kurgu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kurgu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Salı, Kasım 06, 2012

Antik Yunan!




(google'da "ancient greek" diye resim arattığınızda karşınıza, ikinci sayfada böyle bir resim çıkması çok garip ve gurur kırıcı tabi)

Amerikan seçimlerinden bahsetmek istiyordum açıkcası bugun. seçim, demokrasi, zencili diye internette aratırken bir şeyler, kendimi antik yunanda buldum.. nihayetinde adamlar demokrasiyi bulmuşlar.. antik yunanı okurken amerikan seçimlerinden çok uzağa gittiğimi farkedip geri de dönmedim gari..

antik yunan, artik nasil bir donemse insanlarin yaptkilari her bi bokun gelecek nesillere kaldigi bir vakit alenen.. mesela karsiliksiz asik mi oldu platon, hemen yapistir "platonik"... daha baska ornek veremedim simdi.. ama var boyle.. cok var.. yakismiyor koca insanliga, yakismiyor uygarligimiza antik yunanda saplanip kalmak.. bir adim geriye cekilip durumu analiz etmek lazim.. "azuthik" die bi kavramimiz olsun ister miydiniz? ben de platonik olsun istemiyorum..

Perşembe, Temmuz 23, 2009

20 bin kişiyi kafalayıp piramit yaptırmak


dev proje, discovery'e cikacak mega yapilar ayarinda bir şey bu..

şimdi olay şöyle.. biz türk erkekleri, türkiyedeki kızların yataga girme oranlarinin düşüklüğünden dolayi 20li yaşlarımızın ortalarında laf ebeliginde kendimizi aşıyoruz. o an istedigimiz yegane şey yataga atmak oldugundan, tava getirdigimiz kiza ancak "hadi seviselim" komutu verebiliyoruz..

oysa meslek içi egitim ile kendimizi gelistirebilirsek, yarinlara miras olacak, cocuklarimizin, "atalarimiz ne cileler cekmis" diyebilecekleri bir miras birakabiliriz..

efendiler!! kizi yataga atmak yerine kizlara "afyonda piramit yapalim" desek? "işte onca emek, onca yatirim sonrasinda ülkeme hizmet ediyorum" demiş olmaz miyiz? turizm hamlesi degil midir bu?

hadi sevgililik muhabbetini geçtim, bu ülke "albay'ın karısına bu telefondan tacizde bulunulmus, cabuk gidin 500 kontur alin" diyen insanlara kilo kilo kontur alan insanlarla dolu.. ne var kontur yerine taş taşıtsak?

hem afyon dedigin sehir tas ocaklarina yakin, ayni zamanda turizm'e ac bi şehir.. hadi tas ocaklarini, mermer ocaklarini gectim sehrin ortasinda kocaman kaya var yahu. onu kes piramit yap.. hemen oradan cikarttiririz taşı "sevgilim, bebegim benim için şu taşı tepeye taşır mısın, ayrica allaskina kac insan var ki aynı filmlerden hoslansin ya??" demek zor mu?

sevapları bana gönder (sms ile)


keşke sevaplarimiz cep telefonumuza gelse.. kesinlikle dalga geçme amacı gütmüyorum ama, dinin modernleşmesi sürecinde gerçekleşse çok kral olacak bir uygulama bu. bir sevap yaptigimizda tak gelsin cep telefonumuza mesaj "şu kadar sevap kazandınız, iyi günlerde harcayin" şeklinde..

hoş sevap denilen hadisenin neyle ölçülebileceği konusunda bir bilgim ok. tane tane degil onu biliyoruz en azindan. zira "büyük sevap" diye bir konsept var. ki mahalleden arkadaslarimla en son muhabbetimde büyük sevaplara örnek olarak "keraneden kadin bulup evlenirsen büyük sevapmis abi" sunuldu önüme.. küçük sevap konusunda bi bilgim yok ama. yoldaki taşı kenara çekmenin küçük sevaplardan sayilabilecegini düşünüyorum ama ben..

metreküp civarinda bir ölçüsü varsa sevaplarin aklima direk autobot'larin enerji kutulari gelir.. böyle seffaf kare kare seyler gelir gözüme. megatron calar diye korkarim..

velhasil bence yapilsa cok sahane olur. mobese kameralari var bissuru adimimizi cekiyorlar, oturtursun her ilin müftüsünü başına, tak tak yazar oradan sevaplari gönderir mesajla. biz de ne yaptigimizi biliriz. trafik cezasi yazmasini biliyorlar ama oradan görüp görüp.

böyle bir uygulamanin toplumun daha iyiye gitmesi yönünde canavar bi etki yaratacagina inaniyorum ben.. o kazanilan sevaplar ile de kendi ceyreklik, yarim senelik bilançolarimizi cikartabilir ona göre kendimize çeki düzen veririz. hem "parayla,iman in kimde oldugu belli olmaz" sözünü de "iman belli, para kimde?" şeklinde değiştirebiliriz. isteyen sevap puanlarini facebookuna yazar, isteyen gizler gizlilik ayarlarindan "sevap puanlarimi gösterme"der.. ama mesela ben kredi versem, evimi kiralasam sevabi daha yüksek insana veririm..

Salı, Haziran 16, 2009

Trt 2 de resim çizen amca ile renkli istop oynamak


böyle hayatimda ekstrem emek sarfetmem gerektiği zamanlarda acaip rüyalar görüyorum. bugun de bu yukardaki amcayla renkli istop oynuyorum. ulen top bana geliyor "mavi" diyorum atiyorum bu sikko herif de hop tutuyor mavi renkli reno megane'i.. sonra atiyor havaya topu "van dyke kahverengisi" diyor "titan beyazı" diyor allah allah döktürüyor "kadmiyum sarisi" mi kaliyor "prusya mavisi" mi söylenmiyor.. paso vuruluyorum paso eşek ben oluyorum..

kabustu yemin ederim!

sen mutlu kucuk agaclar yapsana bilader, "burada bu ağaç çok yalnız" desene ne diye benle renkli istop oynuyorsun ki? harcın mıyım ben senin? yazık valla yaşından başından sakalından utan bob ross efendi!!

