populer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
populer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cumartesi, Haziran 26, 2010

Haftanın Şarkısı Albümü, 21 şarkı birden.




Son günlerde 20-25 mail alıyorum blog hakkında. Bu nankör maillerin hiç biri banka hesabımı sorup bana bağış yapmak istediklerini söylemiyor.. Bilakis hepsinin içeriği öyle veya böyle "son koyduğun şarkı süperdi onu gönderebilir misin?" şeklinde oluyor..

Ben de madem öyle dedim bir kıyak yapayım. Hem 50. haftanın şarkısı postunu da bu kıyak üzerinden şekillendiririz..

Bu 50 şarkının içinde en sevdiğim 21 tanesini seçtim blog okurları için. Ve indirmeniz için linkini buracığa koyacağım.. şarkıların listesi şöyle:

Umarım keyfinizin yerinde olduğu anlarda bol bol dinlersiniz.. Şaka bir yana, hepinize attığınız mailler için çok ama çok teşekkür ederim.

Albümü Buradan İndirin

Albüm Şifresi: sezencumhuronalboyleyapmazdi

Cuma, Mart 26, 2010

bir başka ülkeye bir başka denize giderim dedim




Bloga geçen sene olduğu kadar yazı yazmak gelmiyordu içimden bir süredir. Bu bir sürenin başlangıcı, benim buradan tanıştığım ve bir şekil pek çok sevdiğim insanla konuşmayı kesmemize denk geliyor.. garipti insan olay gerçekleşince sonuçlarının buraya varabileceğini düşünmüyor (oysa ki atatürk'ün ileri görüşlülüğü vardı.) sıradan işler işte,bilirsiniz seversiniz, belki aşık olur, beraber şarkılar dinlersiniz, sinemada karanlıkta öpüşürsünüz, çoğu şey onun adıyla başlar, bir kitap alırsınız o okusun diye, yalnız hissetmesinzi kendinizi, ama sonra mutsuz bir şey olur, toparlar gibi olursunuz biraz ama sonra olmaz, nihayetinde ayrılınır. ve bir süre, yeni anılar edinilinceye kadar, onunla gidilen mekanlara gitmek, onunla yapılan işleri yapmak istemezsiniz. lafı uzatmayayım, işte bu blogger zimbirtisi da benim "onuhatırlatanşeyler" kutumda en üstte bir yerlerde duruyordu. bloga girip onu hatırlamamak imkansızdı.

içimde nasıl bir yılmaz güney besliyorsam, nasıl bir "kayıp kentin yakışıklısı" durumlarındaysam, şehri terkedesim geliyor böyle anlarda. terkedemeyince de blogger'ı terkettim. (oysa ki atatürk izmir'i yakmadı latife'den ayrıldığında.) ama olay kavafis'in şiirine bağlandı:

"Bir başka ülkeye, bir başka denize giderim," dedin,
"bundan daha iyi başka şehir bulunur elbet.
Her çabam kaderin olumsuz bir yargısıyla karşı karşıya;
-bir ceset gibi- gömülü kalbim.
Aklım daha ne kadar kalacak bu çorak ülkede?
Yüzümü nereye çevirsem, nereye baksam,
kara yıkıntılarını görüyorum ömrümün,
boşuna bunca yıl tükettiğim ülkede."


bana sorarsan bu gayet şirin aslında.. full house dizisindeki jeff amca'nın aşk acısı gibi bir tatlılıkta.. ben olmasam, dışardan birisi olsa "abi ısırgan otları bile bana onu hatırlatıyor" dese, yanaklarını tutup mıncırasım gelir.. ama insan kendisi yaşayınca hiç öyle değil. kokoreçlerin, eko'da oturmanın, starbuckstaki köşenin, düşünecek hiç bir şey olmadığı zamanlarda ekimden beri aklıma onu getirmesi acıklı.. blogger'ın temasını onun beğenisiyle oluşturduğum için blogger'a girememek ise acınası.. ama işte insan dönüyor. dönmek zorunda..

bu "sensizyapamıyorumculuk" veya "seniunutamadımcılık" erkekte daha yaygın sanırım. ya da en azından bunu dile getirmek erkeğe mahsus.. televizyon programlarinda da böyle. paso erkekler çıkıp "karımı geri istiyorum" ayağına yatıyorlar.. oysa kadın yoluna daha rahat bakıyor. "bu ilişkiyi atlattık, benim yemek yapmam değil karnımızın doyması önemliydi, önümüzdeki ilişkilere bakıcaz artık" diyebiliyor. oysa biz erkekler gerçekten aşık olduğumuz zaman, kapısının önünde "seni seviyorum!" yazıp yağmurun altında bekleyebiliyoruz.. bir kızı bunu yaparken görebilir misiniz? göremezsiniz.. emel sayın hariç hiç bir kadın hissederecek söylememiştir "ben seni unutmak için sevmedim" şarkısını..

Her neyse.. az önce gecenin bir körü cep telefonumu kurcalarken nasıl olduysa simdeki numaraları gördüm. bu prensesle biz o amerikaya doktora yapmaya gidecek diye ayrılmıştık özünde. ben de amerikadadır diye, "senziz yapamiyom dülaaaay!"'dan sonra gelen en ezik ikinci mesajı attım.. tak cevap geldi "kimsiniz" diye.. benim kalbim o vakit alien filmlerindeki yaratik gibi "gogus kafesine sığmam taşarım" demeye başladı ki aklım "yanlış numara" yazmayı akıl etti.. ama vucut içindeki iç savaşı gerzek kalbim kazanınca "uur" diye ikinci bir mesaj attım..

işte o mesajın nedenidir buraya tekrar yazı yazmaya devam etmem gerektiğini gösteren şey.. "lütfen bir daha buraya mesaj atma".. hell yeah! türkçesi "amerikaya gitmedim ve sevgilimle çok mutlu yaşıyorum" herkesin hayatı kendisine tabii ki.. ben en azından artık onsuz da eko'ya oturabileceğim..

