toplumsal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
toplumsal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Çarşamba, Haziran 19, 2013

Biber Gazı Üzerine

Direnişe aktif olarak katılan akademisyen bir arkadaşım kendisini tutamayarak "ben de bir şeyler yazmak istiyorum" dedi.. ben çok uzaklarda olduğum için, benim gibi milyarlarca (akp terminolojisi bu) insan gibi merak ediyorum kaldırım seviyesinde olan bitenleri.. eli yüzü düzgün yazılar okumak bu yüzden önemli.. aşağıda bir tanesi var.. isim veremiyorum şu anda, bir sıkıntı olursa ben yazdım diyelim.. 



Biber Gazı: Spekülatif Bir Yaklaşım
Bu yazının kaleme alındığı günün sabahında Ankara sokaklarında polisin biber gazı ve TOMA’larından akıttığı kimyasal karışımlı basınçlı su ile müdahalesi sürüyordu.  Bir gün öncesinde İstanbul’da da benzer görüntüler vardı. Kullanılan biber gazı kapsüllerinin yüz binleri aştığı söylentileri vardı. Geçtiğimiz günler, orantısız polis müdahalelerini, hükümetin hamlelerini, Gezi Parkı direnişçilerinin mücadelelerini ve ülkenin kısır siyasi tartışmalarını alaşağı eden matrak hallerini izlemekle geçti. Yurt çapında gerçekleşen Gezi Parkı eylemleri, polis müdahalelerinin sonuçları birçok gazetede, televizyonda, sosyal medyada tartışıldı, tartışılmaya da devam ediyor. Bu yazının amacı bu tartışmaları yinelemek değil, haklı olarak şeytanileştirilen biber gazlı ve TOMA’lı müdahalelerin Gezi Parkı eylemleri üzerindeki etkilerini farklı bir açıdan tartışmaya çalışmaktır. Bir adım geri çekilip eylemlere uzaktan bakmak, eylemlerin genel halini ifade etmek ve müdahale yöntemlerinin eylemi nasıl yönlendirdiğini tartışmak amaçlıdır. Biber gazlı ve TOMA’lı müdahalelerin eylem psikolojisini nasıl şekillendirdiğini tartışmak esas amaçtır. Bununla birlikte spekülatif olacağım, tartışma yaratacağım derken insanların yaralarını ve acılarını önemsemez görünmek yazıyı yazarken yaşanan en büyük çekincedir.


Biber gazının insan ve hayvan fizyolojisine olumsuz etkilerini tartışmayı bir kenara bırakıyorum. 15 Ağustos 2012 tarihinde dönemin İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin tarafından yapılan “Biber gazımız yüzde yüz doğaldır” açıklamasına cevaben Türk Toraks Derneği’nin yayınladığı kısa bildiri, biber gazının olumsuz etkileri konusunda yeterince ikna edicidir. Son günlerde internette, sosyal medyada ve diğer yayın organlarında konu ile ilgili tartışmalar sürmekte, biber gazının olumsuz etkileri uzun uzun tartışılmaktadır. Solunum hastalıkları, kalp rahatsızlıkları olan kişiler üzerinde bu türlü müdahalelerin etkisinin de nasıl ölümcül olabileceğine geçtiğimiz günlerde hep birlikte şahit olduk. Söz konusu eylemlerde biber gazının kullanım şekli (atış açısı, atış mesafesi vb.) gaz solumanın hasarı konusundaki tartışmayı maalesef geride bırakmıştır. Biber gazı silahlarının bir tüfek edasıyla eylemcilerin vücutlarına hedeflendiğinin, kaçan eylemcilerin -sırf biraz daha işkence olsun diye- “koşu yollarına” biber gazlarının atıldığının, bazı zamanlarda TOMA’lardan sıkılan suyun vicdansızca, öldürücü şekilde kullanıldığının da farkında olmak güç değildir.


Gelelim biber gazının faydalarına: Tartışmanın ilk argümanı biber gazının eylemciler üzerindeki etkisinin yıldırıcı değil de dağıtıcı olmasıdır. Biber gazına maruz kalan eylemciler, eylem yapma iradelerinden ve fiziksel güçlerinden çok da bir şey kaybetmemekte, gaz atılmış bölgeden kaçarak olumsuz etkilerden arınmayı beklemekte, akabinde tekrar polisin karşısında durma kuvvetini kendilerinde bulabilmektedirler. Hatta bu süreç içinde yükselen heyecanları ve gerilen sinirleri ile eylem kararlılıkları artmaktadır. Dağıtılan ve kaçışan eylemcilerin tekrar polis karşısında toparlanması ile eylemlilik süresi uzamakta ve bunun yanında eylemcilerin müdahalelerden ötürü hissettikleri korku, etkilerin geçici olması nedeniyle azalmaktadır. Bununla birlikte sosyal medyada, televizyonlarda olanları gören, kendisi de orada bulunmak isteyen ancak haklı olarak korku hisseden kişiler de müdahalelerin sonuçlarının sanıldığı kadar ciddi olmadığını düşünüp meydanlara inmektedirler.


Konu ile ilgili bir diğer argüman ise biber gazı ve TOMA ile müdahalelerin polis ile eylemciler arasında fiziksel çarpışmayı engelleyen bir hat oluşturmasıdır. Nitekim gaz ve su müdahalesi ile eylemciler polis ile birebir kavgaya tutuşmamakta, bu tür kavgalardan ötürü ortaya çıkabilecek vahim olayların önüne geçilebilmektedir. Bu vahim etkiyi acısını yüreğimizde hissettiğimiz rahmetli Ethem Sarısülük’ün vurulma anında görmekteyiz. (http://www.youtube.com/watch?v=HfwqxRKtKTE) Görüntülerde polis, göstericiler ile yakın mesafede mücadeleye girmiş, karşılıklı kavganın sonucunda panikleyen polis memuru silahını ateşlemiş ve genç bir arkadaşımızın hayatını kaybetmesine neden olmuştur. Zor şartlarda çalışan, psikolojik olarak baskı altında olan, deneyimsiz, bu tür olaylara nasıl tepki vereceğini bilmeyen ve birebir kavga halinde kendi can güvenliğini korumaya çalışan diğer polis memurlarının da benzer refleksler gösterebileceğini düşünmek yanlış olmayacaktır. Bu nedenle biber gazının ve TOMA’lı müdahalelerin polis ve göstericiler arasında yarattığı mesafe de eylemlerin gidişatını etkilemiştir. Polis ile birebir kavgaya girmek istemeyen ve eylemcilerin büyük çoğunluğunu oluşturan kitleler için bu türden bir hat eylemlilik halinin sürekliliği sağlanmıştır.