Çarşamba, Mayıs 13, 2009

ciddiyetin dediklerini yaptırmadaki rolu


Bir şeyin ciddiye alinmasi için, dediklerinin yapılması için illaki ciddi olmasi gülümsememesi gerekiyor toplumda. komik birisinin sözleri ne kadar doğru olsa da ciddiye alinmiyor, gercek adledilmiyor ki bu acaip kötü bence. ben bütün o karmasik bilgi mevzuatlari içinde biraz esprinin yer almasini gönülden dilerdim

"enerji kütle ile ışık hızının karesinin çarpımına eşittir. ama özellikle karınızın kütlesi ışık hızından yüksek bir hızla artiyora enerji hiç bir şeye eşit değildir.. dermişim" dense mesela çok felaket olmazdi. (hoş kötü bir espri olurdu orası ayrı) ama sanırım biraz da genlerimize kayıtlı bu duruş. öyle lakayitliga insanoglu olarak gelemiyoruz. bir kedi bir köpek gibi degiliz.. bugun gelip annem benim suratimi yalasa annem demem iktiririm.. yani nasıl desem mesela

"ordular ilk hedefiniz akdenizdir! önce soğuk gelecek ama sonra alışacaksınız ehehe" dense kimse akdenize gitmezdi sanırım. yani ben gitmezdim..

dinlerde de böyle.. lakayitlik asla kaldirilmiyor halk tarafindan. "0"(sıfır) espri anlayisi var dini bütünlerin. yani en başta tanrının.. hep bir sizli bizli ayet dormatı.. daha acik olmak istersek soyle diyebiliriz..bir dinin basarili olup genis kitlelere yayilmasi "sizli bizli ayet formati"na baglidir..
mesela bakin musevilikte 10 emirde "sen sunu yap sen bunu yapma sen komsuna iyi davran" seklinde emirler verirler hakeza budizmde de konficyonizmde hatta taoculukdada durum bu sekildedir."ben sizin nereden seniniz oluyorum" diyesi gelir insanin..çinlileri bi kenara birakirsak (ki ayni zamanda o kenarda ziplamamalarini saglarsak) bu senli benli dinlerin pek cok muridi yoktur.. oysa hristiyanlik oyle mi? yada muslumanlik..uuw mumin kaynior..

ama yine de ben biraz böyle lakayit olmasini dilerdim dinlerin.. mesela tanrının espri anlayışı olsaydı sanırım hikaye şöyle olabilirdi:

İbrahim bir sabah uyanıp oğlu ismail'in yanına gider. "haydi kalk bakalım pantalonunu giy, geceleyin rüyamda tanrıyı gördüm ve o bana seni kurban etmem gerektiğini söyledi" der. ismail ürker nihayetinde "peki" der "tüm bunları söylediğinde ona ne dedin?".. ibrahim biricik oglunun gözlerine bakar "gecenin 2 sinde, pijamalarınla tanrının karşısına dikilmiştim, tartışa bilir miydim bunu?".. "peki" der ismail "ne için kurban edileceğim?".. ibrahim yine aynı bakışla "inancı olan sorgulamaz, kalk geç kaldık" der..

ibrahim ile ismail yolda giderlerken pek konusmazlar. 3 farklı yerde karşılarına şeytan çıkar ve kendisinin parasının bittiğini ve karşıya geçmek için paraya ihtiyacı olduğunu söyler. 3 yerde de ibrahim kendisini taşlar. sonuncusunda ismail'i uygun fiyatla alabileceğini söyler ki orada en büyük taşı yer.

dağın tepesine geldiklerinde ibrahim, ismail'in gözlerini baglar ve bicagi cikartir. o sirada cebrail gelir ve ibrahim'in elinden tutar. "böyle bir şeyi nasil yaparsin" der cebrail.. "ama tanrı dedi ki bana, oglumu kurban etmem gerekliymiş".. "sen de yedin yani.. bravo" der cebrail. "boşver tanrının ne dedigini, sen, sana soylenen her delice seyi uygular misin?" ibrahim utanir "eh yani aslında hayır" der. o sırada tanrı gelir "ya ben şaka olsun diye ismail'i kurban etmen gerektiğini söylemiştim.. aslında bugun her seyin bi şaka oldugunu soyleyecektim ama sen coktan yola koyulmussun". ibrahim tanrı'ya bakar "gördün mü ne zaman saka yaptigini anlayamiyorum!" der. tanrı gürler "espri anlayisin sıfır! inanamıyorum ya! ".. ibrahim ürkmüştür "ama yine de biricik oglumu sizin için kurban etmeye gönüllü olmam, size ne kadar inandığımı göstermez mi?" der.. tanrı da "tamam o zaman cebrail bir koyun getir, onu kurban etsin madem!" diye buyurur..


sanırım boyle olsaydi kimse kurban bayrami diye bir şeyin varligindan emin olamazdi.. ha bu arada terkedilmedim yahu. gercekten terkedilmedim. bir arkadasimdi sadece.

Perşembe, Nisan 30, 2009

sen bir dahisin azuth


amerikan filmlerinde fenle,bilimle uğraşı sonucu sosyal yaşami sifirlanmiş bireyin,hele de bir de kendi için cok onemli fakat insanlik icin o an sacma sapan olan bir fikirdeyken,arkadasinin gelipte "hadi benjamin disarida bir hayat var..bak ucurtma ucuruyor insanlar" demesin sonrasinda "hmm eet eet ucurtma eet..sen bir dahisin larry dahisin" seklinde yol alirlar ya, acaip özeniyorum ben buna.. hatta bunun icin bilim adami arkadas bile edindim. yanında über salak şeyler söylüyorum, hiç susmuyorum ki benden ilham alsin..

böyle bir de dünyadan kopus anı olur, "evet hapsurdun, grip.. virus.. uzaylilarin ana gemilerine trojan atsak olur mu ki lan? vallahi olur" şeklinde bakar basroldeki bilim adamimizi..

ah örneklerle devam edesim var çok pis.

-neyle uğraşıyorsun toricelli o ne elindeki civa..ya bak yutarsan ölürsün..
+ya git allaskina anne ya..ne yutucam ya.
-bak toricelli seni ben buyuttum bana baski yapma boyle.
+baski..baski..basinc..eveeet anne eveet haklisin..sen bir dahisin anne..seni seviorum..

Cuma, Nisan 10, 2009

masuscuktan nükleer savaş olmuş mesela ben kurtulmuşum


bir kaç gündür yapmam gereken işleri savsaklama girişimini "jericho" adlı bir dizi sayesinde yapıyorum.. küçükten beri hastayım bu konsepte ki ilk psikatr ile tanışmam da bu nedenle oldu:

- annen bana legolarınla hoş olmayan şeyler inşa ettiğini söyledi
+ bişi yapmiyordum ki ben saat kulesi yaptım, sonra atom bombası yaptim, sonra izmir ve 2 milyon insan ölünce tabi bence saat kulesi de yıkıldı.
- sonra arkadaşını ısırmışsın
+ acıktım nukleer bomba sonrasında yiyecek yok ki! (şimdi tekrar blur efekti alıp reel yaşama dönmeliyiz)

her neyse.. yarin bir gün dandik bir şey olursa ve uygarlik yok olursa, ve şans eseri ben kalırsam yapacağım bir kaç şey var..

