesim. hoş bunlar kemal sunalin zehir bekci oldugu filmindeki gibi fiyat etiketlerini tak diye degistirirler zabitalar geldiginde..

ha bir de ucaklar icin de olsun bu dinlenme tesislerinden. mesela izmirden ucarken istanbula yalova civarina inelim "thy 135 sefer sayili izmir istanbul ucagi yolculari, ucani ayri kacani ayri tut dinlenme tesislerine hos geldiniz mola süreniz 30 dk dir" densin.. ben yeni hükümetimizden bunu hükmetmelerini arz ediyorum.

bu arada fotograf "miller" bira doldurma tesislerinden.. haha gider ayak miller içenlere de bok atiim..

Cumartesi, Aralık 13, 2008

Sevemedim Kara Gözlüm




sarkinin hikayesi ki aslinda filmin hikayesi soyledir..turkan soray bir balik halinde kah sarki soyleyerek kah balik satarak gecimini kazanan biridir..ve bunun yakin arkadasi kadir inanir ki chopin mahlasiyla anilir cunku piyano calabilir,bir gazinoda garsonluk yapmaktadir..kucukten beri turkana hasta olan (turkanin filmde ki ismini hatirlamaya calisiyorum ceren gibi bir ismi vardi boyle ayse fatma degil modern bir isim gizem dahi olabilir) kadir inanir turkana sarkilar yazar ama asla soylemez..sadece yakin arkadasi mujdat gezene okur bu sarkilari..

neyse bir gun kadir butun mahalleyi calistigi gazinoya gotutur..bir ara mikrafon turkana uzatilir turkanda o billur gibi sesiyle (aslinda sesi baskasina aittir) bir sarki mirildanir..ondan sonra gazinonun patronu "oh bu ses bu ses" diyerek sahneye firlar..cetin bir pazarlik surecinden sonra turkanla geceligi 3 bin liraya anlasirlar..

mechul besteci ( ki kadir inanirdir) mujdat gezen araciligi ile sarkilar soyletmektedir turkana artik..turkanda her performanstan sonra "mechul besteciye bu sarkilari bize armagan ettigi icin tesekkur ederim" gibisinden bişiler der..(bundan bir 15-20 sene sonra abba "thanks for the music" die bir saki yapacaktir)

film bundan sonra deişik şekillere girer ki spoiler bundan sonrasi..lakin turkani ilk gecesinde izlemeye gelen holiwud heyeti turkan soraya , rock hudson un basrolunu oynayacagi " mihracenin aski" adli film de basrol teklif ederler..

turkawn bunun serefine verilen partide holiwud heyetinden biriyle dans ederken "nerdesin be chopin bunlari gorseydin keske " dediinde holiwudlu tip (ki kel bi amcadir sonrasinda tatli kaciklar da memet ali erbilin gazeteci patronu rolunde oynayacaktir) "oh you know chopin how cultured you are" der durur.. bizim turkan da "yeees yeees mina kodumun salaaagi yeees yeees" seklinde cevap verir..ki bu turkce bilmeyenlere futursuzca kufur etmek eyleminin bir seklidir..

kadir inanir ve mujdat gezen bu filmden sonra izmire gidicekler ve "param yok pulum yok" adli enfes filmi cekeceklerdir..(altin portakal jurisine tesekkurler"

İspanya



ispanya "ölümün ulusal bir eglenceye dondugu tek ulustur". Böyle direk "lorca" dan arak bir şekilde gireyim yazıya. 2008'i bitiriyoruz ya, benim bu seneki yıldız olduğunu düşündüğüm ülke İspanya. 2008 yilinda inanilmaz bir kalkinma yapti bu ülke.. dahasi 2000'li yillarda aldi basini gitti.. alkislamaktan ziyade hasetle "nasil oldu da bir ülke boyle costu" diye düsünmeliyiz bence.. yani avrupa sampiyonu olan, tenisin erkekler 1 numarasina sahip olan, oscar üstüne oscar alan yonetmenler ve oyuncular cikartan, sinemasi dünyadan taktir toplayan, müzigi ile, mimarisi ile kocaman bir basari öyküsü (bilimde cok basarili degiller.. ama bir akdeniz ülkesinin bilimde basarili olmasini beklemek bence büyük hayalbazlik)

hikaye 1975 yilinda basliyor.. yillarca ülkeyi yonetmis olan franco'nun vefati ile.. sonrasinda bir kalkinma süreci, ispanyol solunun franco'ya zamanında destek vermis ailelerin onayini alma süreci.. hala sag parti basta cünkü.. ama reformlar muhalif kanattan geliyor. ve halk bir sekilde sol ile bütünlesiyor. zaman da uygun zaten.. 70'lerin komplesi dünya solunun zirve yaptigi noktadir.. sonrasinda da zaten sag darbeler ile çoşar kalkinir..

ispanyada darbelerin amerika menşeyli yapildigi donemde, bir basarisiz darbeye maruz kaliyor.. fakat bu kez kral tüm insiyatifini olaya koyarak (ki kral derken juan carlos diyelim de belli olsun adi nami.. hos her 5 kisiden birisinin (1) juan carlos oldugu bir memlekette bunu belirtmek pek yarar saglar mi bilmiyorum) darbeyi bastiriyor.. kral darbeyi bastirmadan evvel devletin basina getirilen leopoldo calvo sotelo gelir gelmez direkman ülkeyi natoya sokuyor.. bu o zamanlar cok sahane bir ayrinti olsa da simdi o kadar onemli diilmis gibi gozukmekte.. nato'ya girmek demek, zamanın konjuktoru içerisinde "merhaba, biz sovyetlere karsiyiz, ve bilakis sagciyiz" demekle esdeger bir şey..

darbe bir sekilde bastiriliyor, ve saga bu olaylardan sonra iyice sempati kaybeden halk 1982 inin bir kasim gününde, ülkeyi 1996 yilina kadar yonetecek felipe gonzalez yonetimindeki solcu hükümete kavusturuyor.. bismillah deyip iş basi yapan hükümet 92 yilindaki olimpiyatlari, ve yine ayni yildaki expo yu ülkeye getiriyor.. memleketi tüm dünyaya "ey insanlar, diktatorluk degiliz artik" seklinde lanse ediyorlar boylelikle..

82 yilindan 96 yilina kadar harala gürele içinde geciyor günler.. işte bu günlerin temelleri o günlerde atiliyor.. istikrar, iyi degil belki ama, kotu olmayan bir yonetim elinde ülkeye iyi gelen bir hadise.. sonrasinda zaten, tarihler 1996 yi gosterirken, mavi kravati ile unutamadigim (nedense) jose maria aznar hükümeti basa geliyor.. merkez sagci olsalar da feci revormist, ve cagdas bir hükümet bu.. mesela dünyadaki ilk escinsel evliligi ve evlat edinme tam haklarini bu hükümet sagliyor.. ülke zamaninda o kadar cekmis ki hos gorusuzlukten, modernizm ayagina su siralar her seye hos goru ile yaklasir durumdalar..

memleket su anda anayasal monarşi düzleminde ilerliyor.. bu ingiltere'ninkinden biraz daha krala dayali bir yonetim sekli.. yani bizde anayasa mahkemesinin yetkileri kralda var diyelim.. parti acip kapama, anayasaya uygunluk cart curt kralda bitiyor.. biz kendisini ancak tribunlerde gorebiliyoruz ama kendisi ülkenin bugünkü durumunda bas rol oynayanlardan birisi.. ayrica eyalet sistemi hüküm sürmekte.. katalunya'nin kendi devleti ne bileyim efendim, aragon'un, kordoba'nin, madrid in kendi meclisi, kendi kanunlari var.. boyle boyle 17 tane devletcik var aslen ispanyada..

hoş bu devletciklerden katalunya mesela daha fazla oznulluk hakki için cildiriyor. fakat işte gerek kral'in gerekse hükümetlerin "yaaa yormayin bizi" tadindaki tatli cikislari sayesinde, eta dahi delirgenlik yapmayi birakmis durumda..



en nihayetinde bir akdeniz devleti olmasindan kelli, kendi basina olsa sicabilecekken basinda kuzey ülkelerinden bir kac denetcinin olmasi ile sahlanmis ülkedir.. dogru.. ama avrupa birligi gelip de senin anlina silah dayamiyor reformlari yapman icin benim bildigim.. zira dayasa biz bugun sacma sapan hadiselerle ugrasmak yerine, gündemimizde sadece hangi konu basliklarinin acildigi, avrupa birligine katilim sürecinde nerede oldugumuz gibi konular olurdu.. yani en nihayetinde, onlarin da uymasi gereken kurallar ile bizim de uymamiz gereken kurallar ayni.. 86'da girip adamlar bugun buradalarsa, ve biz onlarin cok ama cok gerisindeysek, bunun altinda bizim hükümetlerimizin gerzek işlerle ugrasip sonrasinda ise halka "bizi avrupa birligine almiyorlar" demesi yatiyor..