"Düne ait ne varsa dünle beraber gitti cancağazım, şimdi yeni şeyler söylemek lazim"

Pazartesi, Ağustos 10, 2009

osuruk bocegi


batilinin shield bug dedigi yesil olusumlar bunlar.. ya da latincesi "Pentatomidae".. yani beş bölmeli manasinda.. hakket yukardan bakabilirseniz 5 tane bölme görüyorsunuz bu hayvanlarda.. ha 5 i bi bölme eder mi etmez orasi ayri.. bi kere bunlar ekin zararlisi.. ekinlerin icine girip onlarin sularini cekiyorlar içlerine.. bunla kalsa iyi, dogada pek sevilen bi tadlari olmadigindan, üredikce ürüyorlar. kimse yemiyor bunlari. "bu bocegi yiyecegime giderim zehir yerim" diyen serçe arkadaslarim bile var..

velhasil eger bir gün bortü böcekle konusma icat edilebilirse (ki görüntülü konusmayi siktir edip buna kanalize etseler dikkatlerini, sippadanak bulunur bu ama ben demeyeyim bir şey) bu hayvanlari önüme alip şunu demek istiyorum "arkadasim siz manyak misiniz? ben sizin evinize giriyor muyum? kafaniza falan carpiyor muyum?" diyecegim ilk iş.. ışığı görünce giriyorlar bunlar içeri.. artik nasil gozleri parliyor, nasil büyüleniyorlarsa "anansikim isik lan isik *pat* oha bu ne *pat* cam mi yapmis adam bunu komple *pat* oha cammis *pat*" seklinde bir ic sesi oldugunu dusunuyorum. yalan konusmayayim ben daha kokularini duymadim. merak da etmiyorum ama bir gün olsun yanimda osurmadilar. saygida kusur etmediler. ama işte gecenin bi körü kafama düsüyorlar, bilgisayar ekranina dadaniyorlar.. bas etmenin en iyi yolunu ben bir bardaga hapsetmek oldugunu kesfettim. ama masallah icer gibi hava tükettiklerinden sabaha ölüveriyorlar..

ben de ölülerini bir kurdana gecirip, pencereme asicam arkadas bundan sonra.. ürksün yeni gelecekler.. vahsi kabilelerin insanlardan sakinma yontemini aynen uygulayacagim bu boceklere "icerde ölümden baska bir şey yok, o ışık seni ölüme goturecek" diye yazardim eger dillerini bilsem.. ama işte 3g telefonumuz var parmak kadar bocekle konusamiyoruz..

Cumartesi, Ağustos 08, 2009

haftanın şarkısı #31

insanlar nedense düğün yapmak için dünyanin güneşe yaklaştığı günleri beklerler ya, benim çevremde de bir ton düğün oluyor bu aralar.. arkadaşlarimin çevresinde de.. sorun şu ki tüm arkadaşlarım bir şekilde zengin düğünlerine katılıyorlar. vay efendim gülşen çıkıyor sahneye, şarap sınırsız bir şekilde cennet bahçesinde akar gibi akıyor, izmir'in sayılı zenginlerinden hristiyan bir aile çocuğunu evlendiriyor, rahip ilahi okuyor, god father valsi ile ilk danslarını yapıyorlar..

böyle bir ihtişam bir delilik. misafirlerine ördek yedirmeyen, uzak diyarlardan gelen baharatlar ile marine edilmiş, alaçatı enginarını meze diye önlerine sunmayanlarin evlilikleri sağlık bakanlığı tarafından yasaklaniyor sanacağım eğer kendi çevremdeki evlilikleri görmesem..

benim çevremde evlenenler gayet "şehrazat düğün salonunda 10 ağustos 2009 günü sizi de aramizda görmek isteriz, malkaçoğlu ve pehlivan aileleri" tarzinda evleniyor.. kina gecesi de kapinin önünde yapiliyor. hop biyiklari olan bi adam basliyor sarkiya "toz pembe hayaller vardi pembesi gitti, yalniz cocuklari pistten çekelim lütfen lütfen tozu kaldı" diye tin tin caliyor.. paralar takiliyor, kinalar yakiliyor. ben gazoz geldiginde seviniyorum hala, zira gazoz her dügünde gelmiyor, cerez geliyor laylon posetlerin icinde "aman ormanciiiii caniiim ormancii" derken piyanist şantor ben annemin kulagina egilip "şekerli leblebiler bayat yeme onlari" diyorum..

velhasil böyle arkadaslar.. ezik hissediyorum kendimi arkadaslarimin yaninda. nasil bi mahallede yaşıyorsam artik. şu dinlediğiniz veya dinleyecegiz sarki benim düğünümde calacak ama. kapinin önünde yapacagim dügünümde hem de.. mısır'ın tarkanı büyük şarkıcı amr diab arapcasını söylerken ben gözlerinin içine bakacagim sevdigimin "her yerde seni görüyorum, her yer de seni" diyecegim

sonrasinda varsin "murat boz" çalsın..

Cumartesi, Ağustos 01, 2009

otobanda tır felaketi ve acemi sürücü

(- kaskosu var mi? +var.. -amaaan size bişi olmamış ya! )

bu kaza anlarinda "abi 1 saniyede oldu ama aklima bin türlü fikir geldi o an, 1 saniye bir ömür gibi geçti" hadisesini anlamazdim hiç. hala da anlamiyorum. olmuyor öyle bir şey işte. o 1 saniye hakket 1 saniye olarak geçiyor. ama sonrasinda o an hakkinda o kadar çok düşünüyorsun ki, o dandik bir saniye bir ömürmüş gibi geliyor sana. o an düşünmediklerini bile düşünmüşsün gibi geliyor. hatta benim aklima zürafalar geldi sanırım kaza anında..

dün saa 3 civarinda izmirde çevre yolunda yol alirken birden önüme bi tır kırıverdi. ben demir bükey'in bana emanuel pornolari arasinda yaptigim mühim işi birakip durabilsem, verdiği ileri sürüş taktiklerini daha dikkatli dinlesem, muhtemelen direksiyonu kırdığın anda frene basmaman gerektigini ögrenebilirdim ama olmadi olamadi.. hop araba sağa çekti, o an sola kırayim dedim, ama kontrolu kaybettim. o an aygıt artik kendisinin kontrolunun daha iyi olacagini düşünüp bariyerlere bindirdi beni.