1. abi önce uygarlığın gerçekten yok olduğuna emin olmamız gerek. biraz bile uygarlık kaldıysa komik duruma düşebiliyorsunuz. ayrıca ne yazık ki öyle uygarlık tak diye bitmiyor. bir süre benzinin bitmesini falan beklemek gerek. ama bir şekilde ilk şüpheyi takip eden ilk kış bir hadise olmazsa rahatlıkla çıkıp "uygarlık bitti, uygarlık bitti heyyoo" diye üzülebilirsiniz. hoş heyyo diye üzülmek pek hoş olmayacaktır.


(nükleer bir savaş gibi uygarlığı bitirecek olaylar ilk olarak oyun parklarında belli olur. baktın salıncaklar boş mu? "aman tanrım muhtemelen kıyamet koptu, afat oldu, teeeey dememe kalmadı yıkıldı devran başıma" diyebilirsiniz.. salıncaklar kilit noktada..)

2. bu bitiş olurken asansorlere binmediğinizden, radyasyondan etkilenmiş insanlarla dalga geçmediğinizden, eğer yanıyorsanız benzin ve mazot gibi yanıcı maddelerden uzak durduğunuzu varsayiyorum. zira böyle bir oluşumda salak bir şekilde ölmek çok kolay. insanlar super bir şekilde bombadan ölürken siz o bombanın patladığı yere bakıcam derken balkondan düşüp ölebilirsiniz. buna dikkat etmek gerek. yarin bir gün filmi çekilir olayin, uygarlik tekrar kurulur "bu salak da kaymış balkonda ölmüş" dedirtmeyin kendinize.

3. uygarlık biterken nedense benzin'in de biteceği ön görülür. sanırım benzin'in işlenmesi yüksek enerjili bir iş olduğundan ve çok fazla insanin bu işte çalışıyor olması ve insanlara verilirken dağıtım ağının çok ince hesaplarla yapılmış olmasi göz önünde tutuluyor ki ben pek inanmıyorum. olası bir afette benzin ilk biten şeylerden olmayacaktir. ama yine de ata binmeyi öğrenmek gerek. acaip havalı olabilir.. "mahşerin suvarisi" lakabi ile anılabilirsiniz. hoş kaplan'a veya bir kartal'a binmek daha havalı olabilir ama 2. maddeye bakmakta yarar var "bu salak da kartal'a bineyim derken öldü" olmasın..

4. norma yaşantımızı yaşarken çok da siklemediğimiz, hunharca harcadığımız olaylar acaip değerli olacaktır. ve karşılığında şu an acaip değer verdiğiniz şeyler beş kuruş etmeyecektir. mesela 1 kilo tuz veya bir paket antibiyotik acaip değerli olacakken iphonelar bir işe yaramayacaktır. o yüzden insanlar daha ne olduğunun farkında değilken tüm değerli görünen ama işe yaramayacak işlerinizi elden çıkartıp dandik şeyler alın.. yarabandı, pil, antibiyotik, tuz, gübre, "kamp yapma ve doğada yaşam konusunda kitaplar" gibi şeylere yönelmekte yarar var. mermi ve silahtan ziyade daha bubi tuzağı yapıcı şeylere göz gezdirin. işte mayın olur bunlar, diken olur, ip olur falan. çünkü bir şekilde sizden daha iyi silahşorler olacaktır etrafta. saçmalamayın. silahlı çatışmadan sağlam çıkmanın zerre bir anlamı yok. bi kere götünüz kalkabilir, ve bu da bir sonraki çatışmada ölmenizi sağlar ki mayinlarda öyle bir durum yok.

(fakat ne yazık ki sokak boştu... bu arada aklıma gelmişken, bir nükleer savaştan ajda pekkan sağ çıkar mı acaba?)

5. toplu halde bir salgın da dünyanın sonunu getirebilir. ben bu durumda mücadelenin çok anlamlı olduğunu düşünmüyorum. zira hiç eğlenceli değil. o hasta, bu tıksırıyor. of cidden rezil bi ortam. bu kiyamet sonrasi senaryolarin illaki nukleer savaş'a endeksli olması sanırım sırf bu yüzden. çünkü acaip sevimsiz. bir kere herkes 2. madde çerçevesinde yok oluyor. "öksürdü ve tüm iç organlarını düşürdü" gibi hikayelerin anlatılması zerre sevimli değil. hülasa doğaya kaçılabilir öyle bir durumda. zaten şehirli bir çocuk olarak en fazla 3 gün yaşarsınız doğada. bu da sorununuzu çözer.

6. bi bok bilmiyorsanız bile tüm her şeyi kendinizin bildiğini düşünün ve düşündürtün. bu acaip işinize yarayacaktır. hoş bunun işe yaraması için kiyametin kopmasına da gerek yok.

velhasıl ben bir nükleer savaş sonrasinda yazın buzhane açacağım kışın da odun kömür satacağım. mesleğimi belirledim ben arkadaş. yaşasın şey!

Perşembe, Mart 26, 2009

benim de dini hadiseler hakkında düşündüklerim var

tanrının bir şekilde ördekleri değil de insanoğlunu sorgulayabilir kılmasının bir anlamı olmalı. ki var da. ama şimdi bunu açıklayıp tüm heyecanı spoil etmek istemiyorum. ben sadece sorgulamak istediğim iki konsepten bahsedicem bugun..

(fotoda nereye hayıflanacağımı şaşırdım.. o küçümen çükten koca bi insanlığın çıkmasına mı, yoksa havva annemizin acaip çirkin olmasına mı? ayşen gruda'nın gençliğini 100 ile çarpsan, ondan daha çirkin yahu kadın.. insan resmi çizerken bi durup düşünüp "olmadı yahu" der.. yazıklar olsun rönesansa!)

havva ile adem'in cennetten şutlanışı


aslında cennet değil tam olarak. cennet bahçesi. yani ingilizcesi garden of eden, farsçasi firdevs, arapcasi adan(ya da ravza i cennet) . burası cennetin dünya üzerindeki yansimasi gibi bir ortamdir. bir nevi cennetin lobisi diyebiliriz.fırat ile dicle'nin birbirine yaklaştığı verimli ortamlarda olduğu düşünülüyor.. efsaneyi bilirsiniz, tanri bilgelik ağacını, yani evren hakkindaki her şeyin bilgisinin olduğu, iyiliğin ve kötülüğün birlikte var olduğu bir ağaç diker bu bahçenin orta yerine.. "aman der, aman sakin ha yemeyin bu agacın elmasından", ama şeytan kanına girer havva'nın ve uzatir bir elma koparip adem'e. adem ilk ısırığı attığı zamn, süpriz diyerek tanrı fırlar "cennetimden kovuldunuz"

buraya kadar eyvallah. insan oğlu tanrının buyruklarına uymadığı için cennetten kovulmuştur.. ok.. de yahu, farz edelim o elmayi yemedi adem.. senelerce yillarca, yani ne bileyim eğer yuvarlak bir taşı, top şeklinde boyuyorsa birisi, birilerinin ona vurmasını bekleyene kadar daha çok taş boyar diye düşünüyorum ben. tanrı bir şekilde insanoglunu cennetten kovmaya karar vermiş kanaatimce de işte sonradan "nedensiz kovdu" olmasin diye, tartisma olmasin diye neden aramış gibi geliyor bana.. yani biraz garip "merhaba ben tanriyim, agac diktim ondan yemeyin. kapiş? bye" demek biraz.. ne bileyim.. dediim gibi, hususi yesinler de kovayim bunlari demiş gibi.. elma olmasa da mesela ne bileyim "bu bilgelik ırmağıdır, tüm iddaa sonuclari bu irmakta, aman sakin ha suyunu icmeyin" diyebilirdi ilerde. illaki bir yol bulurdu kanaatimce..