Bu argümanlar ışığında düşünüldüğü vakit biber gazı ve TOMA’lı müdahalelerin eylemcileri bezdirip geri çekilmeye, eylemlerinden vazgeçirmeye zorlamaktan çok eylem süresinin uzamasında ve eylem kararlılığının sağlamlaştırılmasında da etkili olduğu düşünülmektedir. Çoluğuyla çocuğuyla eylemlere gelmiş insanlara, hayatında o ana hiç eyleme katılmamış gençlere, düzene isyan eden kişilere bu denli müdahalelerin yapılması, taraflar arasında var olan açık orantısızlığın yarattığı mağduriyet ve bunun yarattığı daha güçlü isyan Gezi Parkı eylemlerinin meşruiyetini pekiştirmiştir. Polis ve emir verenleri tarafından bu tür eylemlere karşı takınılacak en etkili tavrın “müdahalesizlik” olduğu düşünülmelidir. Eğer böyle bir tavır takınılsa idi, kitlelerin gerginliğini tırmandıran faktörler dışarıda kalmış olacak, eylemler bugünkü haline gelmeyecekti. Belki de ülkenin gidişatından rahatsız olan bireylerin birçoğu  bugün kitleleşmeden en uzak halleriyle evlerinin konforunda yaşamaya devam edecekti. 

Cuma, Mayıs 31, 2013

Vicdanı olan Polis var mıdır?

Hayatimda ilk kez bir yerde olamadığım için kendimi eksik hissettim.. Hayatımda ilk kez bir yerde olamadığım için çaresiz hissettim kendimi. Bir ağaca, bir şehre sahip çıkmak isteyen insanların yanında olamamak, onların yaşadıklarını yaşayamamak ve omuz omuza duramamak hayatımda ilk defa bu kadar acı verdi.


Saat 3den beri burada italya'nin yağmuru altında toskana'sında çaresizlikle duruyorum. İnternet'ten takip edebildiğim kadarıyla tüm olan biteni izledim. Orada taş atmayı bile bilmeyen insanların, oturmaktan başka bir şey yapmayan insanların üzerine gaz bombalarının atılmasını, gezi parkı boşaltıldıktan sonra taksim'e kaçanların, "dağıtma" değil "zarar verme yaralama" için arkalarından koşturulmasını gördüm..

Biz Türkiye halkı olarak bunları haketmiyoruz. Biz şehrimizi, ağaçlarımızı, yarınlarımızı korumaya çalışan insanlar olarak bunları haketmiyoruz.

Ben şunu vicdanı olan tüm insanlara çok ciddi soruyorum; kimseye zarar vermeden, ağacı, şehri koruyan insanlara biber gazı sıkma işinden daha aşağılık bir iş var mı? kaç paradır bu işin karşılığı aylık? yani mesela o polis mesaisi bitip evine gittiğinde, çocuğu "baba günün nasıl geçti" dediğinde mesela "gelecekte senin de dolaşacağın, gölgesinde yürüyeceğin ağaçların yerine rezidans dikmesinler diye eylem yapanların yüzüne biber gazı sıktım" diyebiliyor mu gururla? böyle mesleği nasıl yapabiliyor hala? O maaşla çocuklarına nasıl oyuncak alabiliyorlar? Nasıl vicdanlarına sığıyor bu? 

Yani o gezi parkı yerine yapılacak AVM'den alınacak ürünler değil mi sizi bu alçaklığı, şerefsizliği yapmaya iten? Sen polis kardeş, sen aslında ihtiyacin olmayan 140 ekran televizyonlari aliyorsun.. yine ihtiyacin olmayan iphone 4leri.. ay sonunda kredi kartının borcunun asgarisini degil ama bir gram yüksegini ödedigin için mutlu oluyorsun.. yapmaktan memnun olmadigin bir iş savunmasız insanlara gaz bombası atmak belki ama aldigin o ihtiyacin olmayan şeyler seni işinde tutuyor.. sanırım en başta ihtiyaçları minimumda tutmak gerekiyor.. yoksa toplum seni şerefsizliğe itiyor ve sen televizyonunu telefonununu arabani eşine dostuna şerefle gösteriyorsun..

Biraz şerefliysen, istifa edersin yarın polis kardeşim. biraz seviyorsan bu halkı, bu toprakları, ağacını, kuşunu, güneşin doğuşunu, bırakırsın o gaz bombasını, bırakırsın mesleğini.. emin ol, aç olmak, üç kuruş parayla azla yetinmek, çok daha şereflidir şu an yaptıklarından..  


velhasıl, orada olamıyoruz ama bitmeyecek bu haksızlığa karşı tepki umarım.. siz üçüncü köprülerinize yavuz sultan selim'in ismini koyarken, fatih sultan mehmet'in fethinin kutlamalarını yaparken, yani bas bas bağırırken onların torunları olduğunuzu, bizim pir sultan'in, şeyh bedrettin'in çocuğu olduğunu unutturmayacak kardeşlerim size.. istanbulda.. yılmadan, korkmadan..





Pazartesi, Nisan 08, 2013

İnsanlar niye Demir Leydi'yi sevmez


yazının başında direkt başlıktaki soruya cevap vereyim: güçlü bir ekonomi için halkının mutsuzluğunu, daha yüksek kar marjlarını daha güçsüz daha az kazanan işçiler ile kurmaya çalıştığı, halkına yaptığı zulumu "ama devlet için bunların hepsi" diye meşrulaştırdığı için.

Çarşamba, Mart 06, 2013

italyan güvercini uçuverdi, kanadını kırıverdi


çeyrek asırlık ömrünü türkiye'de geçirmiş biri olarak sokak hayvani olayina aşınaydım.. Yani bir büyük şehrin sokaklarinda illa ki başı boş köpekler, kediler, kazlar ve hatta koyunlar olabilirdi.. gece bazi sokaklardan geçmek sırf bu kedi köpek tarafindan taciz edilmek yüzünden bile korku dolu olabiliyordu.. hatta kendi kişisel tarihimde bir kara sayfa olan kaz saldirisina bile ugramistim..

ama bu italya'da sokak hayvani diye bir şey yok.. ve ben hiç sanmazdim ama seni özledim dönercide dürüm yerken yanıma gelip et isteyen kedi..


Perşembe, Kasım 01, 2012

tarihte açlık grevi: neden ki?



sonda söyleyeceğimi başta söylemek istiyorum ki aradan çıksın.. bence açlık grevleri hangi amaçla, ne uğurda yapılırsa yapilsin, amacına, nedenine katılayım katılmayayım, bir insanın haksız olduğunu düşündüklerine karşı en onurlu şekilde "baş kaldırıyorum, varım benim farkıma" demesidir..

açlık grevleri ilk kez türkiye'de yapılmıyor tabi. neredeyse insanlık kadar eskiymiş "açlık grevi" kavramı.. tarihe şöyle bir baktığımızda, ilk açlık grevi kayıtlarının hristiyanlık öncesi irlanda'da olduğunu görüyormuşuz.. ki "burada olmuyor biz yapamıyoruz" diye gemilere atlayip, neredeyse ma ülke olarak amerika'ya gidip yeni bir ülke kuran bir ulusun geçmişinde de "gittik kraliçeye parmak attik" olmasındansa açlık grevinin olması çok makul..