üstüne bir de duran arabaya baska bir cabbar carpinca tam oldu hadise.. arabada da 2 yiğit bir de ali ihsan olunca pek panik yapmadim ben pek. yada bu onlarda gereksiz panik yapmayan bi insanim ben.. aslinda panik yapip direk aglamam falan gerekiordu sanırım bilmiyorum. öyle çok elimin ayagimin titredigini hatirlamiyorum şimdi. bi işte korktum özellikle ikinci çarpmadan sonra. ama cidden korktum orada.. olayin ciddiyetini anlayıverdim. zincir kaza nasıl oluyormuş idrak ettim.. sonrasinda zaten yigitlerden bir tanesinin abisinin tanidig gelip ortami sakinleştirdi etti.

ama dedigim gibi insan bin türlü şey kuruyor kafasinda. hop atladim ben de karaburun'a geldim. girdim direk denize. tatil dedigin yasanan boktan hayattan kurtulmanin bir şekli sonucta.. ama şu arabalara kendi kendini tamir etme teknolojisi yapilmali.. uçmalarına çalışmaktan ziyade direk buna önem verilmeli. nanobotlar mi yapilir ne yapilir bilmiyorum ama sabah kalkinca en azindan insan "ulan o kadar da kötü carpmamişim" demek istiyor. demeli..

babam da bana bişi oldu diye panikledi sanırım. beni geldi öptü gözleri doldu falan. bir daha arabayı alabilir miyim bilmiyorum ki hiç.. ama otobanda 40 km ile en sagdan gidecegim aşikar.. her 10 senede bir bi 10 kilometre daha hızlı giderim gidersem..

kara yollarinda sinyal verdikten 3 nano saniye sonra takip mesafesi diye birakilan bosluga dalan tirlara buradan selam olsun.. tırcı degil misiniz hepiniz orospu cocugusunuz derim hatta bilgisayar basindan.. yüzlerine diyemem ama sanirim..

Salı, Temmuz 28, 2009

Gordion Düğümü

(canlandirma)


Tarihin tarih olmadığı zamanlarda, yani televizyon daha yokken, insanoğlu her zamanki gibi sıkıcı hayatlarını eğlenceli kılmaya çalışıyordı, bunun için de savaşıyorlardı. ama bu savaşların nihayetinde birisinin çıkıp da "dünyanın hakimi benim" deme isteği inanılmazdı. yani savaşıyorsun ama, sonuçta bir altın kemer verecek, bir dünya kupası verecek federasyon yok. zaten belli bir dünya konsepti yok o zamanlar. mesela kıbrıslılar bi zaman kendilerini "biz dünyada değiliz ağbi, etrafimiz deniz bi kere neresi dünya!" diyerek kandırmışlar. o derece bir ortam.

işte bu fakru zaruri ortamda insanlar kendilerine "şöyle olursa dünyanın hükümdari olursun" diye bissuru zamazingo belirlemişler. işte mesela kristal kelle yapmışlar (ki ormanda 10 kaplan gücündeki fantomun alameti farikasıdır), kılıç dövmüşler "kılıcın sahibi acaip süper kraldır" demişler, ne bileyim efendim, mesela iskoclarin "scone taşı" dedikleri bir şey var. zamanında hz yakup yastık yapmis kendisine, kralice victorya da üstüne oturup taç giyince allah allah demişler, dünya hakimiyiz..

işte bu zamazingolarin içinde bir de gordion düğümü diye bir şey var. şimdiki ankara polatlida atilmiş kocaman bir dügüm. demişler ki "bu dügümü çözen arkadas dünyanin hükümdaridir".. köyün delisi dahi herkes denemiş.. olmamis tabi. dügüm hakketten süper..

hoş bu düğümü atan şerefsizin ismi olsa olsa "fikret korkmaz" adi altinda sivasli bir çiftçidir. müslümanliga henüz 1000 sene var iken yine de namazinda niyazinda olan korkmaz "essegini önce saglam kaziğa baglican sonra allaha dua edicen" düstürü ile essegini bir kaziga baglarken akli donmus ve bu dugumu olusturmustur.. garibim essek o kaziktan ömür billah ayrilamamistir..


iskender de gelmiş bi gün.. kimsin demişler buna, demiş ben büyük iskenderim.. önce dalga geçer olmuşlar "bunlar da bizim kücük iskenderler" demişler.. yakismamis tabi. köyün ortasinda kocaman dügümü gören iskender "nedir bu" demiş.. demişler böyle böyle "sikerim dügümünü" demiş iskender de, tek kilic darbesi ile kesilmiş dügüm, cözülmüş her şey.. köylüler şaşkina dönmüş tabi direk secde etmişler "zulkarneynmissin sen" demişler..

bazi arkeologlar cikip "cok iyi cikarilmis bir iştir cok iyi bir dügümdür" falan diyorlar bu dugum icin..

abi pardon nesi iyi yapilmis bir iş ?
hadi denizci olsa tamam diyecegim "bravo, süpper ben böyle düğüm görmedim afferim sana" diyecegim ama polatlida düğümün işi ne arkadas? düğüm atmak sana mi kalmis hayir attin madem çöz.. böyle bir rezalet böyle bir kaypaklik.. hani düğüm bir şeyi tutsa anlayacagim. ortada kocaman bir düğüm neymiş "çözen dünya hakimi olacak" pardon hangi argumana siginip bunu diyorsunuz siz? bir de orta anadolu insani şu tarz demiştir
"arkedeş iskender misin nesin na bu düğümü çözersen dünya hakimi oluvercen. yok çözemedim bilemedim dirsen hiç olmicen.. kablet"
olmaz.. olmamali..

ne yorum verirsen elinle, o gelir seninle!!