(bu sanırım robin williams'in en büyüleyici filmi olan "what dreams may come/cennet analarimizin ayakları altında" filminden bir sahne.. ne korkmuştum şu cehennem konseptinden. meerse plastip şov misali bir yermiş)
cehennem:

allah günah yazmasin bir sakat olusum bu cehennem..

simdi oncelikle yeri konusunda tereddutteyim. asagida deniyor ama sanmiyorum. sicak bir ortam falan ama en dipteki yeri buz gibi.. eyvallah.. öncelikle bu cehennem fasilitesinin amacina bakmak gerek yeri için.. zira herseyi mukadder rabbulalemin, işe yaramayacak bir hadiseyi tahsis etmez..

en basinda burasini kuran tanri, bir sürgün yeri olarak goruyor.. zira seytan terbiyesizlik yapinca, siktir cekilip gonderildigi yer, atandigi yer burasi.. dedigim gibi bir nevi sürgün yeri yani.. o vakit ki cennetin dogusuna kalan bir her herhal.. zira bizim sürgün diye adlandirdigimiz hadiseler hep dogu ile işgilli.. yani suidi arabistanda da, iranda da, rusyada da, türkiyede de dogu sakat bir yer.. o yüzdendir ki cehennem dogudadir kanaatimce..

ikinci husus bu cehennemin kitaplardaki amaci malum.. kafirleri cezalandirmak, kalbinde azcik imani olani bile türlü yontemlerle aritip cennete hazir bir hale sokmak ki cennet ahalisinin huzuru kacmasin.. tamam buraya kadar sorun degil.. ama yahu buraya müdür diye atanan arkadas bir isyankar.. ne bileceksin bu cehennemin aritma yonunun iyi calistigini.. şimdi hali hazirda benim aklim boyle hadiselere basmayacagi icin (ki insan olarak kimsenin basmadigini allah zamaninda "yormayin kafanizi bunlara bakin dalganiza anlamazsiniz zaten" diye aciklamis) bu cehennemin bir sekilde tanri tarafindan teftis edilmesini beklioruz "bunlar da kafirleri kaynattigimiz kazanlar efendim" diycek gostericek mesela seytan, tanri da "oh pek güzel peki imani olan gunahkarlar ne tarafta.. iyi arindiriyorsunuz dimi? aman dikkat edin" diye teftisi sürdürecek falan.. hos degil..

ücüncü nokta ise neden sicak.. yani tamam ates cok terbiye edici bir hadise ama mesela atesten daha can yakan, daha rahatsizlik veren seyler var bu dünyada ki oteki tarafta olabilecek aparatlari tahayyul bile edemiorum.. makul bi isida mesela, günahkarlar tüm gün beethoven esliginde, vahset goruntuleri izleyerek arinabilirler günahlarindan diye düsünüyorum.. bir nevi clockwork orange.. ayrica atese gidene kadar yakmak icin radyasyon da kullanabilirsin ki o da sicak bişi degil.. sicak olmasini anlamlandiramiyorum o yüzden.. ama sicak mi? sicak..

her neyse.. hülasa cehennem cennetin dogusunda bir yer ve denetimi bagimsiz denetim kurumlari tarafindan yapilmasi daha iyi olan bir yer.. ayrica sicak..

Pazar, Şubat 15, 2009

vampirlerin sabah ezanı açılımı


"twilight" adında yeni bir vampirli film çekilmiş. eh dandik de olmuş. film hakkinda konuşmak vakit kaybi hatta..

ama yahu anlamadığım bir nokta var.. dünyanin nufusunun beste biri müslüman, ve balkanlarin ücte biri müslüman iken hic bir drakula eserinde "hah aksam ezani da okundu hadi cikam yavastan sokaga" şeklinde bir replik veyahut kontrasi "aman tanrim, sabah ezani okunuyor hemen eve donmeliyim" seklinde bir replik edilmemistir.. boyle sahane bir gündüzü ve geceyi belirleyen hadisen var senin niye kullanmiyorsun ey holivud? her hangi bir dracula filminin azuth s cut versiyonu muhtemelen soyle olur..

louis(brad pitt): neredeyiz?
lestat (tom cruise): nerede oldugumuzu dusunuyorsun aptal? bir mezarliktayiz.. yeni mezara girmiş cesetler etrafimizda.. kokularini alabiliyor musun?
louis: lanetliyiz biz! cehenneme aitiz
*allahu ekber allahuuuu ekber... eşşedüenlaaa ilaaheee ilalllaaaaaa*
lestat: lan ezan okunuyor be.. felsefik felsefik konusup piç ettin ha geceyi.. iki kan emicez bişi yapicaz
*hayyallelfelaaaaaaa*
lestat: kalk kalk.. agzina sictiimin amatoru.. kalk.. gidem yatam yarin kalkam.. kalk!
*essalaaa tu hayrin min el neeev!*

bakin ne kadar bizden, ne kadar samimi bir vampir şeysi oldu.. su içmeye kalkanlar vampir felan gorur gibi sanki.

Pazar, Şubat 08, 2009

Yaşayan Ölüleri Tanıyalım


genelde amerika ingiltere gibi yerlerde görülür yaşayan ölüler. en çok amerikada görülür. agir yürümeleri, isirma egilimleri, et yeme egilimleri, aptal olmalari ve ölü olmalari disinda sizden bizden farklari yoktur. hatta sartlar uygun oldugunda kolaylikla bir insan yaşayan ölü olabilir.

yaşayan ölülerle mucadele etmek çok kolay olabilir de olmaya bilir de. bir kere hizli hareket etmeniz kafalarina kafalarina uzaktan vurmaniz gerekir. ölüler çok olmanın avantajini kullanip sizi isirmaya calisacaklardir. isirilmamaya dikkat edin. zira ısırılırsaniz ölürsünüz sonra tekrar yasarsiniz. yasayan ölü olursunuz..