en nihayetinde avrupa birligine girince de bitmiyor iş.. bitseydi irlanda'nin gdp'sinin bir sekilde isvicre'ninkinden büyük olmasini beklerdik.. dünyadaki en tarafsiz insanlarinin bulundugu isvicre'nin ne kisi basi milli gelirine, ne de kisi basina düsen milli hasilasina cogu avrupa memleketinin ulasamamasini baska türlü aciklayamayiz cünkü..

dedigim gibi.. bu halk en nihayetinde akdeniz halki.. sicak kanli, kendi baslarina tembel, ama iş buyurulunca sike sike yapan bir halk. avrupa birligi'nin sozlerini ciddiye alan bir yonetimle, 20 senede buraya gelebiliyorlar.. bizimkiler gorsunler, okusunlar da utansinlar gari..

geze geze avrupa'nin bir bölümünün daha sonuna geldik boylelikle.. (haha hep bunu demek istemistim)

Cuma, Aralık 12, 2008

12 Aralık 2008 Gençlerbirliği Galatasaray Maçı

(Gençlerbirlikli futbolcular maça modern tesislerde çalışarak hazırlanırken, Galatasaray'lı futbolcular Rocky 4 gibi birbirlerini kaldırarak maça hazırlandılar. Fotoğraf: Adem Kabayel)

Memlekette kurban bayramı bitmiş, tüm hastanelerin acil servislerinde "eti fazla kaçırdık ondan oldu" muhabbetleri dönmekteyken, kurban bayramı'nın beşinci gününde Ankara'da oynanan ve ilk yarıda gelen 4 golun üçünü Galatasaray attı diye, sırf bu yüzden Galatasaray'ın kazandığı bir maç.

Önce Ali Sami Yen'de mor menekşe Hacettepeyi yenerek Ankaralılardan 3 puan alma serisine başlayan Galatasaray akabinde Ankaragücünü yenmiş, üstüne bir de Gençlerbirliğini yenmek istiyordu. Kewell tüm "Ya Ayhan'da da oldu aynısı. Böyle çekme yapıyor dimi. Eveeet aynısı.. Ayhan 3 ayda kalktı ayağa. Yok bişi" telkinlerine rağmen fıtık ameliyatı olmak için Avusturalyaya gitmiş, Ayhan sakatlanmış Galatasaray'ın onbirinde Mehmet Güven ve Nonda şans bulmuştu. Samet Aybaba'da El saka'yı kadro dışı bırakmıştı bunların üzerine. (Tam olarak bunların üzerine değil aslında)

Daha maçın ilk dakikalarında bir pas ceza alanında Baroş'un ayaklarına geliyor Baroş'da kendisini yere bırakıyordu. Hakem Halis Özkahya ne penaltı veriyor, ne de Fethiye'de iki yıldızlı dalgıçların dalışlarından daha başarılı bir şekilde dalan Baroş'a sarı kartı gösteriyordu..

İlk çeyrek saat Gençler ve Cimbom'un karşılıklı atakları ile geçiyor ama öyle "Tüh be bu da kaçar mı" denecek pozisyon olmuyordu. 16. dakika'da çok net br top Burhan'ın önüne düşüyor, yerde kayarak topa vuran Burhan mutlak bir golü kaçırıyordu. Golden sonra "kulaklarım üşüyor" diye veryansın yapacak Burhan ikinci yarıya kulak ısıtacı ile çıkacaktı.

26. dakika oldu ki, meira "al da at" diye bağırarak Burhan'ın önüne topu bıraktı. Bu fırsatı değerlendiren Burhan topu ağlara gönderiyor, gönderdikten sonra dayısının sünnetinde aldığı künyeyi öpüyordu.
(Baros'a sarı kart gösterme konusunda ketüm davranan hakem Halis Özkahya, Fırat Aydınus'a benzememek için tüm maçı bu surat ifadesi ile geçirmeye kararlı gözüktü. Fotoğraf: Adem Kabayel)

`Küçük Kaptan Lincoln` santra'da "Beyler hadi oynuyoruz beyler" diye arkadaşlarına bağırıyordu. Sonra 2 dakika sonra önce kendisi Baroş'un ceza alanına kaktırdığı topa çok klas bir şekilde vuruyor, hemen 10 dakika sonra da bu kez Lincoln sağdan ceza alanına girip sıfıra yakın bir yere gidiyor, oradan da Baroş'a topu çıkartıp "10 dakikadır "benim attığım asistle gol attın" trivirisi yapıyorsun arkadaş" diye bağırıp Baroş'un gol atmasını sağlıyordu. Baroş yine elle oynuyor, Halis Özkahya yine Baroş'a kart göstermiyordu.. Galatasaray'ın sağ kanadı tekliyordu açıkcası ama sahada oynayan Galatasaray değil Arsenal olduğundan bu tekleme çok göze batmıyordu. Defansa gelip top alan bir Arda ileride de gol atabiliyordu mesela. maç 3-1 olmuş, Arda eliyle tribunlere "3" veya "E" işareti yapmıştı. Tribunde maçı izleyen Esra adlı bir kızımız Arda'ya "Ben de seni" kıvamında bir şeyler bağırıyor, ama abisi tarafından azarlanıyordu.

Maçın ilk yarısı bu şekilde biterken soyunma odasında "Arkadaşlar yormayalım kendimizi. Hiç gereği yok. Gol yemezsek gol atmanın luzumu yok. Zira Engin olsun, Burhan olsun Kerem ve Recep olsun bunlar iyi çocuklar" deniyordu.

Hakket Galatasaray ikinci yarıda futbol adına bir oyun sergilemiyor, sağ kanat Sabri'nin eksikliğinde aksıyor, Mehmet Güven attığı her çalımdan sonra kendini "Maradona" sanıyor, Mehmet Topal devamlı dağlara taşlara topu atıyor (ama bu sene gol atacak bu yazıyorum buraya) Barış'ın kornerden gelen ortaya, ön direkte vurduğu kafa çizgiden recep tarafından çıkartılıyor, Barış'ın ceza alanında top eline değiyor (ama penaltılık bir pozisyon olduğunu düşünmüyorum) ve Gençlerbirliği taraftarı kulubun kurucu üyelerinden `İlhan Cavcav`'ın istifasını istiyorlardı. Hayır bu ülkede değişmeyecek iki şey varsa birisi `mustafa keser`'in türkü söylemesi diğeri de `ilhan cavcav`'ın gençlerbirliği başkanı olmasıdır. Hala istifa ne ki?

Bu arada maçın sonlarına doğru Ergün'ün kafasını De Sanctis mükemmel bi şekilde çıkartıyor "Hocaam içerden çıktı hocaaam" diye bağıran ergün'e de sanctis çok eğlenceli bir şekilde "Hastir ulan" diyerek ensesine vuruyordu.

Velhasıl bir Ankara havası daha bitiyor ve Galatasaray 3 maçta 9 puan'ı alıp zirveye acaip yaklaşıyordu. Haftaya 2 haftadan sonra Ali Sami Yen'e gidecekti Galatasaray ve misafiri plaj futbolunu dahi net bir şekilde oynayamayan Beşiktaş Jimnastik Klubu olacaktı.

Fotosel


daha cok gelismesi gereken teknolojidir fotosel.. aslinda emin degilim teknoloji agacinda boyle bir dal oldugundan ama fotoselli cihazlarin eninde sonunda gelismesi gerekmekte kanaatimce.. en azindan tuvalette kullanilanlarin..

zira ben, fotoselin bana tanidigi sürede, işimi halledip ortamdan uzaklasacak bir redkit degilim. olamam da.. benden bunu istemesi cok anlamsiz.. hal böyle olunca, tuvaletini yaparken insan, illaki hareket etmesi gerekiyor.. kadinlar tuvaletlerini bilmiyorum, ha biliyorum da girdigim zaman pek sabit durmuslugum yok ama erkekler tuvaletinde 19 mayis törenlerine katilmis gibicesine hareketler yapip bir yandan da işemeniz gerekiyor fotoselin kurdugu karanlik tuzagina düsmemek icin..

istiyorum ki benim orada oldugumu anlasin, kapamasin isigi. ben de kulplu beygirdeymiscesine hareketler sergilemeyeyim tuvalette.. el kol yapmayayim karanligin icine düsmemek icin..

en nihayetinde alisik olmadigimiz, insanlarin devamli istirahat etmedikleri yerlere kurulan cihazlarin icine yerlestirilen bir zamazingodur fotosel. hos mesela her kamerada bir tane fotosel cihazi var isigin tonunu ayarlamak icin ama bu o cihazin esas özelligi degil. yani kimse aldigi bir kameranin "fotoseli" üzerinden prim yapmiyor.. teknosa calisanlari bile gelip de size "bu cep telefonunda fotosel var abicim" demezler. zira dedigim gibi hem sikko bir teknoloji olarak, hem de cimriligin gostergesi olarak algilanan bir teknoloji..

oysa ki dünyayi fotosel kurtarabilir a dostlar.. gereksiz elektrik tasarrufu fotosel cihazlari tarafindan önlenebilir.. mesela yollara yerlestirilecek fotosellerle, yollardaki gece lambalari siz ilerledikce acilabilir.

ama işte o noktada ciddi annamda hareket gerekiyor.. fotoselden ziyade, kendilerini hareket sensoru zannediyor bu denyolar cünkü..

ulan oradayim işte, işiyorum, daha ne hareket edeyim sana. basli basina bir hareket benim icin işemek. ben işerken elimi kolumu sallayan, latin danslari yaparak işeyen bi insan deilim ki. benden niye öyle bir hareket bekliyorsun ki? varligimla yetinsene sen..

ama yok.. illa ki hareket ettirecek, illaki işemek disinda bir eylem göstermemi bekleyecek..

yaziklar olsun fotosellere de fotoselleri bulan muhendislere de , yetersiz fotoselleri tuvaletlere kaktiran elektrikcilere de.. peh.