Pazar, Temmuz 15, 2012

tek tık eylemcisi #ozgurlugunesahipcik

"Merak etmeyin biz internetteniz"
internet aktivizmi, konusunda iki farklı bakis acisi bulunmaktadir dünyada.. birincisi tahrir gibi, wallstreet gibi eylemlerin örgütlenmesini sağladığı için mükemmel bir şey olarak görülmesidir.. bir eylemi örgütlemek için, bir duruşu gösterebilmek için bundan 20 sene önce el ilanlari ile oradan oraya koşanlar bunu tek tikla yapabiliyor artik.. insanlari ayaga kaldirabiliyor..

ikinci görüş ise,

Çarşamba, Haziran 20, 2012

polisten korkuyorum



bugün yaşanan olay, yani istanbulda, durduk yere bir adamın ailesi önünde 5 tane polis tarafindan dövülmesi münferit denecektir.. binlerce polis içinde 5 tanesi yapmistir denecektir.. kanmayın buna.. yalandır..

Perşembe, Haziran 07, 2012

Türk Hava Yolları ile uçmamak!

         

 Kendine münhasır bir kültür olarak, modern dünyaya ait hiç bir şeyi kendimiz icat etmemişizdir lakin, bu icatlar üzerinde en güzel icraları biz yapmışızdır.. hatta öyledir ki, türkiye vatandaşı demek kısaca "isvicre medeni kanunu'na gore dogan ve evlenen, italyan ceza yasasina gore cezalandirilan, alman ceza muhakemeleri kanununa gore yargilanan, fransiz idari hukukuna gore idare edilen ve para kazanan ve islam hukukuna gore gomulen insan" demektir..

Fransız kavramlarıyla para kazanıyoruz dedik ya, insanca haklar için de hep fransızları örnek aldık biz. Grev dediğimiz sözcük, Fransızca'dan geldi mesela..Grev sözcüğünü zamanında işsizlerin gittiği, bir nevi amele pazarı olan, ama esas şanını adaletin dağıtıldığı, halka karşı olanların idam edildiği bir meydandan almışız ;  " Place de Grève" 'den.. Fransızca "être en grève" yani grev'de olmak, hak aramak manasında kullanılmış.. ve oradan gelmiş işte türkçemize.. özünde "grev hakkı" demek "hakkını arama hakkı" anlamında kullanılmış yani.

ve bugün, insanlar hakkını arama hakkına sahip olmak için uğraşıyorlar.. "iş bırakmak", "iş yapmamak" değil onların derdi.. yarın bir gün bir hakka ihtiyacım olursa, son çare olarak "hakkımı arama hakkı" istiyorum diyorlar.. yani grev'e gitme hakkı istiyorum.. THY gibi, Manchester United'a veya Barcelona'ya milyarlarca dolar akıtıp, onlara sponsor olan bir şirketin çalışanları istiyor bunu.. O takımların "Şampiyon olma mücadelesine" tonlarca para akıtarak destek veren kuruluş, kendi işçilerinin "haklarını arama mücadelesini" o işçileri işten çıkartarak, hem de en rezil şekilde, email atarak, hem de kimisini göreve gittiği yerde new york'da, los angeles'da, astana'da işten çıkartarak karşılıyor.. reklam adı altında, gereksiz paraların akıtıldığı bir firmada, insanlık adına hiç bir şey yapılmıyor..
  

ben buradan şahsım adına söylemek istiyorum, belki katılırsınız belki katılmazsınız ama şunu bilin, THY grev hakkı istedikleri için işten attığı çalışanlarını tekrar işe alana kadar ne THY ne de ANADOLU Jet kullanmayacağım.. Haklarını arama hakkı isteyen insanların sonuna kadar yanındayim. 



thy'yi boykot

Pazar, Eylül 25, 2011

Kaz denilen canlı


(tüyünü kafasini siktiimin!!! çok kizdim!)


izmir buca'da gölet diye bir yer var.. ne akla hizmetse her tarafa kaz salmışlar.. onlarca, yüzlerce, binlerce kaz.. yüzüklerin efendisinde sauron'un orc ordusu, goblin ordusu gibi dolaşıyorlar etrafta.. allah günah yazmasin ama, dünyadaki en pis, en igrenc en rezil, en mendebur hayvan kazdir dostlarim.. şu hayatimda, ne fareden, ne yilandan, ne akrepten korkmam ama kazdan korkarim arkadas.. zira bu kaz dedigin hayvan insanlar gibi kincidir, ve insanlar gibi eziği buldumuydu sömürür, agzina sicana kadar, onu tarihten silene kadar durmaz.. mahvetmeye yemin eder..

bundan takribi 20 sene önce, izmir'in bozyaka semti daha baglari ile, bahceleri ile anilirken, bu kazlardan bir sürü vardi buralarda.. o zamanlar severdik tabi kendilerini. zira yiyemedigimiz salcali ekmekleri bir sekilde balkondan asagiya sallayip "yiyin lan ipnetorlar ehi ehi" diye güler, kahvaltida 7 ekmek salcali ekmek yiyen cocuguna "afferim benim toramanima" diyen annenin de taktirini kazanirdik. (hasan pulur gibi hissediyorum su an kendimden biz diye bahsettigim icin..)

gel zaman git zaman, bu beyaz katil sürüsü, bizi bir sekilde salcali ekmekle özdeşleştirmiş olacaklar ki, uzaklarindan gecerken bir cirpinmalar, bir "giiaark giaark" demeler ile sevgilerini gösterir olmuslardi. ah bana vaylar bana.. saniyorum ki ben sevgi gosteriyorlar.. megerse bir italyan mafyasi gibi "ekmegimiz nerede ha!! ekmegimiz nerede dedik!!" kivaminda sesler cikartiyorlarmis..


(katil sürüsü.. )

hic unutmuyorum. 1988 in 8 eylülü.. o gün cumartesi, bakkala gidiyorum. bir tane milliyet gazetesi alacagim (ve yaninda kartondan japon evi verecek, ve yapistiracagim onu) 2 de ekmek alacagim eve gelip yiycez..

bu eşkiya sürüsü, takribi 15 tane beyaz yecüc mecüc, önümü kestiler.. motorsikletliler tarafindan önü kesilen bir kücük emrah'a dönmüştüm.. o tarafa gidiyorum geliyorlar, bu tarafa gidiyorum o tarafa geliyorlar.. attim ekmekleri tabi.. attim da pesimden gelmeleri bitmedi ki. kara üstü piranalari gibi ekmegi 6 saniyede tüketip, beni yemege and içtiler "bunla bitti mi sandin ha!" kivaminda geliyorlardi ki eve kendimi zor attim..

işte bu hayvanlarin korkunclugu, bu hayvanlarin mendeburlugu burada basladi.. arkadas 3 gün mü nöbet tutarsin sen kapimda da, benim disimda kimseyi iplemessin de ben disari cikmaya calistigimda, cullanirsin üstüme.. 3-4 yasindaki bi cocuktan ne istersiniz ey kaz kafalilar!!

ilenc olsun size, ilenc olsun beyaz tüylerinize, turuncu gagalariniza.. yarin bir gün birlesmiş milletler genel sekreteri olup, soyunuzu kazimassam ne olayim!!

hem bu kazlar evcillestirildigi 3000 senelik periyodda, insan oglu bir kere olsun, sadece bir kere olsun ya, bir yere bir şeye adini vermemistir bu arkadaslarin.. hic bir roma lejyonunun ismi "kazlar" degildir mesela, hic bir nba, veyah nhl, veyahut nfl takimi "bilmemnerenin kazlari" ismini almamistir (ördekler bile vardir oysa) hic bir devlet, hic bir ulus, kendisini "şanli kazlarimizla çok yaşayalim" diye nitelendirmemistir, onlarca kartal, kaplan, puma, hatta gelincik bile vardir ama bir tane bile kaz yoktur..

hic bir ulusun milli hayvani degildir.. daha cok "allah kahretsin bizde de kazlar var işte" diye nitelendirilmiştirler..

ancak ve ancak, afrodit köpüklerden dogarken çeşme sahillerinde, 3 tane kaz kız kardeş gelip, bunu dürtmüşlerdir. 5000 senelik insanlik tarihi içinde, yer aldiklari nokta bu kadardir mina koyiim..

daha neden bahsediyoruz, daha niye yasatiyoruz bu hayvanlari anlamiyorum ki ben! bana, sana yarari var mi? kime var yarari?