yasayan ölüler pek seks seven canlilar da degillerdir. bir yasayan ölünün seks yaptigini goremezsiniz. yer. yasayan ölü dedin mi benim aklima yemek geliyor. paso yiyen bir yaratiktir yasayan ölü. pardon "yiyeceksin de dikilecek misin" diye sorasim gelir. ama rabbim. yasayan ölüyü yaratan rabbim bir sekilde riskini da verebilir.


tam örneklemek gerekirse yasayan ölülerin hizlari "key sera sera" (bilmeyen varsa die videosunu koydum) söyleyen sevtap permanin kalca hareketleri hızındadır..

bir insan bir zombi ile gece vakti veya gündüz vakti karsilasabilir. mümkündür. zombiden korkmamaliyiz fakat ;

1- yavastir
2- aptaldir
3- cirkindir (ali eren beserler zombi oldugunda 2 ile carpioruz cirkinligi)

onun icin bir tornovida ile bile mucadele edebilir bir insan. ama diyeceksiniz ki sevdiklerimiz onlar, arkadaslarimiz, yurttaslarimiz ölü olsalar da canlarimiz degiller mi.. işte dilemmanin şeysi buradadir. rabbim elinde sonunda bizi yanina alacaksa nedir bu hayatta kalma telasi. bence zombiler mutlu insanlardir. oh oradan oraya aheste aheste.. kacani kovala kacamayani ye. oh ne ala..

degildir işte.

ayrica amerikan filmlerinde kullanilmayan bir başa cikis yonteminin de "3 kulvallah 1 elham" okumak oldugunu dusunuyorum ben. henuz denemeye firsatim olmamis olabilir ama işe yarayacagini düsünüyorum.. ayriyeten yere comelip garip hareketler yapmak sadece saldirgan kopeklerde ise yarayan bir hadise.. yapmayin..

bir zombi en basta sevkat istermis,dost istermis gibi gorunur.. kanmayin.
zombiden dost olmaz.. farketmissinizdir yasayan ölülere ayni zamanda zombi de diyebiliyoruz.

bu arada şu "humans are among us" scifi kanalin mükemmel bir reklam kampanyasi.. diğer reklam afişlerini de koymak istiyorum.. hayir uzayli da olsa hep derim, insan insandır..


Cumartesi, Şubat 07, 2009

somestr tatilinde ne yaptim konulu kompozisyon nasil yazilir?

somestr tatili bitip, bahar dönemi başlamadan evvel masadabosbardaklar dev bir eser sunmak istiyor sizlere.. "somestr tatilinde ne yaptim konulu kompozisyon nasil yazilir"

yahu feci tav bir seydir bu kompozisyonlar. gerçekten. kücükken elimizi tutan olmadigi icin simdi birilerinin elinden tutma istegi duyuyorum..

GİRİŞ:

Giriş bölümü neredeyse yazınızın en önemli bölümü olacaktir.. eğer şahane bir giriş bölümü yazabilirseniz ögretmeniniz kompozisyonun geri kalanini okumayacak sadece bu bölümü okuyup notu basip gidecektir. onun icin giris bölümü hayat memat değeri taşır..

ben örnek yazayim sizin için

"Bu somestr annem babam ve abimle birlikte aydın'a makbule teyzemlerin yanina gittik. Sonra biz dağa gittik annem teyzemin yanında kaldı. Makbule teyze anneannemin kardeşi. Babam bizi şarap evine götürdü. Orada şarap gördük. Sonra ağaca tırmandık. Abim gerçek bir ayı ile tanıştı. Bu hayatimda yasadigim en iyi sometr tatiliydi" mustafa (8)

bu son cümle ozellikle kilit nokta.. 8 yasindaki bir picin hayatinda kac kış gordugunu ve hangisinin en iyi oldugunu bildigini kimse irdelemeyecektir..

GELİŞME:

Eğer bu noktaya kadar hala yazınızı okuyorlarsa boka battığınızın resmidir.. Artık her satırı ayrı ayrı detaylı yazmalı bir şekilde makbule teyzenizin takma dişlerinin üzerine oturmasi ve bulamaması dişlerini ararken poposuna yapismis olarak gormeniz gibi mükemmel eğlenceli seyleri ayrintisi ile yazmalisiniz.. ama bunlari yazmak için daha genc oldugunuzdan kısa anlamsız cümleler ile konuyu bağlayin;

"Sonunda dağa çıktık. Karlarla oynadık ve kardan adam yaptık.. Abim dağda ayı gördü. Onun köpek oldugunu ve köpeklerin en yakin dostlarimiz oldugunu söyledi. Abim onunla tanışmaya gitti. Bir ayı oldugunu abimin koşarak bize gelmesi ile anladık. Sonra hastaneye gitmek zorunda kaldik. Babam sonra beni aksam dağdan aldi. Küresel ısınma ayıları buraya kadar getiriyormus. Babam öyle söyledi. Bu beni çok üzdü"

bu kesinlikle mükemmeldir. ögretmenler duygularinizi belirttiginiz yazilara gercekten bayilirlar.. delirirler kudururlar, anlinizdan öperler.. Ve farkettiyseniz kısa cümleler sizin dil bilgisi yanlislari yapmanizi engelliyor..

SONUÇ:

Tamam şimdi size diger cocuklara okulda ogretilmeyen bir seyi ogretecegim.. ilk paragrafi alip aynen kopyalayin.. kimse anlamayacaktir.. zaten buraya kadar geldiyse coktan ilk paragrafı unutmustur..

"Bu sömestr yani kışın annem babam ve abimle birlikte aydın'a makbule teyzemlerin yanina gittik. Sonra biz dağa gittik annem teyzemin yanında kaldı. Makbule teyze anneannemin kardeşi. Babam bizi dağa götürdü. Orada ayı gördük. Sonra abim ayıyı köpek sandı ve ona kar topu attı. Abim gerçek bir ayı ile tanıştı. Sonra hastaneye gittiler. Beni babam akşam olunca dağdan aldı. Çok üşüdüm. Bence bu hayatimda yasadigim en iyi somestr tatiliydi"

pekiyi almazsanız ne olayım..

Perşembe, Ocak 29, 2009

Kadife Cinayet

şu vanity fair katalogu inanilmaz ilham verici.. bir film noir yazdirdi bana hatta

Kadife Cinayet



kavurucu sıcağın olduğu bir temmuz günüydü. penceremin açık olması içeriye sıcak havayı sokmaktan ve şehrin, metrelerce aşağıdaki şehrin gürültüsünü odama taşımaktan başka bir işe yaramiyordu. vantilator'un pervaneleri çalışmaktan yorulmuş gibi dönerken önce içeriye kokusu geldi.. ve her bir topuk sesinde daha da artan o koku, birazdan olacaklarin habercisi gibiydi. ölümün ve kasvetin kokusu ancak bu kadar güzel olabilirdi.