Perşembe, Aralık 11, 2008

Seks dört harflı bir kelimedir amma lakin öyle değildir

Yurdun değişik yörelerine dağılmış arkadaşlar geldi. eh onlarla dışarı çıkılıyor, ortam yapılıyor bir şekilde. arkadaşlarla dışarı çıkınca daha bir kadir savun buluyorum kendimi. daha bir tespit insanı oluyorum. en nihayetinde arkadaşlarla eve gidilecek şu güzel ortamı cinsellikle harcamanın gereği yok diyorum.. eh böyle olunca ortamdaki seks arayışını da izleyebiliyorsun..


bu seks denilen aktivite muhtemelen tanrinin en büyük eglencelerinden biri.. yer yer kendisini "her sey onu anlatmiyor" edasinda kanitlayan tanri boyle bir dusturda kendisi hakkinda "abi boyle bir tanri nasil olabilir" diye düsündürtüyor..

zira seks dedigin hadise güzel bişi.. cidden keyifle yapioruz biz arkadaslarla.. fakat hamurabi kanunundan tut islama, oradan gel budizme hop zipla vikinglere bu hadise hos bir sey olarak karsilanmiyor.. etik degerleri alt üst ediyor.. viktorya doneminin ingilteresinde leydilik okullarinda ogretilen yegane sey mesela "sevisirken gozlerinizi acik tutun ve britanya imparatorlugunu dusunerek zevk almamaya calisin" zira bu meretten alinacak zevk hoyratlik demek.. düskününe direk "hasta" "abazan" yaftasi kondurabilecek bir sey.. madem ki o kadar süpper bir hadise belli ki "severek yapsinlar üresin cocuklarim" diye konmus bu zevk alma aparati o zaman anasini satiim niye binbir ahlaki düzende yasak sayilior zevk almak?

aslinda tüm etik kurallarin oldugu gibi, seksin de yasaklanmasinin mantiksal nedenleri var.. olmali en azindan.. bence seks in normal yasam tarzimizi sürdürmeyi durdurucu nedeni yasak kiliniyor..

misal veriyorum.. ne zaman sanayi devrimi oldu ve insan oglu 5000 yildir icli disli oldugu suyu, buharini bir amac ugruna, kendinden zilyon kat daha güclü makineler yapmakta kullandi? 1800lerde.. 1700lerin ortalarinda ne oldu? fransiz devrimi.. akabinde insan haklari evrensel bildirgesi..

insan haklari evrensel bildirgesinin dünyaya yegane hizmeti koleligin ortadan kalkmasini saglamasidir dostlarim.. kölelik ortadan kalkinca noldu? insanlar istedikleri zaman istedikleriyle para vermeden seks yapma özgürlüklerini yitirdiler.. oyle köle mole diil calismak etmek gerekiordu seks icin..

insanlarin istedikleri an seks yapamamalarinin sanayi devriminden hemen oncesinde vuku bulmasi rastlanti mi? sanmam..

muhtemelen mühendis abilerimiz "lan tek zevkimiz köle kadinlardi" diyerek muhendislik fakultelerinde olay cikarmis "bari okulu bitirelim lan" diyerek kendilerini ilime vermslerdi.. öyle olunca arkadaslardan en "karidan kizdan gectim ilmi sectim" diyen james watt dostumuz da buharli zamazingolari buldu.. sonrasi malum.. internetin bulunmasina kadar abazalik diz boyu.. bereket internet var da tarihin en büyük porno arsivi parmaklarimizin ucunda.. umarim bu internet uygarligin ilerlemesini şey etmez..

Çarşamba, Aralık 10, 2008

1717 Büyük İstanbul Yangını


Az önce kurban etlerini kavururken ufak çaplı bir yangına neden oldum evde. sular falan atıldı ocağa bir panik bir deliriş.. aklıma geçen gün okuduğum bir yangın hikayesi geldi.. 1717 de çıkan büyük, kos kocaman istanbul yangını

bu büyük yangin avrupanin veyahut amerikanin her hangi bir ilinde ilcesinde ciksa idi 2 senede bir filmi cekilecek, kitaplarca anlatilacak, daga tasa yazilacak bir yangindir.. kapsami dahilinde ben okudugum izledigim eserlerde boylesini gormedim..

yangin 1130 hicri yani 1717 rumi yilinin kanunusanisinde yani ocak ayinda tüfakhaneye yakin bir yahudi evinde cikmisti.. cibali iskelesinden ayakapi arasinda tekmili birden sultanimizin ispanyadan getirdigi yahudiler oturuyordu o zamanlar.. (boyle sultanimiz diince cok garip oluorum) neyse o evlerden sicrayan kivilcimlar kale surlarini tutusturmus, tütün inhisari nin bulundugu ortamlari cehenneme cevirmisti.. oradan üskübi mahallesinden kücükpazar a dogru ilerlemeye baslamis donemin tulumbacilari "aman yarappi aman yarappi" diye kacisip 3 kulvallah 1 elham okumaktan baska bir sey yapamaz olmuslardi..

yüzlerce yeniceri ellerinde kovalarla bir oraya bir buraya kosturuyordu, sadrazam da olay yerine intikal etmis ekiplere "olay nasil cikmis? vay vay vay deme ya!" gimi sualler soruyordu. yangin 4-5 kola kadar ayrilmis kücükpazar tarafina ilerleyen kisim suleymaniye civarina donmustu..

simdi buraya kadar sikko bir yangin hikayesi olsa da bundan sonrasi filmlere senlik..

cibalide eskiden istanbulun en büyük timarhanesi varmis dosltarim.. işte yangin birden cikinca deliler timarhaneden gecmis saga sola saldirir olmuslar.. o zamanlar timarhanelerde tutulan delilerin oyle depresyondur manik depresyondur ne bileyim efendim borderline dir olmadiklarindan, bildiin zir deli olduklarindan bu manyak kitle saga sola hatta yanginin icine atlamistir..

fakat ortacag timarhanelerinde bir de "zirdeliler" bölümü oldugu ve onlarin da zincire vurulu oldugundan disardan analarin "ya yavrucaklar yanicak icerde" cigliklari icinde yeniceriler bi care duruyorlardi.. onlari kurtarmaya kimse cesaret edemiyordu.. delilerin bulundugu hücreye ates yaklastikca telas artiyordu. artik goz gore gore yanacaklardi. cok gecmeden ates o hücrelere de gecmis, yüzlerce binlerce halk ellerini vura vura timarhanenin disinda izliyordu tüm olanlari..
halk "timarhane yanmasin" diye disaridan bagiriyor ama ates timarhaneyi sarmaliyordu ey ahali! (cok heyecanlandim lan yazarken)

bir yeniceri agasi halkin taskinliklarini bastirmak istemisti fakat attigi nara bogazini tikamisti:

-zirdelilerin zincire vuruldugu bina kurtarilamaz. canlari kurtaralim.. diye bagirmisti.. timarhanedeki az deliler halkin yardimi ile kurtarilmisti ki bu kurtarilan deliler saskin saskin etrafa bakinirken zirdelilerin oldugu taraftaki camlar bir bir patlamaya baslamis icerden cigliklar yükselmeye baslamisti..

pencerelerden evvela siyah dumanlar sonrasinda kizil alevler cikiyor icerden tüyler ürpetici feryadlar geliyordu.. korkunc sesler bir canavar inleyisini andiriyordu.. amansiz yangin ejderasi bununla da kalmamis cati bir anda iskelet haline gelmisti.. bina catirdayarak büyük bir gürültü halinde cokmeye basladi. sesler bir inleyis halinde duyuluyordu.

yangin sondugunde enkaz altinda kalan kül tabakasi yaklasik 120 zir deliye mezar olmustu..

hadise budur abi.. bunun daha azina bin tane film cekiyor gavur. biz elimizdekilerin kiymetini bilmiyoruz..