Perşembe, Temmuz 14, 2011

dikkat çekmek için gereken şehit eşiği

haber baslik
diyarbakırda girdikleri çatışmadan şehit olarak çıkan 13 er'den sonra tekrar farkettim ki türk milletinin gerzek bir eşiği var.. öyle bir şey ki türk televizyonlarinin ve genel olarak türk milletinin sahip oldugu gerzek bir esik bu.. mesela yıl başından beri yaklasik 50 askerimiz cesitli araliklarla şehit olmuştur ama kimse bunlarla ilgilenmez. insanlar kaçırılır, ikişerli üçerli tertiplerin ailelerin evlerine ateş düşer ama 30 saniyede geçilen bir haberden fazlası olmaz.. gazetelerin alt taraflarinda kalir "mayina rast gelip sehit olan er" haberleri..

ama ne zaman ki halk tarafindan bir şekilde olusturulmuş eşigin üstünde asker birden şehit olsun, hayatin durmasi, tüm ulusça kahrolunmasi, ne bileyim efendim şehitlerin ailelerine yardim edilmesi, milli yas tutulmasi, maclardan önce saygi durusunda bulunulmasi, seda sayan show'un yayindan kalkmasi beklenir..

madem bu kadar duyarliydiniz ey ahali, yıl başından beri onlarca cocuk ölürken, arkadaslarimizdan, kardeslerimizden, akrabalarimizdan askerde kim varsa her haberde irkiliyorken, niye o zaman eglenceden vaz gecilmedi? ha tabi yahu, millet tatilde oldugu icin ve sehitlerin sayilari esigin üzerinde olmadigi için ölenler gercekten ölmüş sayilmiyordu.. yani mesela twitterda trend olması, sozluklerde 100 kusur entry girilmesi için şehit olanlar hakkinda, aynı anda kacının şehit olmasi gerektigini ben bilmek istiyorum sahsen.. duyarli olunmasi gereken sehit sayisi kactir?

bence bakanlar kurulu falan aciklasin bu eşigi.. ayni anda 10+ şehit mi gerekiyor teror'e lanet okumak için? 15+ mi yoksa.. hayir 3-5 de ciddiye alinmiyor hadise de.. maksat biz de bilelim nerede ne yapacagimizi..

ha bu arada, şehit olan askerlerle, ölü ele geçirilen teroristlerin annelerinin aynı renk göz yaşını döktüğünü anlamadan, ayrı yüreklere aynı acıların düştüğünü farketmeden yaptığınız şeyler, tüm bu yas tutuşlarınız, tüm bu lanetleriniz yapmacık bir gösteriden başka bir şey değil..

Pazar, Haziran 26, 2011

Ben Diktator olduğumda



Her insanın içinde iktidar tutkusu vardır. Bunu ben söylediğimde şekil olmuyor farkindayim ama size burada tiriviri bir şekilde "marki dö sad'ın bir sözü vardır" şeklinde, yok efendim "makyevelli ünlü eseri prenste şöyle der" diyerek şekil yapmak istemiyorum. oskar wild bile bir noktada "at yalanı skeyim inananı" diyen bir adamken iktidar aşkımızı irdelemek için ünlü düşünürlere sığınmayacağım..

her neyse benim de var hali hazırda bu iktidarlik, diktotarya hırsım.. şayet bir gün diktator olursam yapacağım şeyler de var arkadaş.. planlarım projelerim hazır "künefe demokratik republikasi" için.. (künefe seven birisinin kendi diktatoryasına "künefe" ismini koyabileceğini düşünüyorum.. ülke benim kim karışır arkadaş?

"ey künefe republikası!! sen ne şanlı republikasan!"

1. Her meslek dalına bir üniforma;

Her sabah işe giderken "bugun ne giysem" derdinden yorulmadın mı vatandaş? her gün "hava kapali gibi ama açabilir akşama" diye duralamadın mı? "bir gün daha giysem bunu uğraşamıcam kemer değiştirmekle" diye içinden geçirmedin mi? işte bu aşamada her iş kolu için bir üniforma tahsis ediyoruz.. öğretmensen belli giyiniorsun, doktorsan belli, taksi şöförüysen, kurumsal ofis çalışanıysan, takı tasarımcısıysan(sanırım bu gerçek bir meslek değil, kandırmayalım kendimizi) belli üniforman var. her gün onu giyiyorsun.. derdi tasasi kalmıyor.

2. Herkes için, halk için uyku saatleri;

uyudun mesela gecenin 10'unda, dünya dönmüş olmuyor mu vatandaş? o orada gündemi değiştirmiş, bu burada bişi yapmış olması seni delirtmiyor mu? sen uyurken dünyanın dönmesine sinir olmuyor musun? işte bu noktada devletlümüzün reaasi belli saatlerde uyuyacak belli saatlerde kalkacak. uyuyamayanlar da o sırada gündemi değiştirecek zerre bir şey yapmayacak. oturcak kitap okuyacak, komputer oyunu oynayacak, müzik dinleyecek.


http://www.memurlar.biz/imagecache/430143913_d4070483ed5f492c45a7fc592f7e6e99_resize_300_.jpg

3. mahkemelerde arka yazı değişecek;

bu tamamen kişisel bir tercih. "adalet mülkün temelidir" yazısını "skilmiş götün davası olmaz!" ile değiştiriyoruz. böylelikle mahkemelerin yükünün hafifleyebileceğini umuyorum.. ota boka dava açmayalim..

4. her cumartesi akşamı, bir futbol maçı;

tam 1900 da başlamakla birlikte, her cumartesi akşamı tvde bir maç gösterilecek. böylelikle insanlar arkadaslariyla dışarı çıktıklarında o rahatsız edici sessizliklerin yerini "o kadar mı be burak" lafları, "öyle vurulur mu be oğlum" zılgıtları alacak.. bir paraguay italya maçı bir bursaspor trabzonspor maçı ayarında maçlar olacak bunlar. öyle boş maçlar olmayacak..