Pazartesi, Temmuz 27, 2009

haftanın şarkısı #30


öncelikle şunu söyleyeyim, günde 400 ile 500 kişi ziyaret ediyor bu blogu.. eğer ki google analytics benim kendimi iyi hissetmem için palavra atmiyorsa, bu samimi bir rakam.. bugun bizim eve 400-500 kişi girse bi garip olurum..

ama gel gelelim onca okunmaya onca etmeye ragmen yorum alamiyorum.. allaskina soyleyin nerede yanlis yapiyorum da yorum almiyorum ben? niye yorum yapmiorsunuz lan postlarima? eşek başı mıyım ben? yazık vallahi yazık. yeri geldi atatürk'ten bahsettim, sırf yorum yapasınız, "atatürkten bahsedilmedi" olmasın diye. ama yok.. yine yok..

her neyse. bu hafta yine hakkında tek bir söz söylemeyeceğiniz bir şarkımız var. bu sarkiyi su ozan güvenli melis birkan'lı avea reklamından dinledim yeniden.. reklamda çalan müzik için istihareye yattim. "allah ben bu şarkiyi biliyordum, filmini de izlemiştim hatta 70lerdeki bi fransiz filmindendi, rüyamda göster yarappimallahimamin" dedim. şimdi bazi ateist kardeslerimiz "hah ha olur mu öyle hic" diyeceklerdir. ben de onlara tokat gibi bir cevap verecegim: bu reklamin arkasindaki müzik anouk aimeenin oynadigi une homme et une femme yani "bir kadin ve bir erkek" filminin ana temasi..

filmde bir kadın var, bir de erkek var. erkek olan araba yarışçısı, kadın olan da bir meslek sahibi. ikisi de dul kalmış bunların genç yaşlarında ama çocukları var.. kreşe gidiyor çocuklar da, sonrasında bu şöför bu kızı kesiyor, vay efendim ne kadar erik gibisiniz, sizi küdürdetmek lazım falan filan..

en sonunda mutlu sonla bitiyor film. zira aralik ayinda bile üstü açık bir arabayla gezebilen fransiz erkegine simdiye kadar hangi kadinin dayandigi gorulmus ki..

mireille mathieu'nun yine "sarkinin bir yerinde burnumu düsürebilirim ama üstüne basmayalim" ses tonu ile soyledigi bir versiyonu da vardir reklamdaki müzigin.. ona da suradan meyledebilirsiniz:

yorum gelsin diye hepimizin hayatinda olan bir şeylerden bahsetmem lazım sanırım pucca ekolünde olduğu gibi. geçen gün market alışverişi yapayım dedim. zira evde zengin piçi yiyeceklerim bitmişti. bir çedar peynirim, bir barbekü sosu, jalepeno biberim falan eksilmişti. bunlar olmasa da çok kral yaşayabilen bir insan iken kendimi zengin piçi oktay gibi hissedemiyor, asla itir esen gibi kadinlara yanaşamayacagimi düşünüyorum. neyse efendim hop giyindim havai şortumu şıpıdı terliklerimi aktım tansaş'a.. gideyim dedim bi de bir ipne misali yanlız gecelerimi fransiz filmi izleyip şarap içerek tüketeyim. aldım bir tane kirmizi şarap (gezi modunda yazayım bordeaux şarabi: 21.6) diğer zamazingoları da alınca vakit kaybetmeden kasaya gittim. kasadaki hanım kızımız pat pat geçirmeye başladı, cedar peynirlerini, danone yogurtlarini, 2 saat sonra fransiz bisiklet turunun bir etabinda yolun kenarindan "allez, allez mina kodumlarim allez" diye bagiracak ortalama bir fransiz ailesinin carrefour alisverisi gibi alisveris yaptigimi farkederken, sarabi gecirdi bizim kiz.. basladi mi bu aglamaya.. nasil agliyor ama..

hemen "kuzum noldu" diye sordum.. eski sevgilisi ile en son bu saraptan ictiklerini oglanin sonra askere gittigini ve ondan ayrildigini "bensiz daha mutlu olursun.. cenk ile evlenmelisin. eger beni beklersen bugun degil, yarin degil ama bir gün mutlaka mutsuz olacaksin.. edremit mi? edremit bir gün bizim olacak!" dedi"

yalan söyledim.. "aha bu aglatti kizi" olmasin diye kaçtım hemen.. neme lazim. şahit falan yazarlar..

Salı, Haziran 16, 2009

Trt 2 de resim çizen amca ile renkli istop oynamak


böyle hayatimda ekstrem emek sarfetmem gerektiği zamanlarda acaip rüyalar görüyorum. bugun de bu yukardaki amcayla renkli istop oynuyorum. ulen top bana geliyor "mavi" diyorum atiyorum bu sikko herif de hop tutuyor mavi renkli reno megane'i.. sonra atiyor havaya topu "van dyke kahverengisi" diyor "titan beyazı" diyor allah allah döktürüyor "kadmiyum sarisi" mi kaliyor "prusya mavisi" mi söylenmiyor.. paso vuruluyorum paso eşek ben oluyorum..

kabustu yemin ederim!

sen mutlu kucuk agaclar yapsana bilader, "burada bu ağaç çok yalnız" desene ne diye benle renkli istop oynuyorsun ki? harcın mıyım ben senin? yazık valla yaşından başından sakalından utan bob ross efendi!!

Pazar, Mayıs 31, 2009

200


200. izleyici konusunda hayallerim vardi aslinda. citi piti bir hanım kizimiz 200. izleyici olacakti.. ya da ne bileyim boyle bir van gogh tablosu kivaminda bir avatari olan arkadas olacakti ama olmadi.. kismet.. "infaz" adli deliganli arkadasimi 200. izleyicim olduğu icin bir adet kelebekli toka ile ödüllendirmek isterim.. (dedim ya kız olacağını umut etmiş, ona göre davranmıştım) maile adresini atarsa da gönderirim kelebekli tokasını. artık ne yapar tokayla bilemiyorum..