Super Trouper




tam bir 70lere veda yasasin seksenler sarkisidir super trouper.. gerek klibi ile olsun (burda) (ki klibinde kizil olan ablamiz cok sahane derin yirtmacli bir elbise giyip süper seksi dans ederken [ki bjorn eniste kizmaz işallah.. eski kari meski kari ama tav olabilir] sarisin olan ablamiz kollari iki yana koyarak `okuldan yeni mezun olmus koy okulu ogretmeni utangacligi`nda bir odundur.. kiyafeti de sikkodur) gerek sozleri ile olsun tamamen 70lerin o disko havasini kah hüzünlü kah eglenceli şey eder.. (baglayamadim cümleyi farkedildiyse)

ki bu genel abba tutumudur aslinda.. yani mutluyuz ayagina alttan satirik bir sekilde "icimiz kan aglior.. bilseniz ne derdimiz var" dusturu..

her neyse.. sarkinin adindaki super trouper sahne isiklari anlamina gelir ki konserlerde falan kullanilir bunlar.. gigantiktir.. benim boyumla bir azuth boyunda falan seylerdir.. cok sicaklardir ayrica.. işte bu super trouperlar gün gelmis abba sarkilarina isim bulmuslardir..

bu enfes sarkinin sozlerini türkceye cevirmek istiorum izninizle.. bilen var bilmeyen var ingilizceyi.. misal inanmazsiniz antalyada cogu insan ingilizce bilmior.. ama caponca bilen esnaf bile var.. garip..




gigantik sahne isiklari kör felan olucam
ama mutsuz degilim
her zaman olurdum oysa
cünkü kalabalikta bir yerde sen varsin bebegim (ulan bunnar sozde kari koca.. godosluga bakar misin.. "ne kalabaligi sahnedeyim lan" derdim ben cinnet getirirdim.. sonra yazsin gazteler "abbada olay.. grubun "a" larindan "azuth" cinnet getirtip geri kalan 3 kisiyi canavarca öldürdü)

sinirlendim anasini satiim.. cevirmiorum türkceye falan.. boyle genislik yok arkadas.. karin ulan o senin.. karina soyletiorsun "kalabalikta kimleri de goruorum" falan fismekan.. bereket dagilmissiniz.. beter olun..

Pazartesi, Aralık 08, 2008

feminen ejaculation

bunu yazmaya etmeye utaniyorum ama bana dert olmus, arastirma konusu olmus "ulan ya varsa?" demem neticesinde dogrulugu kanitlanmis bir olay bu kadin bosalmasi...

oncelikle sunu soyleyeyim kadinlarin yüzde 30 unun orgazm olabildigi, verimli ovalari ile, güldür güldür akan irmaklari ile, daglarinda gelincikleri, ormanlarinda ceylanlari ile var olan yurdumda, yüzde 2 bilemedin 3.4 lük kesim squirting nami diger kadin bosalmasi hadisesine tanik olabiliyor (dikkat ederseniz küsüratli verdim)

öncelikle bu bosalan sivi bildiginiz idrar.. fakat sidik de olsa, bosalma sivisi da olmasa, camsil ve hatta kirec sokucu olsa ne farkeder ki? sonucta istemsiz bir sivi fişkirtimi (süpper bir kelime oldugunu dusunuyorum) mevcut.. kimse babasinin hayrina, kimse ben daha uzagi isiorum ayagina yapmior bu hadiseyi gordugumuz duydugumuz kadariyla.. orgazm in bir katmadegeri bu squirting (türk dil kurumu buna bir türkce kelime tahsis ederse sevinirim).. "reseptorler" muhtemelen "yarab ne güzel orgazm olduk, o denli olduk ki fantastik bir olayla kutlayalim bunu" diyerek isetiorlar kadini..

velhasil teyit ettik, onayladik. güzel insanlar, güzel insanlar sayesinde olabiliyormus boyle bir sey.. fiskiran ister sidik olsun, ister antifriz üstelik..

not: foto süpper şık ama dimi.. hadisenin edepsizligini örtüyor.. utaniyorum dedim!

8 aralık 2008 sakaryaspor altay maçı

tüm memleket dahilinde inanilmaz bir kurdan kullaniminin oldugu kurban bayram'inin ilk gününde sakaryada tatanga stadyumunda oynanip altayin 3 gol yiyip 4 gol attigi ve nihayetinde kazandigi bir musabakadir..

mactan evvel sakaryali sporcular kazan kaldirmis "vallahi ekmek alacak paramiz yok" diyerek kulup yonetimine cikimislardi.. kulup yonetimi de bu kazan kaldiran oyunculari kadro disi birakmisti. bir nevi 2. ahmetcilik oynaniyordu sakaryada. işte bu ahval ve şerait içinde altay takimi şehre gelmişti.. sakarya güzel memleket... içinden ırmak geçen şirin bir anadolu şehri.. (bundan sonrasini şoray uzun yolda programindan takip edebilirsiniz)

sakarya'nin bu bedbaht durumunu goren altaylilar macin hemen basinda genc cocuklara 2 averaj veriyorlardi.. bülent ataman anlayisli bir insandi.. "beyler siz cok gücsüz oldunuz boyle en iyisi mi siz 2-0 önden baslayin" demiş olacak ki, dünyanin en beleş gollerini yiyordu.. birisi caprazdan asirtma, birisi yandan asirtma olarak asirtma tüm golleri yemisti neredeyse.. hatta oyle ki ayni saatlerde oynanan yunanistan ligi maci kallithea - ethnikos pireus papadapulos soyle asirtma bir top vursa tee oradan onu bile yiyecek gibiydi bülent..

mac 20 dakikada 2-0 olmustu.. ki 2 dakika sonra sehmus'un ilk golu geldi.. "beyler basliyoruz tamam" ayarindaki bu gol altay'a iyi gelmisti.. ama hakan ve bülent'in ortak calismasi ile, galatasaray tarihinin yetistirdigi en büyük varillerden birisi olan ozgurcan topu aglara birakiyor durumu 3-1 yapiyordu..

mac 3-1 olmusu ve altay ligin son sirasinda, 9 eksikle maca cikan sakarya'ya yeniliyordu. feyyaz hoca deplasmana molina burak ve sehmus ile cikmis, "fark atalim da taraftarin gonlunu yapalim" demisti.. zira gecen hafta gaziantep maci sonrasinda taraftarlar alsancak stadyumundan ayrilmama karari almis, türlü tatsizliklar yasanmisti.. 3 forvet cikiyordu altay ama gol mol bulamiyordu.. yine 42 dakikaya gelinmisti ki tiago'nun ortasi burak'in kafasina carparak gol oluyordu.. sakaryaspor'un gencleri yorulmustu ve onlari ilk yarinin bitisini simgeleyen gong kurtariyordu..

maci anlatan ertem sener sakaryaspor tribunlerini yagliyor da yagliyordu.. aman tanrim.. yoktu oyle taraftar kitlesi. cefakardilar, tamahkardilar, vefaliydilar, kotu günde sakaryaspor'un yanindaydilar, kizini sakaryaspor taraftarlarina verecekti falandi filandi..

futbol smart bile logosunu siyah yesil yapmisken altay cikmis canavarca oyun oynamaya baslamisti.. tiago oyundan cikmisti yerine alenen van der vaart girmisti.. akin akin geliyordu altay ki 75 de sehmus tipik "geriden orta acarsaniz gol atarim ben" gollerini atiyordu, 83 de de tiago cok net bir sekilde yan taraftan abanarak topu kaleye eklestiriyordu.. 4-3 olmustu ve sakaryanin o kibar, centilmen, delikanli seyircisi cildirmisti.. tiago'ya kelebek bicak atiliyor, tiago elinden yaralaniyordu.. neyle yaralandigini hakeme gosterdigi icin sakaryanin gencleri ve tatangalar delirmisti.. yahu adama kelebek atiyorsunuz, adam hakame bunu gosterdi diye dovmeye kalkiyorsunuz, hatta bunun icin tribunden sahaya atliyorsunuz nerede sizin muhtesem taraftarliginiz?

mac bu olaylar nedeniyle bir 10 dakika duruyor, hatta olaylar yatismasa neredeyse tatil edilecek duruma geliyor, ama neyseki sakaryanin büyükleri olaylara müdahale ediyor ve bu buhran günlerinde altayimiz nihayetinde bir 3 puan kazaniyordu..


bu arada sakaryaspor'un kel teknik direktoru engin, ikinci yarida oyuna aldigi mehmetin oyununa 20 dakika sabredebiliyordu. gecen haftaki hakem rezaletinden sonra, yine altay'in penaltisini genc hakem serkan cinar vermiyor "şimdi oradan ele carpinca top ele carpmis oluyor, el topa carpmis olmuyor onun için şey oldu öyle" gibi bir aciklama yapiyordu.. son dakikalarda varil özgürcan da oyundan atilinca 9 kisinin kadro disi kaldigi sakaryaspor sahada 10 kisi galiyordu.. ne olacak bu tatangalarin hali bilemiyorum.