5. 16-19 yaş arasındaki her gence "heveslerini gidermek için" zamazingo tahsisati;

evinde bir kenara birakilmiş bas gitar, fotograf makinesi, dambıl gibi tiriviri şeyler bulunmuyor mu vatandaş? illa ki bulunuyor. bir ton para verip aldığın, anangille, babangille almak için papaz olduğun ekipmanlar şimdi toz yuvası.. işte bu yüzden devletimiz üçün beşin hesabını yapmadan, gençlerimiz heveslerini alsın diye hobi eşyası kiralayacak. hevesinizi aldığınızda geri alacak. böylelikle inanılmaz bir mebla halkımızın cebinde kalacak..

6. sıhhat timleri

pazartesi sabahi otobüse bindiğinde, servise bindiğinde ter kokan adamlardan şikayetçi değil misin vatandaş.. bir numara tahsis ediyor, tak ihbar ediyorsun. biz de o adamı yıkayıp, seyyar duşlara sokup şampuanlayıp mis gibi salıyoruz topluma geri.. insanlar birden yakalanıp, seyyar duşlarda şampuanlanma korkusu ile yıkanmayı adet edinecekler! ayrıca bu timlerden uygun fiyatlarla deodorant da satın alınabilecek. döner sermayeye gidecek o para da..

7. her doktora döner sermaye;

sadece tıp doktorlarının aldığı, "döner sermayeyi", iktisat doktorası yapana da, felsefe doktorası yapana da vereceğiz vatandaş! "bizim için doktor farketmez, nefes alsın yeter!" dusturu ile insanları akademik kariyere yönlendirebileceğimizi düşünüyorum..


Yaşasın şanlı republika, yaşasın Künefe Demokratik Milleti!

Pazar, Haziran 19, 2011

profil fotografları

aşağıdaki yazıyı dört sene evvel yazmışım.. görüorum ki 4 senede bir santim ileriye gidememiş internet alemi.. esefle kınayıp başka bir blogta yazdigim bu yaziyi tekrar yayinliyorum.. belki bir şeyler değişir umuduyla...


ders calismam gerektigi icin interete girip bomboş işlerle ugrasmam bir gelenek haline geldi.. bu see de bu gelenegi, şenligi internet sitelerinde işim geregi inceledigim (ahaha işim geregi ne lan) profil fotolarina dem vurarak degerlendirmek isterim..

arkadaslarim yonja olsun,myspace,alternatip,sosyomat olsun insanlar genelde ayni tarz fotolar kullanmaktadirlar. istiyorum ki her poza bilmem neye örnek vereyim irdeleyeyim..

basliyoruz..

üstten fotograf cektirenleri cok seviyorum dostlarim.. cidden kafadan ayaga kadar her bi boku gorebiliyor.. icabinda dekolte giyiliyor

ama tiksindigim bir okta bunlarin kontrasti ile oynanmasi.. hayir kontrasti oynandigi zaman iz kafada "sanirim yüzüne vahsi yaratiklari saldirdigi icin boyle bir gizlemeye gitmis" diye dusuyoruz ki

şu renk ayarlari ile oynayanlarin gözümde "seda sayanin programinda yere düsen canerin yanina gelmeyen tülin" kadar degeri yok cok ciddiyim...

ikinci turumuz vucud bolgelerini seksi bir sekilde gosterenler.. bunlar genelde "gereksiz yerlere takilmaktan sa show room umuzu ziyaret edin"ciler..


gözleri cekenler robert deniro veya sauron misali "gözüm üzerinde" mesaji veriyorlar sanirim.. i de bu goz koyanlarin kahveregi veya kara gözlü olduklarini gormedim ben hic.. mavi veya yesil.. anlamiyorum bunu hic.. özellikle dudaklari cekenlerden cok etkileniyorum tak atiyorum mesaj "dudaklariniz cok etkileyici" diyorum ben.. rujlu olanlar daha supper

yeni gelisen bir tur de ellerinin yüzüklü fotolarini cekenler.. cok saygi duyuyorum ben..

gitarla, kemanla, ud ile, çoşkun sabah ile çekilmis foto koyanlarin ilerde bir gun erol kösenin, sahin özerin bu tur siteleri ziyaret etmesini beklediklerini dusunuyorum ben.. hayir bir insan niye elinde keman ile foto cektirsin ki yoksa?

ve ayrica çalınan bir ensturman olmasa da sadece evcil hayvanin veya birlikteliklerini



(foto6: köpekler sadık dostlarımızdır)

fotosunu cekenler de var.. bunlara sunu demek cok makul insanlar.. yani eminim bugun harun kolcak sosyomata üye olsa atiyla beraber fotosunu cektirir koyar arkadas.. harun kolcak ve atini tartisiriz biz de..


sevgilisi ile dudak dudaga fotolarii cektirenler kucaklarina yatanlar falan ayri bir vesait zaten..


(foto12: sinek (Musca domestica) sevistikten sonra tokmakcisini yer)

bunlarin "ben bu ortamdayim ama bir sevgilim var eglenmek istiyorum sadece" mesajlarini ellerim kizarana kadar alkislamak isterdim ama bence sokakta öpüsmekten baska bir farki yok bu neseli fotograflarin.. hayir olan var olmayan var.. bakin size bir animi anlaticam. ilkokul 1 siniftaydim annem sahane sucuklu ekmek yapmis yanina da muz koymus. beslenme cantam cok sahane yani.. ilkokul arkadasim musa beni dovup aldi o yemek cantasini.. tam olarak bir ornek olmadi ama insanlarin cani cekebiliyor yani..


ünlülerle fotograf cektirenler sosyomatta olmasa da myspace de baya yaygin dostlarim



(foto11=digital animasyon teknolojisi 21. yüzyilda gercek starlarin yerini şey edebilir)

ki inanir misiiz bunlara prim veren kizlar var.. yani sahsen aylincigimle (aylin aslim) cekilmis bir kac fotom olursa hemen koyacagim belki mesajlar alirim ozelden "merhaba aylin aslimi taniyanin beni de tanimasini isterim" misali..


fotograflarina efektler koyanlari cok neseli japon cizgi filmleri ile büyümüs insanlar olarak goruyorum ben. böyle yildizlar kalpler falan cok neseli cok..
ayricai yine disco ortamlarinda veya festival ortamlarinda cektirdikleri fotograflari koyanlar da var..


(foto10:hareketli bir gecenin ardindan alkolluyseniz lütfen taksiye bininiz)

yine de eglence kültürünü hatmeden, konserlere festivallere giderek nese icinde büyüyen arkadaslarimizi alkisliyorum.. inceden "manitami eglendiririm" hissiyati da sezmiyor degilim.. ayrica yine eger gittigim bir festivalse özel mesajla durtuyorum "aaa sen de woodstockta miydin ben isik kulesinin oradaydim" seklinde.. belki bir arkadaslik dogar diye bir umut işte..


discoda cilgincasina eglenirken cekilmis fotograflarin en sahaneleri muhtemelen flu olarak cikanlar



(foto9:flu fotograflar cagimizin en büyük sorunlarindan biri)

flu cika fotolari profillerine koyanlari anlamiyorum acikcasi.. asla güzel degil ki bu fotolar? hayir yie gercekleri gizleme dürtüsü var.. gerci gunahlarini aliyor olabilirim nicolai hel misali foto kameralarina yakalanmiyor olabilirler..