Cuma, Mayıs 29, 2009

aldatılıyorsun ama ilişkiye devam da ediyorsun

gece gece arkadasla konusuyoruz. kendisi bir godoş bir geniş. anlatamam size. sevgilisi bunu aldatiyor ama bu bana mısın demiyor. verdim ayarı tabi "vay efendim senin yaptığını alman bile yapmaz ki onlar buyur karımı mutlu et diyolarmış" dedim.. ama sonra bana hoş olmayan kelimeler kullandı. ben de "tamam dostum ama boyle konusmasan iyi olur" dedim. sonra da engelledim..

ama insan düşünüyor tabi.. haklı olabilir. nasil ki kadinlarin icine su serpme cümlesi "erkek dogasi tek esli degildir" ise erkeklerin yüregine su serpme hikayesi de "tensel çekime kapıldım"dir.. "haaa duygusal bir sey degilmis, bir anlik bir tensel cekimmis oley askim seviyorum seni.." derken bulursunuz kendinizi bir anda.. aldım verdim dunyasinda, getirileri ile goturuleri ile devam etmektir aldatildigini bilerek ilişkiye devam etmek..

zira bir erkegin, bir kadinla olmasi daha cok ticari yatirim yapmak gibidir.. erkek bekler ki hikaye soyle olsun;

ilişkinin yil donumunde alinan kolye 50 ytl
dogum gununde alinan ipod shuffle 100 ytl
"baktikca beni hatirlarsin" diyerek alinan 37 ekran tv 350 ytl/10 ay

mutluluk.... paha bicilmez..

oysa ki aldatma hadisesi devreye girdiginde birden hesaplar yapilmaya baslar;
ilişkinin yil donumunde alinan kolye... acaba boynunda miydi sevisirken?
dogum gününde alinan ipod shuffle... onun msn'den gonderdigi sarkilari atmistir buna
"baktikca beni hatirlasin diyerek alinan televizyon... daha taksitleri bitmedi..

yine de seviyorum lan!!!.... orospu....

bu sartlar altinda kiz gelip, ciddi bi tensel cekim oldugu iddiasinda bulunursa, bir daha olmayacagina dair binlerce soz verirse, devam ediyorsunuz.. yapacak bir sey olmuyor.. ama aldatip da, geri donen kizlarimiza şekil olsun diye soylemeliyim ki, erkek adam devamli olarak intikam yolu ariyor "bu da benim tensel cekimimdi anasini satiim" diyor bi noktada..

bu arada evet nuhun gemisine mangal koyuyorlar!

Perşembe, Nisan 23, 2009

23 nisan


bugun 23 nisan olduğu için blogu bir postluğuna mustafa'ya bırakıyoruz.. mustafanin resmi yukarda var. simdi kendisi bilgisayarin basinda size seslenecek:

78ujtgrfvnkpömjhnfe23wssxzswefghjkkhujmnklşlç9srfvjjtfdghhgdfsadgmkkhfdsaGHJMLUJGBMUYY7RTEDDfjmn juhgvfuıkmkhftnoetvugsrvy7nıöndtb67vmno bjıl uhkmnsectaect4sect5fuy öhmıopmfynıbuıgnıkhmıophmıptnı gynognomıp

azuth notu: blogu sanırım okuma yazma bilen birine bırakmalı

Pazartesi, Nisan 20, 2009

çileden çıkıp laf söyleyemediğim 3 insan davranışı

öyle anlar oluyor ki, insanlara acaip kızsam da bu kızgınlığımı belli etmekten çekiniyorum. çevrede "ota boka tav olan adam" olarak bilinmemek, bir "ismail amca çok sinirli bi adam ya" durumuna düşmemek için susuyorum.. ama bu süper şeylere tav olmadigim anlamina gelmiyor nihayetinde:

(vay efendim neymiş korku filmine gittim çok güldüm.. bacina gülsünler senin, validene gülsünler cok afedersin)

1. korku filmine gidip "çok güldüm" diyen adamlar

birisinin bu tarz çok güldüm dediğini bildigimde onu "herkez" yazan dallamalardan ote bir sayginliga kavusturamiyorum. hayir sevmezsin etmessin anlarim. burun kivirirsin onu da anlarim ama arkadas kahkaha atmak, gülmek nedir? insan ölüyor lan orada! insan!

zira insan piskolojisi hakkinda biraz bişiler okumus insanlar su kurali bilirler "eger kendini duruma sartlarsan o durumdaymiscasina davranirsin" mesela koluna igne batirmadan once, igneyi batiracak insan "hic acimicak" derse gercekten hic acimaz, ama ipnelik yapar da "inanilmaz derecede aciycak" derse gercekten felaket acir.. boyle bir hadise işte "korku filmine giderken "simdi cok gülcez" diyen dallama"nin bir sekilde o filme neden gittigini anlamiyorum ben.. sahsen ben hakli olarak "ulan soyle pis bir korkayim" diye gidiyorum.. korkmadigiim ürkemediim de korku filmi yok anasini satiim.. cihan ünalli seytan filminden bile ürktüm. allah biliyor..

ama işte bu gülen insanlar utanmadan sıkılmadan "allahim cok güldüüüük" diye anlatabiliyor meramlarini.. ulan marifet degil ki korku filmine gidip cok gülmek? hatta beyin cerrahi olsam "gel pazartesi acip bi bakalim belki sinirler ters baglanmistir" derim.. oyle sinirleniyorum bu hadiseyi gerceklestiren insanlara.

tamam bir insanin korku esigi "yüksek" olarabilir.. oyle ota boka korkmayabilir, ortam musait olmayabilir, film gercekten felaket bir produksiyon olabilir ama insan gülmez kardesim.. bir hadise kotu oldugu icin "ay sinirlerim bozuldu ondan gülüyorum" dan ote gülünmez benim bildigim.. o sinir bozulmasi, noron atmasi ise anlatilacak "oyle dandikti ki güldük" diyecek, insanlara hava atilacak bir sey degildir benim nazarimda ve benim geldigim yerlerde..

yani mesela bana thriller klibi feci komik gelir.. zira müzik ile harmanlanmis zombilerin dans etmesi feci eglenceli bir zamazingodur.. ama orada insanlar ölürken, kan akarken, "bilader adam öldürüyoruz ciddi bi iş yapiyoruz sonucta" derken gülünmesini ben akil sinirlarina sokamiyorum.. ha freddy'nin yaptigi esprilere hepimiz güldük o apayri bi mevzuat..