Palavra Palavra


öncelikle şunu söyleyeyim, blog'umda böylesine yakışıklı bir erkegin bulunması beni feci rahatsiz ediyor.. ama elimden gelen bir şey yok..

yukardaki sarki'nin ismi paroles.. yani türkcesi sözler... dalida'ya v e alain dellon'a ait bir sarki.. türkcesi de malumunuz ajda pekkan'in palavrasi..

dalida'ya laf gelmişken bir iki şey soyleyeyim:

kendisinin fransa'nin muazzez ersoy'u ne bileyim huner coskuner'i oldugunu dusunuyorum ben.. tipinin sarisinligini bir kenara birakirsak, soyledigi nostalji sarkilarin icine etmesiyle gercek bir prenses.. neymis efendim muhtesem kadife sesi ile lady d arbanville'i yorumlamismis.. ulen son derece sakalli bir sarkiya, niye estetik goguslerle sarisinligi sokuyorsun ki? aklimda kalan cat stevens'in acikli duruşuyken niye dalidalik yapiyorsun ki?

kesin bunun sevgilisi, eski manitasi falan dayanamadi buna kaset yapti.. bakti satiyor, bir daha bir daha.. dalida tarihinde bir şey üretmis mi? yok.. 60 yasina geldi kadin hala cover.. eh yeter lan! orhan gencebay kaldi bi coverlamadigi zaten (ki sanirim onu da coverladi)

her neyse.. palavraya geri dönersek sarki da bir adam -muhtemelen her kendisinden biraz hoslandigini anladigi kadina yaptigi gibi- ayni sozleri soyler ajda pekkan'a da..

fakat ajda pekkan zeki kadindir sozlerden etkilenmez. muhim olan sey sozler degildir cünkü soyut seylerdir.. mesela ajda pekkan asla adami sozler üzerine mugladaki evine cagirmamistir veyahut asik olmamistir, adamı suclamaz ajda pekkan cunku bilir ki önceki erkek arkadasinin ona tecavuz etmesi gibi bir sey yapmamis bilakis elini dahi sürmemistir ajdaya adam..

sözler vardir soylenen ve inanılmaması gereken, zira sözler önemli degildir, sözler üzerine kimse asik olmamalidir, hikayeler üzerine kimse sahiplenmemeli, kimse asık olmamalidir.

sahsen ben inanmiyorum birisi bana "senin icin sunu yaptim" dediginde.. ha ama mesela birisi bana sarki gonderdiginde seviniyorum. sirf bana mi gonderiyor sarkiyi? yoo ama işte bana da gonderior sonucta. benim de dinlememi istior sonucta.. yalan da olsa kendimi iyi hissetmemi istiyor eninde sonunda..

sözlerimi fecri ebcioglunun mükemmel aranjmanindan bir parca ile bitirmek istiyorum

belki tatlı tatlı bu yalanlar
gül kokan rüzgarla nasıl geçermiş gelecek yıllar
yere iner mi gökteki yıldızlar...

yapmayin lütfen.. hele tarik akanlara, ayhan isiklarin sözlerine degil yaptiklarina veya yapmadiklarina bakin.. ltf pls tsk..

7 aralık 2008 ankaragücü galatasaray maçı


galatasaray taraftari bir kısım koyunun dünya gözüyle son kez takimlarini izledikleri bir kurban bayrami arifesinde (hissiyatli oluyor dimi böyle diyince) analari, babaları yarın kesilecek kuzucuklarin, kücük buzagilarin yaşli gözlerle meleşerek izledikleri, soguk mu soguk bir ankara gecesinde, ankara'nin en büyük hali sahasinda oynanan, ve 3-0 konuk ekibin üstünlügü ile biten musabakadir.. kuzucuklar ölmez!!

maçtan evvel insanlar berberlere akin etmisler, "bilader 1.5 sattir sira bekliyorum" diyip berberlerle munakasaya giriliyor "abicim goruyorsun kücük durmuor traşta bitsin alicam, sen de son günü beklemeyeydin traş için" cevaplari havada ucuyordu.. hayvan pazarlari bir yandan "vallahi bu sene hiç satiş olmadi. ben erzurumdan geliyorum, bu yil hiç satiş yok" sesleri ile calkalanirken, skibbe, kewell, baroş gibi yabancilar olaya apayri sasiyorlardi.. cumartesi günü skibbe kendisini gençler birligi maçına atmış, futbolcular da karumda piyasa yapmislardi..

her neyse.. hayat garip bir oluşum. aynı olayları iki farkli sekilde gorebiliyorsunuz.. mesela cansu dereyi inanilmaz bir manken, acaip güzel bir kadin olarak nitelendirebilirsiniz.. hatta marilyn monroe'nun siyah sacli olup gogussuz olani bile diyebilirsiniz.. ya da rol kesemeyen, kötü bir oyuncudur.. aynı şekilde bu maçı da böyle nitelendirebilirsiniz.. galatasaray'in ruhsuz oynadigi, 5 dakikada sansina goller atip kazandigi maç, veyahut ilk yarida rakibi yorup ikinci yarida istedigini alacak kadar akilli bir oyun sergiledigi maç olarak..

maç bir şekilde başliyor, ve ankaragücü seyircisi cemal aydin'in istifasini istiyordu.. o sirada "arkadaslar çökelim bi, cocugu getirdik göremiyor maçı daha başında" diyen bir gence "sensin orospu çocuğu" diye çıkışılıyor, ankaragücü tribunleri birden karisiyordu. olaya güvenlik gücleri mudahale ederken, "ne olmuş ya?" diye olaya odaklanan bir grup taraftara olay, "araya besiktasli taraftar karismis, hepiniz orospu cocugusunuz demis" seklinde anlatiliyordu..

iki takim da bir "bas bas baaaas" sistemi ile oynuyor, "arkadaslar fevri oynamayalim pas atalim" diyen ilk takim galatasaray oluyordu.. kimin nerede oynadigi cok belli degildi bu dakikalarda.. bir sskdan emekliligine 300 gün kalmis olan, "300 günüm dolsun birakirim abi ne oynicam" diyen ankaragücü tolga'nin bir de servetle meira'nin yeri belliydi.. yoksa barış falan ne yapiyor hiç belli degildi.. el yasa yeni sac modelini millete gostermek icin her topa kafa atmaya calisiyor, baroş "top gelse de gol atsam" diye etrafa bakinip futbol namina bir şey yapmiyordu.. derkan 35 gibi gökhan inanilmaz bir şutu yaradana siginip çaktı.. topa öyle vuruyordu ki direğe çarpan topun sesi anitkabirde atayi ziyaret edenlerin kulagina kadar gidiyordu.. top direğe çarpmıştı ve de sanctis üstüne gelen toptan "aman" diyerek egilerek kaciyordu.. mazallah egilmese top kendisine carpip kaleye gidebilirdi.. giderdi de.. ama işte carpmiyordu..

ilk yarinin tek heyecanli pozisyonu böyle şekillenmişti. ve takimlar "hocam temiz su kovasindaki su kirlenmiş degistirmeye gidebilir miyiz?" diyerek soyunma odalarina kacmislardi.. (de sanctis diyince lise günlerim aklima geliyor da.. o saclar o sakallar hey yavrum hey)

soyunma odalarinda sigaralar iciliyor bir yandan da "mehmet yilmaz gecen sene ankarasporda degil miydi biladerim ya?" geyikleri dönüyordu.. 15 dakika sonra 19 mayis stadinin soyunma odalarinda "9. senfoni" caliyor takimlara teneffüsün bittigi böylelikle hatirlatiliyordu..

galatasarayin o dakikalara kadar gol atmaya niyeti yoktu ki lincoln birden vitesi büyülttü "ter atalim arkadas biraz" diyerek takimi atesliyor "hadi pas pas" diyerek veriyordu gazi. 55 gibi sakatlanan barisin yerine aydin giriyordu. aydin da arkadan "tek top tek top" diye stratejiyi belirliyordu. egitimli gözler golun gelecegini biliyorlardi ama 2005 deki gibi bir liverpool sistemi ile gollerin gelecegini bilmiyorlardi.. yurt genelinde tam olarak 174 kisi oyunun sıkıcılıgı neticesinde tuvalete girmis, ve donduklerinde maç 3 lincoln asisti 2 baros bir kewell golu ile 3-0 olmustu.. kewell ceza yayının sol tarafindan doksana cakmis, baroş ise cok net beleşci golleri atmisti.. lakin yine de savunmadan once topa dokunmayi biliyordu arkadas. bir tanju degildi belki ama alenen bir selcuk yula stiline sahipti..

hülasa galatasaray uzun bir aradan sonra ilk kez deplasmanda galip geliyor, oynadigi futbolla da istediginde mükemmel işler yapabilecegini gosteriyordu. yeter ki vitesi yükseltecek birisi olsun.. ha bir de mehmet topal'da ayna sendromu oldugunu belirtmeliyim. takim kötü oynarken kötü oynayan, iyi oynadimiydi iyi oynayan bi yapiya sahip.. al ko kendisini tokatspor'a tokatspor'a layik bir ön libero olsun, git koy brezilya milli takimina bir cafu olsun.. oh bebegim..


bu arada eklemek istiyorum ki, kewell'in çekip serkan'in burnunu düzleştiren şutu, lincoln'un rakiple dalga gecer gibi topukla vurup serkan'a "bilader elinden kacirma bi daha" demesi, de sanctis'in son dakikalardaki kurtarislari bu mac hakkinda aklimizda kalabilir.. ama gerek yok bence. ileride daha sahane maclar var onlari aklimizda tutarız..