aynadan kendii cekenleri saymiyorum.. zira banyoda cekilen fotograflar bin kat daha güzel cikiyor.. banyonun sanatlar üzerinde bir gazlayici etkisi olduguna inaniyorum.. sarki olsun fotograf olsun hep banyoda daha güzel

cocukluk anilarini ile prim toplamaya calisanlarin "google trends" de child porn diye aratip cikan sonuclar karsisinda korkmalarini salik veriyorum.

ve işte benim en cok sevdiklerim. tatillerde ve yurt disi gezilerinde kendilerini goruntuleyenler



(foto7: eyfel kulesi sanayi devriminin sembolleriden biri olabilir..) bu abilerin "para bende varsin ali erene benzeyeyim" duruslarini ayaga kalkip alkisladigim oluyor efendiler.. hepsini birebir opmek yanaklarini mincirmak istiyorum.. hele bir de bikinili olanlar havuzda sezlongda otolarini cektirenler var ki


(foto8: yüksek mesafelerden su beton etkisi yaratabilir) onlar apayri mükemmeller..

kitsch objeleri koyanlar, seksenlerin yildizlarini yerlestirenler, cizgi film karakterlerine yonelenler ise bence cok zeki supper insanlar.. farkettiyseniz kimseyi kirmak istemedim bu yazilar boyunca herkese sevgi ile yaklastim saygi sinirlari içinde davrandim.
napabilirim ki oz büyücüsündeki aslan kadar iyi yürekli bir insanim.. yaradilisim bu..



bazi kizli olsun erkekli olsun edepsizler var ki onlari anlamam asla mümkün degil.. türk olanlari su sekilde;


(foto:3 fika göstermek)
yabanci olanlari veya yabanci ozentiligi icinde olanlari (genelde kizlar)


(foto:4 ciplak silah serilerinde ultra bir esprisi yapilmisti bunun.. ehliyet kursunda bir ablaya ögretiyorlardi bu hareketi cekmeyi)
bunlara akil sir erdirmek mümkün degil.. hakki bulut'un cocugunun hakki bulutu aglatmasi gibi uzuyorlar beni.. kardesim madem hareket cekeceksin koyma fotonu.. ne bileyim ayhan ışık koy, clark gable koy..

bu ölü adam üzerinden prim yapanlari baska bir arkadasim irdelemisti zaten..

ilk yayinlandiginda 6 puan almisti bu ahkam entry her neyse.. ayni puani istiyorum lan.. pls ltf tsk..




(foto14:ninjalik babadan ogula gecer)

özellikle ögrenciligi yemis bitirmis işe girmis ne bileyim dedektif olmus skuba dalgici olmus kesim kendilerini işte gostermek icin can atiyorlar.. yani itfaiyeci ve polis üniformalari icinde insan gordugumu hatirlarim ben.. çok basarili bişi bence.. insanlar kendi mesleklerini belirtsinler.. bugun bir hemsire gelse buraya hemsire uniformasi icinde fileli beyaz corapli fotosunu koysa "selam ben yakisikli komik zeki bir insanim bir tanisma bulusmasina ne dersiniz?" diye mesaj atmassam namerdim (silah çıktıgından beri tam olarak)


(foto14:kagitlarin arka arkaya hizli gecirilmesi ile cizgi film olusabilir.. bazen olusmaz. mantikli resimler olmali)

southpark karakerlerini (ki bu hakketten bir donem boyleydim. tişortum falan var cantam da ayni.. saclarimi kestim artik bakmasi zor oluyor bir baris manco degiliz sonucta) profillerine koyanlardan tiksiniyorum. ilk baslarda sempatik gelmis olabilir.. yapmis olabiliriz yani gülmüsüz etmisiz.. ama artik o kadar siradan ki.. bunun yerine bence kendinizi karagozden bir karaktere benzetebilirsiniz..


(foto13:ayaga genelde düsmanlar bakar)

conversin olayini biri bana anlatabilirse delirecegim sevincten aklimi oynatacagim.. niye bir insan kendi ayaginin özellikle converse giymis ayaginin fotografini ceker ki? hayir converse bir sinifin sembolu olsa anlayacagim.. emocusu da tikiside bakkali da martin mekılayi da hepsi converse giyior.. muhtemelen "sevdigimi yuruturum" manali bir acilim.. emin degilim bilemiyorum.. en cok bunu anlayamiyorum su hayatta.. yalan soyledim baska anlayamadigim seyler var.


(foto16:gençler sınavlarin stresini seviyeli muhabbetlerle atiyorlar)

böyle parti ortamlari olsun, disko olsu, muhabbet olsun ama daha cok sosyomat zirvesi olsun oralara akan insalarin goguslerinde etiketlerle cektirdikleri fotolar abicim bunnar.. valla yorum yapmaya üsendim.. en asil duygunun insanlaridir (hayir ben hala olay yerinin parmakla gosterilmesine gülüyorum)

tamam dövme dedigin hadise eninde sonunda sov amaclidir. kimse dovmeyi kendisine kalsin diye yaptirmaz fakat internet sitelerinde avatara koymak cok garip ve hatta komik olabiliyor


(foto17:sol elimizde 5 parmak vardır fakat beşi de birbirine benzemez)

bir kere bana pek bir heyecan katmiyor bu dovme tutumu.. dovmeli dombili arkadaslari bildigimde veya dovmeli akıl yoksunu arkadaslari bildigimden. ama yine de ozellikle benim yaptıgım gibi yazılı mesajlı dovmelerde bir feedback alabiliyorsunuz sanirim.. "pardon orada ne yazıyor. cok yakısmıs dovme" seklinde..
dovme yapılmasına simdilik karsı biri olarak (tamamen maddi yonlerden ayrica abdest tutmuyor deyip bir taksici edasi ile yaklasayim konuya) avatara dovme koymak cok gereksizdir. beybe gereksizdir..

Pazartesi, Haziran 13, 2011

balkon konuşması

http://www.gazetevan.com/images_up/balkon-konusmasi-izle.jpg

dışardan gelen sesler iyiden iyiye artmaya başlamıştı. ses geçirmesin diye onca para verdiği pimapen dışarısının sesini neredeyse komple içeri alıyordu. bir adam seçim zaferini bangır bangır kutlarken o çayının üstüne çay kaşığını koymuş, "sabahtan beri içiyoruz yeter artık" diyip gülümsemişti. keyfi yerindeydi. birazdan balkona çıkıp dışardaki halka açıklama yapacaktı. o sırada telefonu çaldı. arayan dayısıydı

"sen arayıp sormuyorsun ama ben arayayım dedim." diye açtı başladı dayısı. "tebrikler yeğen, bak dayını dinledin nerelerdesin" diye de olayı bağladı. dayısının tüm bu haytalığına rağmen, seviyordu yine onu. okeyde 5000lirayi bakkala kaptırdığı zaman kızmıştı bir ara ama sonuçta dayıydı..

telefonu kapadıktan sonra etrafındakilere baktı. "şimdi şöyle bir soğuk bira olacaktı" dedi içinden ama tövbe etti hemen. tüm yaşamı boyunca münafıkların eğlenceleri kıskanmıştı zaten. ve kıskandığı için de haset yapmıştı. şarap tokuşturmayı, şampanya patlatmayı çok etkileyici buluyordu ama yapamazdi. o yapamadiği için diğerleri de yapmamalıydı..