(star wars serilerinden sonra kazadndigi 3 kurus parayi italyan yemekleri yapan bi restoran acmaya harcayan chewbacca bilin bakalim neden battı??)

2. yemeğinden kıl çıkmasını haddinden fazla dert edenler

Aslında makul karşılamak gerek bu insanları. sonuçta insan kılı dediğin şey tifus dahil on binlerce virusu üzerinde taşıyabilecek kapasiteye sahip, insan hayati boyunca temizlenmeyen bir şey.. yalan söyledim!!

bu durumu cok dert edenlerin "ay yemegimden kil cikti, katiyyen yiyemem ben bunu" kivaminda, kaynanalardaki tijen hanim ekolunden gelen bireylerin evlerinde yemeklerin nasil piştiğini merak ediyorum ben.. anneleri eldiven ile mi dograr bunlarin yemeklerini, bone mi takar pişirirken bilemiyorum.. zira benim annem gayet yemeklerin içine sac kaktirabilen bir anneydi.. bu şartlar içinde büyüyüp de, yemekteki kildan zehirlenip ölmedigim icin dert etmiyorum sahsen ben tek tük çıkan killari..

olur yahu, kimse manyakligindan "hadi pilavin içine de biraz kil katayim tat olsun" demek için kil atmiyor ki.. olur dertlenmeye, artistlige bence zerre gerek yok..

(hiç bir masraftan kacinmayarak popomun ne kadar temiz oldugunu gostermek icin fotosunu cektirdim, foto taylana hem de)

3. popolarına 17. yüzyildan kalma bir antikaymiscasina değer verip kirlenmemesi için her şeyi yapanlar

Bu insanları da anlamak için zerre çaba sarfetmiyorum. Bir yere gidersin, çimlerde oturmak, ne bileyim duvara oturmak falan gerekir, ulan en nihayetinde sri lankada tatildesindir ve altinda mayodan başka bir zamazingo yoktur, gidip iskeleye oturcaksindir ama bu arkadasimiz gidip altina havlu koyar.. "ya simdi pistir buralar" gibi de bir argumani vardir..

yok aslinda sri lanka olmasa bile galatasarayda ya da ne bileyim kuğulu parkta ya da alsancakta insanin başına boyle gerzeklikle titiz insanlar gelebilir.. benim beyin hücrelerim bu kadar popo temizliğine öneme ayarlı değil arkadaş. popom kurumdan, çimento tozundan gecilmiyor da degil. gayet siradan, yer yer temiz, sert ufacik bi popom var (ahaha) çimlere de otururum, taşa da, tribunde koltuklara da.. en nihayetinde yıkanacak bir kot için o kadar titiz olmanin gereginin olmadigini düsünüyorum ben. hele ki sonrasinda birleşmiş milletler barış konferansina katilip insanlar savasmasin diye kucak dansi yapmayacaksanız..

Cuma, Şubat 27, 2009

tasolarımı bir hiç uğrunda çöpe atan annemi affediyorum

annemi şu gün itibari ile , tasolarımı attığından dolayı affediyorum.. hala kızgın, hala kırgındım ama sanırım 10 senenin üzerinden bu kirginligi, bu küskünlüğü sürdürmenin manasi yok.. ama şimdi fotosunu görünce alenen kokusu geldi burnuma.. o parmaklarinin arasindaki pürüzsüz yüzeyi geldi aklıma.. ama sen kadın niye atiyorsun benim tasolarimi? yetişkin bir kadınsın sen! annesin! yakisiyor mu sana tasolarımı atmak??

yine kızdım anasını satiim.. hayır marslıyı atmasaydin bari. ben seviyordum o marslı arkadaşın fotosunun olduğu tasoyu..


itiraf edin bir garip oldunuz dimi şimdi tasoları görünce.. bi böyle nostalji çukuruna seyrettiniz..

Cuma, Şubat 06, 2009

Göz fotografı


üstteki göz karamel arkadaşın gözü.. yani sanırım onun gözü bilmiyorum.. onun olmaya bilir konuyu getireceğim yer onun gözü olmadığından çok dertli değilim..

çok özeniyorum ben bu göz olayına.. yıllar yılı tüm beni seven insanların vucudumun geri kalanını tırt bulması neticesinde direk göze odaklanıldı çünkü.. "gözlerin çok güzel" dendi edildi. ben de madem bir gözlerim var, onun üzerine gideyim istedim yıllar yılı.. gittim de.. buyrun aşağıda..


insan üzülüyor yahu.. ben de isterdim internet sitelerinde gözümün fotosu olsun.. "vaay" desinler, sauron veyahur robert deniro misali "gözüm sizin üzerinizde arkadaşım!" mesaji vereyim.. ama olmuyor.. ne kadar istesem de olmuyor. yapacak bir şey yok.. lanet olsun dostum.. oh bebek..

bu arada hazır fotograflardan bahsetmisken, sabahin köründe şundan da bahsedeyim.. eskiden sadece ölülerin fotograflari çekilirmiş.. avrupada, amerika'da insan, sanki ölü dostlarımız ölmemiş de bizimle neşe içinde canlı oturuyorlarmış gibi onlarla birlikte foto çektirirlermiş.. zira fotograf hem hayatta bir tane cekilecek kadar cok pahaliymis, hem de fotografin olmasi icin onune gecip 5 dakika hareketsiz durmak gerekiyormus.. hepimiz hem fikirizdir ki ölülerin senden benden iyi yaptiklari bir şey varsa oda hareketsiz durmak..

ama tabi bereket bu gelenekten vazgecilmis.. fotograf cekmek, ölüm gibi özel günleri beklemeyi gerektirecek kadar ucuzlayinca vazgecmisler sanirim.. ya da birisi cikip "ne yapioruz mina koyiim biz ya?" demis olabilir.. bilemiorum..