Cumartesi, Aralık 06, 2008

Nasıralı İsa




geçen hafta, asil arkadaşım leonardo ile maça gittik.. orada altay'in oyuncusu isa'ya "jesus" diye bağırdığında aklıma geldi.. isa.. hakkında ne kadar az şey biliyoruz (giriş bölümlerini hep sikko yazıyorum)

bu isa, hikayesini kendi anlattigi kadar bildigimiz bir insan.. basinda boyle kabul etmemiz gerekiyor.. yani isa sonucta tanri sozleri hakkinda cok yaygaraci bir insan olsa da kendi hayati hakkinda pek beyanat veren bir insan olmamis anladigimiz kadariyla. işte basta johnolmak üzere havarilerinin agzindan dinliyoruz hayatini.. tabii incili yazanlar dunyanin duz oldugunu dusunuyordu hadisesini de atlamamamiz gerek..

oncelikle ben boyle asker arkadasi gibi "isa" deme taraftari degilim onu belirteyim. kendisi kanitlanmis bir "tanri'nin oglu" kivamindadir. bugun maradonayi bile anarken (ki sadece kendisi tanrinin elidir) "diego armando maradona" diyorsak isaya da "nasirali isa" diyebilirim.. iş ub andan sonra "nasirali isa" olarak anilacaktir..

neyse.. dedigim gibi isa'nin hayatinda bir cok bilinmeyen nokta var. yani basi belli. nasil dogdugu. ilk yillari sonrasinda bir bosluk var. isa nerede yasadi, ilkokulu nerede okudu, peygamber olmasina daha yillar varken nerelerde takildi.. bunlar kayip. bahsettigim yillar 2 yasindan 25 yasina kadar olan süre.. ki upuzuuuun bir arayi kapsiyor bana gore.. kendisinin gencliginde cobanlik yaptigini, sonrasinda marangoz oldugunu biliyoruz. hepsi bu. sivil hayati hakkinda fazla bilgiye sahip degiliz. bir hindistan lafi donuyor ama internette aradigim ettigim kadariyla pek dogrulamadim bunu. ancak işte mormonlar falan uydurmuslar gibi geldi oyle bişi..

musa'nin bir sekilde sepetteki macerasini, firavun'un yaninda ssk primlerini odercesine calisma hadisesini apacik biliyoruz. isadan binlerce yil once yasamis olsa da hayati apacik bir sekilde ortada. hz muhammed in de gücüklügünü, annesini babasini, ticaret hayatini incigine cincigina varincaya kadar biliyoruz ama nasirali isa nin oyle bir biyografisi mümkünati yok internette veya kitaplarda bulunmuyor. binlerce yil icinde cok sorgulanmis, cok edilmis bu hadise. calvinistler falan cosmuslar mesela bu konuda. ama birinci agizdan esten dostan aktaran yok..

hindistan macerasi gibi misir macerasi da bir sekilde "peygamber ii: nasirali isa" filmi gibi bir durus sergiliyor.. ayni musa'nin hikayesinde oldugu gibi donemin yetkililerinden biri cikip "allahim ileride bir cocuk gelicek o benim dinimi yok edicek" paranoyasina düsüp cocuklari kesiyor falan.. dedigim gibi musa nin hikayesi ile neredeyse birebir oldugundan bana bu cok yaratici gelmiyor.. yani allaskina ne bu. her 50 yilda bir bir yetkili (firavun olur bas rabbi olur) cikip o sene dogan erkek cocuklarini katl mi ediyordu. yorenin, cografyanin gelenegi miydi bu?

dedigim giib bu ikinci senaryo hic yaratici degil nezdimde..

peygamberlik zamanina ve ölümüne gelindiginde ise durum degisiyor.. 12 tane havari, hadi birinin kim oldugu net degil 11, yehuda pek sevilen bir insan olmadigindan 10, velhasil 10 tane havari farkli acilardan kendileri ile konustuklarini aktariyorlar.. gospel olarak adlandirilan bu hadiselerde esas isaya hayranligimiz artiyor.. hic ikili oynamamis, bana boyle, sana oyle dememis.. yani mathew cikip "valla son yemekte kola al diye gonderdi beni ama luka ya kola alma sarap iccez demis" gibi bir soylem bulamiyorsunuz. neyse o. biraz usluptan biraz gorus pozisyonundan hadiseler degisiklik gosteriyor ama o da makul.. yani mesela "lazarus" vakasinda her havari kendisi "valla ben sunu dedi duydum" dese de olay net. adami diriltmis.

bununla birlikte zekasina ve davaya bagliligina ise diyecek soz bulamiyorum. yani bugun solcularin elinde ,nasirali isa kivaminda bir adam olsaydi 70 de veya 80 de bugun komunizmin yasadigi yegane ülkelerden biri olabilirdik. neden diye soracaksiniz hemen anlaticam..

isa kendisini bir sekilde ispiyonladigini biliyor yehuda'nin.. zaten tanrinin oglu olmanin getirdigi heroes misali özelliklerden birisi de "gelecegi kisa vadede sezebilme hadisesi" daha onceki bir kac mucizesinde bunu insanlar anlamislar. fakat yehuda'nin satisini bilmesine ragmen bir sey yapmiyor. zira biliyor. eger ogretisini genis kitlelere yaymak istiyorsa, kendi efsanesini, ikonik figurunu olusturmasi gerek. bugun ben bile su entry yi yaziyorsam kendisinin özellikle ölüm anindaki son 10-15 saatinden etkilendigim, metanetine hayran oldugum icindir. bi de varin siz düsünün bu öykünün "kili kipirdamadi ya.. iskence yaptilar allah dedi baska bişi demedi" diye john,paul,mathev tarafindan insanlara anlatildiginda alinan tepkinin ne boyutta olabilecegini..

hülasa nasirali isa gecmisinde bir cok karanlik nokta olsa dahi, bir insan degil, insan suretine girmis biri olsa dahi, tanrinin sozlerine bire bin katarak anlatsa dahi, sinir bozucu bir sekilde iyi bir insan olsa dahi zehir gibi zeki bir insandir.. hic birseyden degilse bile, insanlari etkilemek düsüncelerini degistirmek adina yaptiklarindan etkilenmemek elimde degil.. v for vendetta dan bir alinti yaparak noktalamak istiyorum "düsünceler kursun (çivi de olur) gecirmezdirler"


bütün bunlardan ayrı olarak eger ki oedipus kompleksi gosterseydi, yani annesini babasindan kiskansaydi cok korkunc seyler olabilirdi diye düsünüyorum.. bereket ki herkesde bu kompleks oedipusda oldugu kadar kuvvetli degil.. tabi bilemiyoruz isa'nin ic dunyasini..

hayat ne garip yahu.

mesela bir cok filmde, kitapta, veyahut direk gercek yasamda "babam benimle ilgilenmedigi icin boyle oldum" triplerine giren insanlar oluyor.. dövmeli, piercingli, bunlari neden nicin yaptiklarini bilmeyen cilgin punklar..

soyle bir kenara cekip iki tokatlayasim geliyor.. "isa'nin babasi isa'nin okuma bayramina mi geldi bilader? birlikte maca mi gittiler? piknik mi yaptilar? baslarinda mi durdu?" diyesim geliyor.. adam peygamber olmus yahu tüm bu babasinin işkolik olup da ailesi ile ilgilenemelerine ragmen..

sen ne oldun? junkie.. eroinman... eh bravo!

gerci soyle bir rahatligi var, her babalar gününde ne alacagini düsünmek gibi bir kaygisi olmamistir... kurban kesilebilir.. babaniz allah iken, adak kesmekten, ibadet etmekten daha büyük hediye verebilir misiniz?

bir de mesela bir erkek cocugun basina gelebilecek en büyük acilardan birisini yasamamistir.. zira babasi kelimenin tam anlami ile ölümsüz... insan kiskaniyor..

Portakallı gazlı içeçek

fanta, fruko, le porta, yedigün gibi garip adlarla ülkemizde satisa sunulan bir üründür bu.. sari renkte olup içimi serttir (sarap deguslatoru moduna gireyim dedim)

velhasil "bana bir şey soyle ki, yoklugunda insanlik hic bir şey kaybetmesin" derseniz benim size sunacagim ürün portakalli gazozdur.. böyle siktiriboktan bir seyin yillardir varoluş mucadelesi vermesi, sofrada "muadil icecek" gorevi gormesini ben hazmedemiyorum arkadas.. nasil igrenc bir damak tadi var dünyanin..

birisi yanimda "ben de yemegin yanina fanta alayim" diyorsa, o insanla hic bir sekilde anlasamayacagimi, hic bir ortak paydamin bulunmadigini anlayiveriyorum.. oh bebek.


portakalli gazoz ilk defa 1930 lu yillarda ortaya cikiyor.. tam da "nazi almanya"sinda.. nuremberg mitingleri düzenlenirken, berlin olimpiyatlari yapilirken, çılgınlar gibi fanta içiliyor..



portakalli gazoz'u icat eden halkin bir kaç yil sonra gaz odalarını da icat etmiş olmasi kötü bir rastlanti olsa da yine de nasil bir damak tadi oldugunu gösterir nitelikte..

aslinda zamanında ebay falan olsa şöyle bir şey olabilirdi

*2 litre fanta (portakalli gazoz) 2 reichmark

bunu alanlar bunu da aldi:
- yahudileri fişlemek için kullanilacak davud yildizi(sarı)
- panzer general (10 derste panzer kullanma klavuzu)
- fransiz tegmen'in kızı (bir alman subayi ile fransiz teğmeninin kizinin hayati)
- gizli hedef

aman tanrim! zevklere bak..