"hadi" dedi "zengin kalkışı yapalım". balkon penceresi açılır açılmaz bir gürültü yükseldi dışardan. onca senedir bunu yapiyordu ama hala heyecanlanıyordu. "zaten her seferinde heyecanlanmasan bu iş yapilmaz" dedi içinden sonra "tırt tiyatrocu gibi konustum ha" diyerek güldü kendi kendine.


http://m.friendfeed-media.com/1c006fb98fc4f32726c730dbbf44e826c50d12b1

ilk adımı atmıştı ki corabinin ıslandığını farketti. emineye "oldu mu bu şimdi?" diye baktı.. "çok tozluydu bey sen de çıkacaksın diye yıkattırdım" diyebildi sadece karısı. üzülmüştü. karısının üzülmesi onu da üzmüştü. yanda duvara dayanmış bir çift malibu terligi buldu. ayagina geçirdi. ve mikrofona doğru yürüdü. seçimi kazanmıştı ama ıslak çorapları onu rahatsız ediyordu...

Salı, Mayıs 10, 2011

kadın bloggerlar biscolata da erkek bloggerlar şey mi?




yukarda resmini gördügünüz kitle internette tiriviri blog yazan bir grup genc kizimiz.. aman şöyle duygulandim, sevgilim böyle yapti muhabbeti paso.. hadi en iyisi şunu aldım, bunla birlikte giydim diye yaziyor.. şimdi bu kizlarimizi nimetten sanip, tas gibi erkeklerle tanistiran kuruluslar var.. allah biliyor kiskandim.. o yüzden kisa ve öz konusucam..

aşağıda resmi bulunan iki hanim kizimizi türkiyeye getirin, benimle tanıstırın, istediğiniz şeyi yazayim.. ali ağaoğlu mu getirdi ashley greeni "ali agaoglu evleri şöyle güzel böyle süper" diye yazarim, yilmaz özdil mi koydu olivia wilde i yanima, ondan kral yazar yok her gün bir yazisini buraya yazmayan ne olsun..


eminim ki bana dahil olacak, onlarca erkek blogger bulabilirsiniz.. hem biz daha acik sözlü daha cevval şeyler yazariz arkadas.. 100 tane sap sırf bu kizlarla bir kac saat geçirdi diye ömür boyu size methiyeler düzer (ayrıca sahsen ben olivianin bana dokunduğu yerlerimi yikamam.. lakin o bambaska bir konu)

Çarşamba, Mayıs 04, 2011

head and shoulders mentollu sampuan


bir gün peygamber efendimiz hz. muhammed (s.a.v.)'e ashabi kiram'dan birileri bir cuma namazı sonrasında yanaşmi ve şöyle demiş

"ey muhammed (s.a.v.) sen ki bize cenneti anlattın ayrıntılarıyla, ama cehennemi anlatmadın çok. o kadar sıcak bir yerde duş nasıl oluyor onu merak ediyorum ben" demiş

peygamber efendimiz (s.a.v.) hiç tereddüt etmeden

"cehennem öyle bir yerdir ki, kuvet diye buzdan bir kap kullanır, kese diye kirpi kullanır, su diye kezzap akar, ve şampuan diye "head and shoulders mentollu" kullanılır"

işte bu kıssada da anlatıldığı üzere kabus gibi bir şeydir head and shoulders.. bunu bulan arkadasin doktor mengelenin yegeni oldugunu, ya da el kaide'nin biyolojik silah arastirmalarindan "beceriksiz" yüzünden kovuldugunu falan düşünüyorum. zira hiç bir manyak, hiç bir sadist olmayan kişi böyle bir şeyi insanliga kazandırma fikrini doğuramaz..

bir kere yanıyorsunuz.. alevleniyorsunuz. hele ki banyonun çıplak ortamında akan sampuan kopugu testis yoresine ulastiginda aç bir kurt gibi uluyorsunuz.. gözlere mi kaçtı? yandınız.. bu sampuan auswitchz de olaydı yahudilere bile verilmez, "öldürüyoruz bari eziyet etmeyelim" mantigi ile imha edilirdi..

yaziklar olsun bu sampuani bulana, yaziklar olsun marketingini yapana, yaziklar olsun ekonomik boy şeklinde ucuz ucuz pazarlayana.. ama eşeklik bendeeee en büyük eşek benim.. aldin madem kücügünü al kilolugunu neden alirsin be adam..

velhasil allah kaldıramayacagi dert vermezmiş kuluna.. bir şekilde bitirecegiz bu sampuani da.. güzel günler görecegiz.. mis gibi sampuan koktugumuz pamuk gibi oldugumuz günesli günler..

Pazartesi, Aralık 06, 2010

yıkılmamak/yenilmemek değil, birlik olmaktır esas zor olan!


# tüm bu olaylar hakkında "hamile hamile niye kalkıp gidersin kızım" diyerek kızın aklını, duruşunu, cesaretini eleştirenler var.. ben bu tarz düşünceyi, böylesi bir vicdan karartmasını, protesto için sokaklara dökülenlerin illa ki dayak yiyeceği gerçeğini kanıksamayı tüm kalbimle reddediyorum..

demokratik haklara dayanarak yapılan bir gösteri ikinci dünya savaşında bir cephe değildir.. demokratik haklara dayanarak yapılan gösteriler güle oynaya gidilen, avazın çıktığı kadar bağırılan ve geriye sağ sağlim, tek parça dönülebilecek yerlerdir..

böyle bir vicdani karartma değil midir otokrasinin hedefi. halki sindirmek sokaklardan uzak tutmak için oturtulmak istenen düşünce budur işte tam olarak "meydanlar savaş yerleridir, bir şeyleri içine sindirememek, bir şeyler hakkinda bağırıp yönetenlere bir halk olduğunu hatirlatmak cesurların, güçlülerin işidir sadece.." hangi ara bu kadar kör olduk, hangi ara bu kadar bedbaht bir ruh haline büründük bilmiyorum..

seneler, on seneler önce uzak diyarlardan hep birlikte bağırıyorlardı "birlikte bir halki kimse yikamaz" diye.. gerçekten yikamadi kimse.. tek bir kürdanın çat diye kırılıp, onlarcasının asla kırılmaması gibi kaldılar dimdik ayakta.. ama bugun farkediyorum ki mühim olan yıkılmama eylemi değilmiş o cümlede, mühim olan birlik olmakmış..

keşke avrupalı gençler gibi örgütlenebilsek.. aralık ayının 2. hafta sonunda elimize ses çıkartan eşyaları alıp dökülsek yollara.. dövmekten yorulacakları kadar çok olsak, sokaklarda yürüyemeyecek kadar hasta veya hamile olmamıza aldırmadan dökülsek yollara, sırf insanların bu algısını değiştirmek için, sokakları tekrar bizim yapmak, elimizi kolumuzu sallayarak dolaşabileceğimiz, haykırabileceğimiz bir yer yapmak için.. sosyal medyada fotografını değiştirmekten zor değil aslında paltonu giyip ayakkabini bağlayıp sokaklara dökülmek.. çünkü dedim ya, mühim olan yıkılmamak değil birlik olabilmek hayatta..