File:Deadgirlwmomsnpops.jpg
misal bu fotoda, annesi ve babası nefes alıp verirken kız nefesini sonsuza kadar tutmaya karar vermiş.. daha ayrıntılı bilgiyi şuradan edinebilirsiniz..

Pazartesi, Ocak 26, 2009

Türkçe öğretmeni


İnternet'te blog okudukça, şu dünyadaki en başarısız meslek grubunun Türkçe öğretmenleri olduğunu düşünüyorum.. feci takip ettiğim iki blog var mesela. birisi pucca'ninki diğeri "siminya"ninki.. mükemmel şeyler yazıyor bu kızlar.. daha doğrusu içimdeki "tuğçe baran" okuma isteğini doyuruyorum.

zaten sanırım jane austen'den bu yana insanoğlunda böyle bir merak var. kadınlar özel anılarını yazsınlar biz okuyalım anasını satayim. erkek olarak yazsak, tüm aleni düşünceleri nakletsek, alacağımız en gerçekçi yorum "vay abazan" olurdu sanırım.. ancak nick hornby ayarında birisi olmak gerek sanırım, erkek olup da kendisiyle ilgili anılarını en özel sırlarına kadar anlatabilmek için.. kızların iç dünyalarını açtıkları blogları bir kenara bırakalım. (kızlarda günlük formatlı bloglar ne kadar yaygınsa, erkeklerde de futbol o kadar yaygın)

her neyse.. bahsetmek istediğim şeye dönelim. bu iki delicesine takip ettiğim blogta da, internette genel yazım ortamlarinda da ancak 7.48 oranında "dahi anlamındaki deler" ayrı yazılıyor. bağlaç kilerin oranı daha az (%4.12) herkez yazanların oranı daha az. ama o konseptte direk mide bulandırdığı için ederi fazla. "herkez" yazan birisi isterse kuantum fizikten bahsetsin ciddiye alamam..

-alfa bozonu burada y maddesinin içinden geçerek herkez'in görebileceği bir spektrumda şey edecek!

falan desin tokatlarım. nobelli fizik adami nils bohr demem, döverim..

ee peki bundan kim sorumlu? türkçe öğretmenleri tabii ki! tamam ben de cok türkce fanatigi degilim ama, bu deler bu kiler beni benden aliyor.. bana koşmak için yere basmak neyse yazı için de bu kurallar öyleymiş gibi geliyor.. koşarken yere doğru bastıktan sonra götün başın ayrı oynayabilir sorun değil, ama yere sağlam basıcaksın arkadaş..

bu türkçe öğretmenleri mutlular mı acaba yaptiklarindan? çok da önemliydi ya küçük ünlü uyumu, sert ünsüzler falanlar filanlar, onlarla doldurdular beynimizi ve esas önemli noktayı ıskaladılar..

bence böyle hata yapan insanları şu şekilde ayıplamalıyız (copy paste yapabilirsiniz)

"dostum yazdıkların fevkalade ama bi sik anlaşılmıyor.. neden diye soracak olursan, tak diye yapıştırırım cevabı. çünkü gramerin aşırı dandik. deleri ayıramıyorsun daha gelip ne anlatıyorsun ki? dikiş atamayan cerrah'tan farkın yok. bypass yapıyor olabilirsin, beyindeki en şahane yerden tümorleri alabiliyor olabilirsin, ama daha dikiş atamıyorsun yahu.. ben güvenir miyim senin cerrahlığına?"

bu arada farketmişsinizdir ki fotonun konuyla ilgisi yok.. onu kendim için koydum. kaşına gözüne kurban olduğumun kadını.. ne güzel durdun sen blogda öyle..

Perşembe, Ocak 22, 2009

14 Temmuz 1987 Queen Afyon Konseri


bugun paso gerilere gittim. anılar silsilesi içinde yüzüyorum.. bu konser asla unutamadigimiz bir konserdir.. onu başta söyleyeyim de.. nasil unutulur ki yahu, hangisini anlatayim hem under pressure da seyircilerin ellerindeki su siselerini havaya atmalarindan mi bahsedeyim, bohemian rhapsody de afyon atatürk stadinin kolonlarindan ses gelmesini mi soyleyeyim..

mükemmel bir gündü.. biz konserden bir gün once izmirden otobusle kalkmis afyonkarahisar ataturk stadyumunun onunde cadir kurmustuk.. insanlar queen sarkilari soyluyor egleniyorlardi.. derken gece 23 dolaylarinda bir grup genc "abii duran duran siker atar queen i" diye gelip asabimizi bozmus bilindik acidci rockci kavgasi afyon ovasinda "savasa" donecekken bunu afyon polisi onlemisti..

konser mükemmel bir acilisla "one vision" ile basladi.. yikiliyordu atatur stadi.. yanlis hatirlamiorsam tam playlist soyleydi

"one vision"
"tie your mother down"
"seven seas of rhye"

bu 3 sarkidan sonra freddy seyirciye donup "tesekkürler afyon" dedikten sonra türkce "you are our best audience ever" diye de eklemisti.. allahim suncacik afyon alenen queen in en mükemmel seyircisi olmustu.. hayatimda tattigim en büyük onurlardan birisidir bu.. ve konser devam etti

"a kind of magic"
"under pressure"

under pressure da tam cilgina donmustuk.. stad dar geliyor hatta afyon ovasi dar geliyordu.. sonra beklemedigimiz bişi oldu bas ritimleri duyulmustu artik durdurmazdik.. tozu yutuyorduk..
"another one bites the dust"

bir ara verilince herkes tuvaletlere gitmisti.. heyecandan resmen altimiza ediyorduk.. orada tanistigim arkadasim hakki ile hala konusur eski günlerden bahsederiz.. queen tuvalet arkadasim hakkiya buradan selam etmek isterim..