Perşembe, Aralık 04, 2008

Üniversite okumuşsun amma..

bu halkimizin genel bir tavri. ecnebilerde de var mi bilmiyorum hic oralarda "bir de üniversiteli olacaksiniz" trivirisina maruz kalacak durumlarla karsilasmadim..


(ulan! )

hadise derken misal gecen gün bizim evde kapilari boyatirken birden kapilari boyayan abi "uurcum sunu bir tutuversene" dedi.. simdi sunu dedigi kapi.. yaklasik 2 metre kare falan. tut derken de pek bir info vermedi surasindan burasin diye. kocaman bir arazinin tamamen kafamdan uyduracagim kendimi rahat hissedecegim ayni zamanda tv izleyebilecegim bir yerinden tuttum.. abimiz hemen koydu lafi "yahu daha kapiyi dogru tutamiyorsun bir de üniversite okuyorsunuz"

ulan nalakasi var? sanki üniversiteye girince 101 kapi boyamak 103 kapi tutmak gibi dersler aliyoruz..


(erasmus programina katilan polonyali bir ögrenci)

biri bana aciklasin allaskina su refleksi..

sadece kapiyla bitse iyi misal gecen gün karşıdaki ev yaniyordu itfaiye geldi biz de aksiyon seven insanlar olarak hemen koştuk "ne olmuş olay neden cıkmıs" falan ayagina bakiyoruz.. o sirada benim omuzlarimi genis goren, atletik vucudumu farkeden itfaiyeci suyu bana tutturmak istedi gelen tazyikle tam hedefi alamayi orayi burayi sulayinca "yazik.. universite okumussunuz ama bosa okumussunuz."

bitti sandiniz degil mi? yok agalar beyler biter mi hic.. gecen otobusteyim yol uzun oldugundan da bir yandan da galatasaray kaskolu örüyorum.. o sirada teyzenin biri yaklasti bakislarindan "oglum güne gidiyorum yaklasik 5 durak sonra inicem kalksana ben oturayim" dedigini sezdim "teyze vallahi yorgun olmasam ve orgunun ortasinda olmasam kalkayim ama simdi sen güne giderken rahat edesin diye kalkasim gelmiyor" der gibi baktim.. o da bana "yazik bir de üniversitede okumussun" diyerek göz kirpti..

ben anlatmaktan yoruldum yemin ediyorum..

3 aralık 2008 hertha berlin galatasaray maçı

tarihte ilk defa "birleşsek daha mı sıcak olur acaba? ne bu berlin'in soğuğu anasını satiim" denmesinin üzerinden 20 kusur yıl geçmişken, yine karlı bir berlin gecesinde, yarısından fazlası türk ile dolu, geri kalani da kötü anılarla dolu bir statta, zamanında nazi almanyasinin gövde gösterilerinden en büyüğünün yapıldığı bir statta oynanan, ve galatasaray'in penalti golu ile kazandigi bir musabakadir..

stat bundan 80 kusur sene evvel yapilirken hiç kimse bu günleri gorememisti sanirim. reich'in bayragi dalgalanacak, gamali haç orada burada duracak, ve insanlar kah "deutschland uber alles" kah da "ich bin ein berliner" diyecekti. plan boyleydi.. ama işte ne oldum degil ne olacagim demeli. maçın başlamasından önce stat silme türk doluyor, üstüne bir de "la lay la lal lay laaa saldir galatasaray" diyorlardi.. adolf bey mezarinda dört dönüyor olmaliydi..

ümit karan sakat, ayhan ise cezaliydi. takimdaki hiyerarsik düzene gore sabri kaptandi.. cakir gözlü kücük sabri bunun hayalini kurmustu.. gazetelerin mansetleri bile belliydi: "berlin'i kaptan sabri feth etti","kaptan sabri mucizesi","büyük kaptan sabri". fakat nedense skibbe birden "lincoln"u kaptan secmis, sabri'nin tüm planlarini alt üst etmisti.. sahsim adina lincoln'u kaptan atayan bir adamin, bu takimda durmasindan haz etmedigimi beyan etmeliyim.. bir yere kadar artik..

her neyse. macin ilk baslama düdügü ile galatasaray etkili oynayacaginin sinyalini vermisti.. kücük ücgenler kuruluyor, mehmet topal ve baris süper uyum sagliyor, arda ile kewell suskun olsalar da kücük kaptan lincoln hacettepe karsisinda oynar gibi oynuyordu. lincoln kaleye cakiyor kaleci cikartiyordu, lincoln araya pas atiyor, baroş bir savunma oyuncusu gibi cikartiyordu, lincoln savunmanin icine daliyor, sonra kendini attigi için sari kart goruyordu (ki bence pozisyon fauldu).. galatasaray bu maçı kazanacakti.. belliydi. de işte gol gelmiyordu.. golun gelmedigi her dakika meira-servet-desanctis triosu hata yapabilirdi.. sabri'nin senede uzaktan attigi bir golu var.. onu da genelde kayserispor'a atiyor, her macta niye uzaktan sut denedigini anlamis degilim ben arkadas.. cidden..

kazasiz belasiz ilk yari atlatiliyor, tribunlerdeki taraftarlar herta berlinlilerin her "berlin berlin ooh berlin" dedikleri anda "sariaa kirmiziaa" diyerek berlinlilerin sesleri bastiriliyordu.. ama tabi alisik olunmadigindan bazi koordinasyon hatalari cikmiyor da degildi.. cengiz topel lisesi tarafindaki tribun (evet berlinde bir cengiz topel lisesi olmali) "sari" diye bagiriyor, ziraat tarafindaki tribun "kirmizi" diye bagiriyor, cengiz topel "sampiyon" diye bagirinca, oteki taraf "kirmizi" diye bitiriyordu hadiseyi..

15 dakika, 2 çay içiminde bitiyordu.. ikinci yariya herta berlin hizli basliyordu.. devre arasinda soyunma odasinda muhabbet donmus "arkadaslar eleniyoruz alooo" diyen voronin'e diger berlinliler "hakket lan!" diye cikimislardi.. ikinci yariya "cikin bildiginiz gibi oynayin" taktigi ile cikan herta etkili geliyordu ama galatasaray defansi ve ön liberolari acaip etkiliydi.. ha etkili olmadiklari anda da şans melegi olaya mudahale etmekteydi zaten.. dakikalar ilerlerken, kewell ceza alanina orta yapmak istiyor, top herta berlin'linin eline carpiyor ve galatasaray bir penalti kazaniyordu.. pozisyon sonrasinda hacettepespor dan teli sari karti gorurken, milan baroş soguk kanli bir şekilde golu aglara gonderiyordu..

galatasaray 1 gol atmisti ve üstüne yatmak için cok elverisli bir takim degildi.. ne zaman galatasaray geriye cekilse gol yemeye daha müsait oluyordu.. herta bellin "allah allah" diyerek saldiriyordu artik.. toplar galatasarayli sporcularin ellerine carpiyordu, hakem "terbiyesizlik yapmayin! bi tane penalti verdim yeter!" diyerek hadiseyi savusturuyordu.. geçmiş yillarda bize karsi yapilan hakem hatalarinin karmasi diyebiliriz bu varoluşlara..

velhasil kelam galatasaray 3 puani daha alip 9 puanla grubun lideri olmayi bana gore garantiliyor, ve buradan sampiyonlar ligine yükseliyordu.. ben rakibimizin real madrid olmasini istiyorum.. teşekkürler ve berlinden iyi geceler..