Cumartesi, Kasım 27, 2010

Anayaso




"bu şarkı; doğu anadolu'nun daha da doğusunda hakkari dolaylarında, kış aylarında zap suyu adı verilen üstü köprüsüz deli dolu akar bir çayı geçerek hasta bebeklerini doktora ulaştırmak isteyen ve ceplerinde türkiye cumhuriyeti nüfus kağıdını taşıyan insanların, çocuklarını boz bulanık zap suyunun çağıltıları içinde yitirmenin öyküsüdür."

plağın kartonunda bunları yazmış zamanında moğollar.. şimdi anadilde eğitim konusunda, "okul andı" tartışan biz beyaz türklerin bilmedikleri, hatırlamadıkları şeyleri tekrar bildirmek hatırlatmak gerek, dil bilmediği için, yol bilmediği için, varlığını türk varlığına anlatamadığı için, derdini doktora, hakime, hükümete anlatamayan nice insanın mezar taşı duruyor doğuda.. "anadilde eğitim gelirse ülke bölünür" diyenler "andımız okunmazsa çocuklarımız anarşist olur" diyenler vicdanlarını koydukları yerden geri almalılar..

Perşembe, Ağustos 05, 2010

Yunanistan'a düşman olmak






bbc'nin 70. yılı nedeniyle kendileri eski bültenleri, önemli resimleri yayınlamaya başladılar.. bunların belki de en önemlisi 13 eylül 1980 yılında yapılan bülten..

bir garip nostalji bir garip durum.. ama esas 13. dakikada başlıyor her şey. darbe'nin yunanistanda yankılanması konusunda.. "darbeciler kahrolsun","yunan halkı kendi cuntanı hatırla","türk halkına özgürlük" diye bağırarak kırmızı bayraklarla eylem yapıyor yunanlılar, dönemin yunanistan yetkileri "bu bir nato komplosudur" diye açıklama yapıyor.. isteyen buradan dinleyebilir..

insan bunları duyunca duygulanıyor tabi. martin luther'in dediğini hatırlıyor "olaylar bittiğinde, kimlerin yanımızda olduğu değil, kimlerin olmadığı hatırlanacaktır" işte ordunun yanında olmayan birisi varsa, hatırlanacaksa o da yunanistan ve yunan halkı..

90lar aklıma geliyor sonra, her ay neredeyse yunanistanla bir kapışma, kardak kayalıkları yok efendim "egede it dalaşı" haberleri.. eh nihayetinde sevmez ordu ve ordunun kurduğu devlet yunanistani.. çünkü yunan dediğin hor gördüğün, düşman bellediğin halk zor gününde ezdiklerinin yanında olmuş.. onlar için yürümüş sokaklarda..



yani bu "yurt dışında en çok bir yunanla anlaşabilirsiniz" lafının yansımasında "devletler birbirine düşman biz birbirimizi seviyoruz" düşüncesi gerçekten doğru işte.. görülüyor.. tüm nato alkışlarken memnuniyetle darbecilerimizi, yunanistan hükümeti, dış işleri bakanı nezdinde

"yunanistan komşusu türkiyedeki son aylardaki gelişmeleri azalmayan bir gelişmeyle izlemektedir, yunan halki ve yunan halki darbe öncesi gelişmeleri kaygıyla izlemiştir, yunanistan askerlerin insan haklarına saygı göstermelerini umuyor." gibi bir çıkış yapıyor..

eh tabi sonra arıza çıkartır paşasının çocukları, sevmezler bu ülkeyi, fitillerler halklarını onlara doğru..

Salı, Ağustos 03, 2010

kesik bacak cinayeti


yaklasik bir haftadır ana akım medyanın canını sıkan cinayet var.. şuradan son gelişmelere ulaşılabilir..

yaklaşık iki hafta evvelinde bursada ayaklarına oje sürülmüş bacak bulunuyor. `jeff murdock`a ait olmadığı (hatırlarsınız kendisi kesik bacaklılara karşı ilgi duyan güzeller güzele bir afete vurulmuş sonrasında fazla bir bacağı olmasından şikayet etmişti) anlaşılan bacağın hala sırrı çözülemedi..

ben bir csi hayranı olarak polise yardım etmek istiyorum



a. bacağın bulunduğu yerden parmak izleri alın, ayrıca ayak izleri de alınabilir.. mobese kamerası varsa dibine kadar yakınlaştırılabilir netleştirilerek ipucu elde edilebilir olay anında
b. ojeyi yapan firma ile irtibata geçilir o firmanın bursada kimlere oje sattığının dökümü alınır.. ojenin kimyasal tahlili ile bursanın hangi bölgesinde sürüldüğü ortaya çıktıktan sonra (hava bileşenleri ile) o bölgeye en yakın ojeciye gidilip maktulun kimliği en azından neye benzediği öğrenilebilir..
c. ayaktan yola çıkılarak bilgisayar ortamında 3 boyutlu şekil hazırlanarak kızın şekline ulaşılabilir.. baldırının kalınlığı bilinen bir insanın burun yapısı da bilinebilir muhakkak

benim csi dan ögrendiklerim bunlar.. işim gücüm olmasa kendim uygularım ama para kendini eve kendi başına getirmiyor..

Cumartesi, Temmuz 31, 2010

murat bardakçı

http://www.turktime.com/pictures/muratbardakci01.jpg

tarih muhabbetinin kitleler tarafından takip edilmesi, izlenmesi dinlenmesi için her türlü bayağılığı yapmaktadır murat bardakçı.. karpuz mu kesilmemiştir tarih programında, kedi mi sevilmemiştir ki? eyvallah yapsın, daha çok yapsın.. programını haspel kader izleyen insanlardan birisi en ufak bir şey kapsa kardır buna sözüm yok.. fakaaaat kendisi zeki müren'i eleştirdiği bir yazısında şunu diyebilmiştir:

"bestelerinin ona mı, yoksa başkalarına mı ait olduğu konusuna hiç girmeden, zeki müren'in sahnede yaptığı değişimi hatırlatayım: o zamana kadar ciddî bir müzik mekânı olan sahne, şortlu ve mini etekli zeki müren'den sonra bazı hanımların, daha ileri senelerde de başka "hünsa" seslerin sayesinde, seviyesinden çok şeyler kaybetmiştir."

insaf be adam.. senin yaptığın şey aynısı değil mi bunun? sen belki mini etek giymiorsun (şimdilik) ama çıkıp programında gayet net bir şekilde karpuz dilimliyorsun tarihi kılıçla ? bu ne perhiz bu ne lahana turşusu demezler mi adama? sen kendin yapınca "efendim biz kitlelere ulaşmaya çalışıyoruz" ama başkası yapınca "seviyesinden çok şey kaybettiriyorlar.."

yazık.. zeki müren olmasa unutulup gidecek onlarca şarkı değil, yüzlerce klasik müzik şarkısı varken, üstelik kendin de aynı yolun yolcusuyken bu laflari edebilmek garip... şairin sözleriyle bitireyim: yanlış olmak meftun olmakta değil, neye meftun olduğunu bilmemekte!