"pardon siz, özel ajan azuth caulfield misiniz?" diye sordu sarisin kadin. koltugumda, şehre inen tüm sıcağın üstüne doluşması ile terden sırılsıklam bir şekilde otraun ben, omuz askilarim ile oynamaktan başka yapacak işi olmayan ben afallamıştım. kırmızı ruju, sarışın saçları ve yeşil gözleri ile odamda bir kadın belirmişti ve ben ne diyeceğimi bilmiyordum. "pardon konusmayi biliyorsunuz" dimi diye ekledi.

"ah evet benim, buyrun niçin acaba siz?" diyebilmiştim ancak. "sanırım kocam beni aldatıyor. bunun için sizi tutmak istiyorum. elimde kesin kanıtların olmasına ihtiyacım var" diye bir çırpıda anlatmıştı olayı. ben ise yeşil gözlerine bakakalmıştım.

kisa bir konuşma oldu ama her şeyi anlattı bana. bayan willmore 27 yaşındaydı ve 2 senelik evliydi. kocası da şehrin sayılı müteahhitlerinden birisiydi. yani parası vardi. ama ne genç ne de yakışıklıydı. bayan willmore onda başka şeyler buluyor olmalıydı. eh o bulduğu şeylerin de yeşil olabileceğini tahmin etmişsinizdir..

hemen eşyalarımı toplayip bayan willmore'un ardindan ofisimden ayrıldım. nerelerde takilirdi bay willmore, neler yapardi ögrenmem gerekirdi. belediye encümeninde de görevliydi ve belediyenin yapacagi yeni binanin muteahhitligini almisti. cok büyük bir projeydi bu ve milyonlarca dolar kazanacakti bay willmore.. ofisi şehrin merkezinde, etrafindaki binalardan nispeten kısa kalan bir binadaydi. kapisinda bir arabada beklemeye başladim..

bir iki saat sonra, bay willmore kapidan çıkıp arabasına binerek uzaklaştı. hemen peşine takıldım. evlerinin nerede oldugunu biliyordum. 67 southampton caddesi. ama bay willmore oraya gitmiyordu. ah yakalandiniz beyfendi metresinize gittiğinizi belgeleyeceğim işte şimdi. sanırım kolay para böyle bir şey..

sanırım takip ettiğimi farketmişti ama. allahim 5 senedir bu işi yapiyordum ama bir şekilde doğru düzgün takip etmeyi beceremiyordum. ben de biraz uzaklaştım. gözden kaybedecek kadar neredeyse.. ki neredesi yoktu artik. şehrin varoşlarında kaybetmiştim bay willmore'u.. 20-30 dakika oralarda dolanmıştım ki sonunda buldum kendisini.. yanında bayan willmore vardi. yagmurda dışarıda sanırım kavga ediyorlardi.

birden bire nasil olduysa bilmiyorum ama bayan willmore cantasindan bir tabanca cikartip bay willmore'u öldürdü.. tüm para kazanma şansım yok olmuştu.. ve dahası o heyecan ile kaza ile kornaya basmistim ve bayan willmore beni farketmişti. hemen arabayi calistirip, saklanip olay yerinden uzaklaştım..

bir gün sonra ofisimde gazeteleri okurken mansetten şu haber ile karşılaşıyordum.

"şehrimizin şeçkin iş adamlarından bay theodor willmore, dün akşama doğru 25. caddede öldürüldü. polis bay willmore'un olaydan evvel kaleme aldığı "sanırım bir araba tarafından takip ediliyorum" notunu incelemeye aldı"

kahretsin orospu! suçu üstüme yıkmak istiyor....


-devam edecek-

Pazar, Ocak 25, 2009

Biten ilişki (2007)


film izlemeye bayiliorum.. allah biliyor, iki dakika bos kalsam direk aciyorum film izliyorum. ipoddan bilmem nereden devamli.. filmleri izledikten sonra da en büyük zevkim imdb'ye felan gidip film hakkinda gereksiz bilgiler almak.. mesela cekim hatalarini, devamlilik hatalarini falan irdelemek..

hadi boyleyken biten ilişkiyi bir filme dondureydik, heralde imdb soyle yazardi

BİTEN İLİŞKİ (2007)
oynayanlar: azuth , serpil cakmakli..

çekim hatası: serpil'in bazı sahnelerde, azuth ile konusurken apacik bir sekilde "aziz" dediği gözüküyor.. aziz bir önceki ilişkisindeki rol arkadasi

devamlilik: bazı sahnelerde serpil ağlıyor görünüyor. fakat yakin cekimlerde göz yasinin olmadigini goruyoruz.

devamlilik: ilk sahnelerde, serpil'i futbolu sevdigini soylerken goruyoruz. fakat ilerleyen sahnelerde, futbol'dan nefret ettigini acikliyor

zaman hatasi: bir sahnede, serpil "notebook" filmini izlerken filmi izlemeyi birakip sinemada sevistiklerinden bahsediyor. ama notebook filmi gosterimdeyken, ilişkileri daha başlamamıştı.

gerçeklik hatasi: kimse aynı zamanda "aldatip" sevemez.. serpil'in aldattiktan sonra "seni seviyorum" demesi hataya yol aciyor.

gerçeklik hatasi: yil başı partisinde, serpil gelip "ya koku mu, yeni bir parfum aldim da ben" diyor.. oysa ki hiç bir parfum şirketi, axe body spray for men, i taklit edip kadinlar için kullanilir duruma sokmaz.

devamlilik hatasi: parti sahnesinde, serpil in sütyeni, ilk sahnelerde varken, tuvalete gittikten sonra yok oluyor..

devamlilik hatasi: bir sahnede serpil, azuh'a atki ordugunu soylerken, yakin cekimlede atkinin etiketi gorulüyor..

devamlilik hatasi: bir sahnede "u2 albümün bende gerizekali" derken serpil, aslinda azuth ona hiç u2 albümü vermedigini farkediyor. u2 albümü serpil'in yeni sevgilisinin bir armagini olarak onda..

eglenceli olabilir boyle bir sey.. hoş beklediim kadar komik olmadi ama yine de eglenceli.

Salı, Ocak 20, 2009

heidi durma git diyorsun söyle peter nere gidem


sagilacak kecim mi var
icilecek biram mi var
hayatima kastin mi var
yapma böye gözün sevem

deden gibi saçlarima kar mi yagsin
deden gibi cektiklerim kar mi kalsin
deden gibi kimsem yok ki yaram sarsin
yapma böyle gözün sevem

Devrici Halk İsviçre Kurtuluş Cephesi..

not: girdi için, mutsuz bir heidi fotosu aradım nette 10 dakika.. ama kodumun yavşağı paso gülüyor arkadaş. anlaşılır değil. bu ne genişlik heidi? neye gülüyosun paso.. bir mutsuz ol arada, "hava soğuk mina koyiim banyo yapmaya korkuyorum" gibi bişiler de.. ama yok paso mutlu.. polyanna bir bu kodumun heidisi iki.. yazık yahu!


edit: allegra'nde saolsun artık konuya uygun bir fotomuz var...