Salı, Aralık 02, 2008

Atom fiziği de pröfesörlük de yerin dibine batsın

richard feynman adindaki bir fizikcinin, mükemmel bir insanin biyografisini okudum bitirdim az evvel.. ne ilk okudugum biyografiydi bu ne de son olacak sanirim. onlarca, hatta ellilerce biyografi okudugumu soyleyebilirim; sanatcilar, bilim adamlari, politikacilar, dandik insanlar, ve cok eglenceli insanlar. bunlarin iyi yazilmislari, yani bir sekilde kimseyi kirmamaya calismayarak, kendisiyle bir hesaplasma yaparmiscasina yazilanlari, bir çok iç bilginin, sadece yazarin aklindan gecmis seylerin kagida dökülenleri ve ördeklerden bahsedilenleri (ciddiyim) feci iyi kitaplardir..

ama gördügüm, tanik oldugum bir yanilsama var insan oglunda. herkes bir sekilde yasaminin essiz oldugunu dusunmekte. yani tanri ona oyle bir plan yapmis, öyle bir kader kilmis ki bir sekilde o tamamen herkesden farkli bir birey olmus.. yalan... cidden yalan.. herkesin hayati bir sekilde eslesiyor.. herkes bir sekilde ayni tepkileri verebiliyor bazi seylere, herkesin yasadiklari özünde ayni.. sadece ama sadece cok ufak farkliliklar var, onlar da yazilmaya deger görülmeyecek seyler.

yani mesela sevgilinden istemeden ayrilmissindir.. mesela ölmüştür diyelim. dünyada tek senin basina geldigini düsünürsün.. oysa tarihte milyonlarca insanin başına gelmiştir belki, hatta belki baktigi her erkekte romeo'nun yüzünü görmemek için intihar etmistir de julyet, ve belki drakula tanriya, ölen sevgilisini özleyeceği için savaş acmistir, ama siz yine de o hissin, o kalbinizdeki özlemin essiz oldugunu dusunursunuz..
ne yani, ne saniyorsunuz ki? aglamamis midir curieler tek kaldiklarinda, digerine göstermek istedikleri bir şey buldugunda, digerinin olmadigini kesfettiginde? yasar kemal özlememis midir karisini yeni bir şey yazmaya calistiginda, belki de çay önüne konmadiginda? latife hanim her gün yasamamis midir mustafa kemal ile olan günlerini, tutmak istememis midir elini o lanet 10 kasim sabahinda?

tanri birbirini tanima imkani olmayan insanlara ayni dertleri tasalari sunuyor anladigim kadariyla. ve biyografi yazildigi anda bu "tanimama ihtimali" düsüyor. aliyor okuyor insanlar senin biyografini ve bir yerini, bir anini, bir durusunu bir düsünceni kendilerine benzetiyorlar.. kimi az benzetiyor, kimi cok benzetiyor ama muhakkak benzetiyor..

ama diger bir yandan tamamen duvardaki rutubeti meryem anaya, elvis'e, allah yazisina benzetmek gibi bir şey belki de bu. neye benzetmek istiyorsan, neler yasiyorsan, okudugun seyleri de, baskalarinin hayatlarini da kendine benzetiyorsun..

bu da kendi tezimin anti tezi olsun.. ya insanlarin hayatlari birbirine benziyor, ya da biz zoraki olarak benzetiyoruz. ama en nihayetinde benziyor işte. geri kalanin bir sikimdeligi yok.


ha bu arada başlıktaki cümle şahane bir filmden

Pazartesi, Aralık 01, 2008

türk futbolu'nu yaşamak

tanri bir disney filmindeymisiz gibi, morgan freeman olarak yanima gelseydi mesela, ve deseydi ki "ey kulum ne istersin benden" diye, "ben türk futbolunun her aşamasında içinde olmak isterdim" derdim sanırım.. yani şu forest gump gibi veyahut kılıç ali gibi.. fotograflarda arkaplanda durup, olaya direk kendi gozleri ile tanik olan insan..

besiktas'in kurulusunu gormek isterdim mesela, şeref stadinda yagmurlu bir günde "hakeme gözlük" diye bagirmayi.. nazim hikmet ile birlikte taksim stadinda bir galatasaray fenerbahce maçını izlemeyi.. alsancak stadinin yapilisinda bulunmayi, gündüz kılıç'ı baba hakki'ya karsi oynarken izlemeyi.. lefter'in ve metin oktay genc yıldız olarak anildigi günleri, can bartu'nun can, coskun ozari'nin coskun, şanli sarialioglu'nun sanli kaptan oldugu yillari gorebilmek.. metin'in ajda pekkan ile olan munasebeti yüzünden kadro disi birakilmasini hürriyet gazetesinden merakla okumak.. ve aglari yirtan golde orada semsiyeyi metin'e uzatmak hemen..

eskisehirspor avrupa deplasmanindan dönerken garda karsilamak onlari, bir sampiyonluk sonrasinda şenol kaptani omuzlara alip, borda mavi bagirmak, fatih terim'i adanademirsporda görmek, fuar sehirleri kupasi'nda göztepe yari finale cikarken, ülke disina cikabilmenin yollarini aramak ve selcuk yula'nin penaltilarinda kale arkasinda durmak.. mustafa denizli'nin kornerden gol atmasini izlerken, yenen taşlı koftelerden birisini yere düsürmek...

ridvan'in inanilmaz fulelerini alkislamak, noşetel macindan sonra sahaya girmek,ankaragücü ile türkiye kupasini alip birinci lige cikmak, metin ali feyyaz ile ilgili marslar soylemek, ve prekazi'yi gölgede oynuyor diye çingen arif'e şikayet etmek... fotospor'un ligin en yakisikli futbolcusu yarismasina oy gondermek, gelisimspor'u her hafta arkadaslarla birlikte okumak.. "8 de yenmez ki kardesim" diyip yaşarla dalga gecmek, çavuşeskuya bok atmak yari finaldeki bükres malubiyeti için..

alex ferguson'un gozlerine bakmaya calismak ali sami yen'de ve sisten bir şey gorememek trabzondaki maçta, aykut'un gol attigini sonradan ögrenmek, euro 96 cikartma kitabi için kola almak, boliç'in manchester a attigi golun fotograflarini kesmek gazeteden, ve hagi posteri almak radikal spordan.. sukru saracoglu'nun mükemmel bir stat yapilisini seyretmek, taksimde karsilamak uefa kupasiyla gelen galatasaray'i, günün ortasinda senegal'e atilan golle halay cekmek, ve volkan ile birlikte ucup sevilla penaltisini kurtarmak, ve her sey bitti derken, semih'in topa vurmasiyla sus yapmak hirvat tribunlerine..

100 kusur sene.. tanimadigimiz, bambaska dünyalara dogan insanlar da bir pazar sabahi aldiklari gazetelerde bir onceki günkü mactan havadisleri okuyarak basliyorlardi kahvaltilarina belki.. dile kolay yüz kusur sene... belki kemikleri bile kalmayan insanlar ile ayni sey için bagirmak.. hayat ne garip anasini satiim..


bu arada halit kıvanç ve haldun taner fotolari, "bilimsel tiyatro atolyesinin" sitesinden.. fevkalade bi yazı okumanızı dilerim.

Gelincik


"Yatağına her gece gelincik doldururdum" lafına takıldım az evvel.. bu replik "1976" tarihli emel sayin filmi "rüyalar gercek olsa" ve akabinde soundracki "rüyalar gercek olsa ost" da yer alan bir repliktir..

sarkinin baslarinda sabah olmasin diye günesi durduran, yanar daglarda tüten atesi sonduren (sabah olmasin diye mi bilmiyoruz.. sabah olmasin diye yanardag sondurmek biraz abes geliyor bana.. hatta bence birisi icin yanardag sondurmek manasiz.. benim icin yanardag sondurseler "hoşt" derim kaçarim) manyak emel sayin sarkinin burasinda "yatagina gelincik doldururdum" diyor.. sarkinin sonralarina dogru "sana güller verirdim belki o güllerle kucagima gelirdin" diyen bir emel sayinin olmasi sarkinin saykodelyasini aciklar sanirim..

her neyse hadisemiz,sorumuz su; emel sayin yataga gelincik doldururken bunu hayvan gelinciklerle mi bitki gelinciklerle mi yapar?

ben hayvan gelincik i savunuorum zira gelincik hayvani dedigin asil bir hayvandir.. zamaninda kraliyet ailelerinin en sevdikleri hayvanlardan bir tanesidir.. ayrica atakan bir hayvan olmakla birlikte yilana karsi direnci olan tek hayvandir.. simdi yilanin burada neyin metamorfozu oldugunu ben soylemeyecegim.

hayir mesela "yatagina her gece papatya doldururdum" dese bizi polemikten kurtaracak genc beyinlere icatlar yaratmalari, denklemler cozmeleri icin vakit taniycak. veya tam tersi "yatagina her gece rakun doldururdum" dese "evet sahane bir hayvan bravo" diyip gecicez ama gelincik.. lanet olsun bebek..

cok romantik sanilsa da bir sekilde sapikca bir sarki oldugunu soyleyebilirim ben..

zira sondaki bölümde;
"sana guller verirdim
o gullerle belki de kucagima gelirdin"

bu nasil bir dustur.. ayrica mesela max 50 kiloluk emel sayin bana güller verse, ben de "etkilendim güllerden" diyerek kucagina gitsem "çökeriz" saka yapmiyorum ölür biter kahrolur orada emel sayin.. 113 kilo bir insan olarak bitiririm oracikta kariyerini..

emel sayin gibi citipiti bir hanfendimize yakismiyor bu sarkiyi soylemek. ben ersen ve dadaslarin komple bu sarkiyi soylemelirini beklerdim

"yatagina her gece gelincik doldururduk.. zira anadolu rock i yapioruz.."

hoş belki bu sarkida bahsedilen gelincik, recep bülbülses'in bir gay'i oynadigi filmde bahsedilen gelinciktir (korkuyorum allahim)