"i want to break free"
ikinci yari mükemmel baslamisti.. sahsen benim en cok sevdigim sarkisi i want to break free ile yani..

"is this the world we created?"
"bohemian rhapsody"

bohemian rhapsody deki afyon ataturk stadi gozumun onunden gitmiyor dostlarim.. o gün o gazla salsaniz afyonu yüzerek yunanistana gider tüm tarihi eserleri alir afyon arkeoloji müzesine koyardik heralde.. hep beraber "bismillah" demisligimiz simdi gozlerimde canlandi resmen..
"hammer to fall"
"radio ga ga"
"we will rock you"
bu sarkida tuvalette oldugum icin eslik edememis ama yine de duvara cisimle "siktik mi?" yazmistim.. hey ki hey..

"friends will be friends"

"we are the champions"

bu sarkidan evvel fredi sahane bir türkce ile "afyonkarahisar icin.. mor beyazlar icin queen" diyip we are the champions u soylemeye baslamisti.. bazi kendilerini bilmez insanlar "sampiyon afyon" diye 3 lü cekmeye basladilarsa da sarki sonunda bir sonraki sarki buna izin vermemisti..

"god save the queen"
queen kapanisi mükemmel bir cest ile god save the queen yerine "god save the ata" diyerek, kocatepe yi parmagi ile gostererek yapmisti.. o gün orada bulunan insanlar bu sahneyi gorunce aglamadilarsa yalan soyluyorlardir dostlarim emin olun..

velhasil her güzel sey gibi bu konser de bitti.. agizlarda mükemmel bir tat, belleklerde asla unutamayacagimiz güzelliklerle.

Cuma, Kasım 28, 2008

Annemin beynindeki oraya ait olmayan şeyler


sanırım annem kanser olmuş. veya "ms" veya "alzheimer".. bilmiyoruz daha.. tek bildigimiz yazın vucudunun sol tarafının uyuştuğu, ve bugun çekilen mr'dan sonra beyninde ufak bi tumor ile, lezyonlarin oldugu.. kimseye anlatamadim bunlari da canımı sıktı bugun fena halde. tek cocuk olmanın dandikligi burada işte. sen derdini anlattiginda "benim de yanlarim agriyor" demeyecek insan bulamamanin sorunu sanirim. anlatmak istemiyorsun o yüzden. senin kadar etkilenmeyecek insanlara "benim de annemin beyninde orada olmamasi gereken şeyler var" diyemiorsun.. bu sene hiç iyi geçmedi zaten.. anne harflerini içeren sözcüklere acı yüklendi.


hayatimda hiç bir zaman anneler günü geldiginde "annenizi ne kadar cok seviyorsunuz" konulu bir kompozisyon yarismasinda birinci gelmedim, veya hic bir zaman dünyanin en güzel hediyesini almaya calismadim kendisine, annem mutlu olsun diye hayatta bazi tercihler yapmadim veya eve erken gelmedim,zeki müren gibi veya ajda pekkan gibi sarki yazamadim, "anneme" diyerek başlayacagim bi filmim veya kitabım olmadı, arkadaşlarina mahcup olmasin diye 3-7 yaş arasında, birlikte gittiğimiz günlerde uslu durmadım, veli toplantılarinda "oğlunuz tembel ama" li cümleler bile duyuramadim kendisine (hatta lise 1 den sonra veli toplantilarina getiremedim bile.. din hocasi kendisine bakip "uur'un annesi siz misiniz? hmmm belli!" demiş zira)

ama bir oglun sevebilecegi kadar, belki tek ogul, tek cocuk olmanın verdigi gazla ondan biraz daa cok sevdim.. bildim ki beni ondan baskasi , onun sevdigi gibi sevmeyecek.. anlimi öpmeyecek aynı sıcaklıkta, en boktan anlarımda yanımda olmayacak, her zaman iyiligimi düsünmeyecek..

kücükken dizim acirdi mesela.. bu üniversite gibi degildi o zamanlar ilkokullar.. sike sike gitmek gerekirdi derslere.. annem, ben yürüyemedigim için sırtına alip gotürürdü beni.. 5 senemi verdiğim sevgilimi hatirliyorum da.. hastaneye bile gelmeyen bi kizi annemden cok sevdigimi düsünmüstüm, annem her sabah yemekte mizmizlik yaptigim sandviçleri yapip getirirken..

bir oglun annesini sevebileceginden biraz daha cok sevmiş olmaliyim. kendisini.. uzuuuun süreler kiz arkadaşim, en azindan bildigi bir kiz arkadaşım yokken, bir yandan da gayler üzerine bir makale yazarken, bir tuvalete gitmem esnasinda gelip de ekrana göz gezdirip, üstüne köşesine cekilip inceden agladigi için.. "oglum escinsel olmuş nesine aglamayayim" dedigi icin sevdim.. kendisine "yok yahu gayet heteroyum, buyur bilgisayarimin porno arsivi" diyemedigim için sevdim.. tüm yalnış anlamalarıyla, tüm takıntıları, tüm izmirli güzelliği, tüm gecenin bi köründe buzdolabında ne varsa yemesiyle, tüm yeni aldığım tişortun üstüne ütü basmasiyla sevdim.. çünkü biliyorum ya, hayatimda ondan başka kimse ben üşümeyeyim diye, geceleyin açık bıraktığım pencereyi kapamayacak.. insanin direk aklina bunlar geliyor tabi. yazip çiziyorsun. dediğim gibi elimden başka bi bok gelmiyor.

hayat devam ediyor tabi. bir iki gün sonra yine komik bişiler yazarim buralara.. mut garip bir şey.. çok fena eksikligi de yani mutsuzluk da kalici degil, cok fazlaligi yani mutluluk da.. Ama açıkcası ben herkesin süper sorunsuz olup da, bi benim hasta çocuk olduğum günleri özledim.. bi de fistikli tombi yemeyi.