Devrimci Halk İsviçre Kurtuluş Cephesi


Az evvelki postlarda "ayrılıkçı flamingo"lardan bahsettim.. arkaşla geyiğini çevirirken düşündük de DHİK-C şeklinde kurulacak bir örgüt, yani devrimci halk isviçre kurtuluş cephesi örgütü dünyanin en karakterli örgütü olabilecek örgüt.. öyle ondan bundan sikayet edip ayrilikcilik yapmak kolay bilader.. esas hikaye ortada bir sorun yokken tasin altina elini koymakla ilgili.. "rahat batıyor bu ipnelere" denilerek aşılanabilir gerçi örgüt.. ama yılmadan mücadelesi devam etmeli bence..

böyle bir kederden falan kurulmustur bu örgütün şu şekil bir tarihçesi bile olabilir:

isvicreden yaz tatiline gelen ingmar kusadasindan dolmusla kadınlar plajina giderken teypte orhan gencebay'a denk gelir.. hadisenin aurasi kendisini cezbeder, sarkilari daha anlamli kirabilmek icin, soyle gonulden bir "hayat bir izdirap degil mi/her yudumda artan kederimiz/ gün gelir de meyhaneyi mezar yapar degil mi" diyebilmek icin ayrilikci olmayi goze almistir.. o alpler senin bu alpler benim isvicre candarmasina tüftüf ataraktan hakli mucadelerini surdurmeye calisirlar... gerçi kompile özentilik oluyor bu ama olsun.. zulum görecek değil ya elin ingmar'i..

başına bir hal gelirse canım
alplere gel alplere
seni saklar peter canım
heidi gel alplere

bu kara derde düşeli canım
şaraplar oldu sirke
cenevre'nin daglari menekşeli canım
alplere gel alplere

yeterli faizi alamadim bankadan canım
parayı yatırdık dövize
billahi vermezdim ellere
gelirin daha yüksek olduğu alplere gel alplere


her şey daha mürevveh bir isviçre halkı için...

Cumartesi, Ocak 17, 2009

Muazzam para

kemal sunalli çöpcüler krali filminde erdal özyagcilarin babasi ihsan yüceye kemal sunal hakkinda dedigi seyin temasıdır bu. "çöpçü deyip geçme baba muazzam para kazanıyorlar".. hakket o donem sendikayla mendikayla copculer sahane para almislardir.. aldık.. arkadaslar da aldi.. copculukten geliyorum. kolay mı bu noktada bulunmak..

şimdi bunlar elestiriliyor.. cok para aldilar ettiler deniyor.. türlü olaylar oldu aldiklari parayi mindar ettiler deniyor..

olaylarin asli 1971 senesinde corum ilinde bir provakasyon sonucu "aleviler leblebi yiorlar ve yiyemediklerini yerlere atiyor copculer de bunlara "bravo kirletin kirletin" diye tempo tutuyorlar" soylemi corum sokaklarinda yankilanmisti. donemin basbakani nihat erim dahi provakasyonlara kapilmis "bu copculere biri haddini bildirmeli" demistir.. sonra kara çöp katliami olarak anilacak polis ve ordu despotizimi ile copculer corumda sindirilmis ben ve dava arkadasim abdi sahapoglu ve bir kac arkadasimiz daha yakalanarak sinop ceza evinde türlü işkencelere maruz kaldik.. peki sindirildik mi? hayir.. peki halk mazlum oldugumuz gördü mü? evet.. corum ilinde kahramanliklarimiz yankilandi mi ? evet..

işte corumun hikayesi budur.. neden corum diyenlere ben kan ile yazilmis bir tarih işkence ile belgelenmiş bir soylem birakirim..

mahmut haseki olayi ise tamamen kamu oyunu yaniltma ve sendikayi yipratmanin neticesidir. bu mahmut haseki denen kişi ne bizim amerikan çöp konteynirlarini yakma girisimlerimizde yer almis ne de "amerikan çöpleri defol" mitingimizde bulunmustur. tamamen devletin destegi ile sendikanin içine siyrilmis "herkese son model çöp arabalari" gibi devlet destekli vaadler ile kooperatifin basina gelmistir.







efendiler eger tarihi incelemek istiyorsaniz 1973 petrol krizinden sonra kac 3. dünya ülkesinde darbe olduguna bakin? kacinda grevler ciktigina sendikalar ciktigina bakin.. ben söyleyeyim yüzde 90 inda darbe olmus geri kalaninda amerikan güdümlü yonetimler basa gecmistir.

copculerin, copculerimizin bugun sendikalarini gücsüzlügü veyahut sendikalarinin devletle el ele bulunmasi cagimizin neu kapitalist düzenin bir ürünüdür. gecmis güzel günler unutulmus daha güzel yarinlar için calisan insanlar "global bir firtinaya karsi durmak salakliktir" dedikleri için doneklikle atfedilir olmuslardir.

sorarim size ne yapabilirdik? ne yapabiliriz. ingilterede dahi komur madenleri margaret thatcher in demir yumrugu altinda titrerken biz idama mi yürümeliydik? o zaman mi dönek olmayacaktik?

her neyse petit beyimiz gelip sorulara cevap versin bakalım...

Cuma, Ocak 09, 2009

Homeros


bu arkadas esasinda izmirli oldugundan, konusmalarini da izmir agzi ile yapmaktadir. yani mesela o koskoca ilyada, tanrilar, aşil apollo falan hep izmir agzi ile anlatilmistir.. sanirsam ki ilk yazilan versiyonu şu sekildeydi ilyada'nin

"arkedeş, bi herifçi oğlu varmiş adi da paris miymis neymis.. bi gün bu yunana gidivermiş. ne goruversin orada, aboo.. helen midir nedir bi peri gizi.. bakmis bu giza bayilmis bu. sonra napiveğcek, dutmuş gizi elinden gacirmis edremit mi çanakkalemi biliveremiyom gari şinci. ama gaz daginin oraciklara bi yere gacirivermiş.. agamemnon va bizim burali. onun garisiymis bu. agamemnon tabi tav olmuş duruma, gitmiş abisine annatmis derdini.

sonracima bunnağ gidivermişler trovaya.. trova gocuman yer ki yerden goge gadan duvarlari var arkedeş.. hektoruynan parisiynen gocuman bi şehir.. tarlasında beregetli doprak, evlerinde yakisiklilari, boy boy yavrilari..

işte basivermişler boyle trovayai bu yunan domizlari.. irabbim zeus felan da hep izleyivemiş gaz dagindan.. amanin bi cenk olmuş.. zartlak thetis'in pis enigi aşil teee ne vakittir gapisan ordular yenişemeyince bi beygir yapam demiş, giriverem demiş trova'nin içine..

şunu bak gari.. gocuman bi beygir denk etmişler, içine girmişler anasini satem. trovalilar gitti sanmiş yunanlar beygiri görünce "eee şinci nolcek bakem?" diye durunca kassandra diye bi gari "almayam onu içeri arkedes, felaket deprem olmasin" demiş de lafini dinnetememis..

sonra trovayi yikmislar yunanlilar da yine de razi gelmemis irabbim apollo da sari kafa paris'in okunu denkleştirmiş aşil eniginin topuguna.. öldürüvermiş orada aşili çok şükürler olsun irabbime.."


blog'da iyiden iyiye izmir yazılarına dönüştü ya, hadi bakem...

Çarşamba, Ocak 07, 2009

Mavi Tur


Kışın içinde ilerledikçe, ya da yenen kestane sayısı artık, hapşurduğumda mandalin kokusu odaya yayılıyorsa (bir nevi airwick gibi hissediyorum kendimi.. were-airwick) yaz ile ilgili fantazyalar öne çıkıyor.. en nihayetinde mavi tur var bunların içinde..

fakat abi üçkağıtcının biri mavi tur diye şirinlerle doğa yürüyüşüne çıkarsaydı beni çok üzülürdüm. şu dünyada başa gelebilecek en kötü durumlardan bir tanesi sanirim.. bunu yapan işletmeci de tarihte emsali görülmemiş bir kazıgın mumessili olabilir..

sen gelmissin oraya, koyundasin, yüzmesinde, irlandali kizil turistindesin, adam sana gelmiş "hadi bakalim şirin babanin peşine takilin, dag bayir bogurtlen, citlenbik, keçi boynuzu toplayiverin" diyor..

vallahi şirinmiş, maviymiş demem sokarim bicagi.. tükürürüm üstlerine..

Pazartesi, Ocak 05, 2009

Rüyalar Gerçek Olsa

arkadas bugun bi ruya gordum. hic de adetim degildir oyle tabire falan bakmak ama bakasim geldi.. saattir aranıyorum.

internette herhangi bir organizasyonu, bir "ruya tabircileri odasi" gibi bir olusumu olmadigi icin herkesin kendi kafasindan sikiyor bu tabirleri dostlarim.. ben onu anladim onu bildim.

mesela dün ben saat 10 gibi uyuyup rüyamda yavru bir ayi gordum.. eve aldim besliyorum falan.. sonra yan komsumuz langirt masasi verdi biraz oynadik, akabinde fenerbahce besiktas maci basladi benim ayi kucagimda maci izledik. sonra ayiyi bir kutuya koydum o kutuyu su basti falan..

rüya boyle beatles in hindistan turundan sonraki saykodelik donemlerine benzese de kilit noktalar var..

1. ayi
2. langirt masasi
3. derbi
4. su basmasi..

sahsim adina bu rüyalarin tabirlere bakilacak raddeye gelmesini "recurring" yani tekrar eden karakterler neticesinde olabilecegine inaniyorum.. ama oturdum arastirdim internetten.. teknoloji bir tik otemizde zira..

ayi: rüyada ayi gormek cok kotu olaylara tekamul eder..

yahu tamam da nasil bir olay? hop atladim baska siteye

ayi: of of cok kotu ya..

ayi dan umudumu kesip langirt masasi ve derbi key wordlerine yogunlasmak istedim. zira hic bir ayi birbirinin aynisi degildi.. ama yine de "hayatina bir kadin girecek seni deli divana edicek. ps: kadin kotu niyetli" manasi var.. onu idrak ettik.. simdi rüyamda gordum diye "84 ile 87 arasinda dogan kadinlari bogun" emri verecek bir seviyede degilim. imkan olsa bogdururum. firavundan neyim eksik. hem 87 li olan bi kizi sepete bindirip nehre de salamassin. yakisik olmaz..

neyse aradim langirt masasi. bulmak mümkün degil. insanlik tarihinda sanirim bir tek benim rüyama giren bir masa cesidi.. hele ki "fir fir yok" diyen biri olmamis rüyasinda.. neyse peki dedim derbi gormek? o da yok.. 100 yillik rekabet süresinde bir insan rüyasinda derbi gormemis..

son topikde ise işler degisti biraz.. insanlar paso su gorurlermis rüyalarinda.. su emmek, su tükürmek, su akmasi, su ile abdest almak gibi enteresan işler..
su basmasi hadisesini iyice arastirdim direk soyle bir aciklama bekliyorum ben "rüyada ayinin yattigi kutunun icini su basmasi: cok güzel bir kadinla tanisip 2. bulusmada onunla seviseceginiz anlamina gelir."

istiyorum ki ruya tabirleri konusunda yepyeni bir calisma yapayim. "ver gaz" rüya tabirleri olsun.. rüya da ayi mi gordun arkadas "ayi: iddaa kuponunda alman liginden oynanacak 2 macin tutacagina delalettir" bak ne kaddar süpper oldu..

Pazar, Ocak 04, 2009

Schrodinger'in kedisi


allah günah yazmasin ama bana biraz halil ibrahim sofrasi konseptinden arak gibi gelmektedir bu teori.. 2000 senelik halil ibrahim sofrasi efsanesi, her gelenin buyur edildigi, ortasinda kapagi kapali, boş mu dolu mu kimsenin bilmedigi bir tencereli bir sofradir bilindigi gibi.. adam almis bu efsaneyi biraz kuantum fizigi teorilerini oturtmus, tabi "simdi tencere var, onun kapagini acarsak yemek bozuluyor, bereketi kaciyor, ama kapagini açmassak da doyamiyoruz, peki biz doyabilecek miyiz doyamayacak miyiz?" diye de soramamis, kurmuş bir kediyi koymus kutunun içerisine..

aslen bizim halil ibrahim sofrasindaki tencere de içinde kedi bulunan tencereden farkli degildir özet olarak.. (daha komik, daha eglenceli, "bakin degerlerimize sahip cikmiyoruz ama elin oglu geliyor bizim degerlerimizi cevirip kendi bulmusmus gibi gosteriyor" temali, "batinin ilimini degil ahlakini alalim" temali bir yazi yazacaktim ama olmadi beceremedim...)




insanoglu haddini bilir
atomlarla oynamaz iken

elalemin karadeligine
yan gözle bakmaz iken

bir kedi bulunmuş ki
schrodinger adina
kedi ortada bir kutunun içinde
ölü mü diri mi bilen yok

buyurun dostlar buyurun
schrodinger in kedisine

daha görelilik, belirsizlik
icat edilmemisken

feynman in parcaladigi atom
hirosimaya düşmemişken

bir kavga baslamis ki
kuantum fizigi ugruna

kapagi ac ölü mü diri mi gör
kediyi soran hiç yok

buyurun dostlar buyurun
schrodinger'in kedisine..

kendimden nefret ediyorum şu an..