tarih etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tarih etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazar, Kasım 11, 2012

Çocukların Haçlısı


Sanırım yakın zamanda cnbc-e de de yayınlanacak bir dizi var. "Revolution" adında, benim pek çok sevdiğim "uygarlık'ın başına bir halt geldikten sonra neler olacak" temalı bir dizi.. dizinin hemen ilk bölümünde bir şeyler oluyor, bir ali cengiz oyunu dönüyor ve elektrik dünyadan başını alıp gidiyor.. 15 dakika içinde insanlar elektrik'in hayatlarında ne önemli bir şey olduğunu farkediyorlar.. sonrasinda aylar yıllar geçiyor, insanlık elektriksiz bir dünyada bambaşka şekillere bürünüyor..

bu vasattan güzelce dizinin son bölümünün ismi "children's crusade" yani "çocukların haçlısı" ismini taşıyordu.. şahsen tarih derslerinde sıra altından otomobil dergisi okuyan her lise öğrencisi gibi benim de haçlılar konusundaki bilgim, haçlıların küdüsü almak için anadolunun üzerinden geçmeye karar verdiklerinde o sırada oralarda bulunan kılıç arslan'ın "siktirin lan gelmeyin bir daha buraya" demesi ve haçlıların "madem öyle biz de aşağıdan gidelim, türklere bulaşılmaz" demesiyle sınırlıydı.. hele bir de çocukların haçlısı olunca daha bi ilgimi çekti.

Salı, Kasım 06, 2012

Antik Yunan!




(google'da "ancient greek" diye resim arattığınızda karşınıza, ikinci sayfada böyle bir resim çıkması çok garip ve gurur kırıcı tabi)

Amerikan seçimlerinden bahsetmek istiyordum açıkcası bugun. seçim, demokrasi, zencili diye internette aratırken bir şeyler, kendimi antik yunanda buldum.. nihayetinde adamlar demokrasiyi bulmuşlar.. antik yunanı okurken amerikan seçimlerinden çok uzağa gittiğimi farkedip geri de dönmedim gari..

antik yunan, artik nasil bir donemse insanlarin yaptkilari her bi bokun gelecek nesillere kaldigi bir vakit alenen.. mesela karsiliksiz asik mi oldu platon, hemen yapistir "platonik"... daha baska ornek veremedim simdi.. ama var boyle.. cok var.. yakismiyor koca insanliga, yakismiyor uygarligimiza antik yunanda saplanip kalmak.. bir adim geriye cekilip durumu analiz etmek lazim.. "azuthik" die bi kavramimiz olsun ister miydiniz? ben de platonik olsun istemiyorum..

Çarşamba, Nisan 11, 2012

Frida Kahlo : Kadının Dibi


fettah can'ın son derece sürrealist şarkısı "boş bardak"'ın klibini youtube'da izlerken "allahım çirkinlikten ölecek bu adam" diye içimden geçirmemdir beni frida'ya sürükleyen.. ben ki ömrüm boyunca dost meclislerinde "efendiler, bugun modern dünya frida kahlo'nun kendi çirkinliği ile barışık dünyasına bir gıdım sokulabilmiş olsa, bambaşka yerlerde olabilirdik" diyen adam değil miydim? fettah can'ın son derece modernist şarkı sözlerini o herhangi bir yerinden tutulmayacak tipiyle söylemesini niye yadırgıyordum?

frida kahlo tüm hayati boyunca tanrının kendisine hayatı zorlaştırdıklarındandır. öyle zengin kızı olarak doğmamıştır. insanlar der ya "hayat bir sınavdır" diye, frida onun en zorunu yaşamıştır.. daha çocukken çocuk felci geçirmiş ve bir ayağı topal kalmıştır.. 19 yaşındayken içinde bulunduğu tramway bir kaza geçirir ve kocaman bir demir vucudunun içine girip leğen kemiğinden dışarı çıkar.. hayatı boyunca 32 ameliyat geçirecektir frida kahlo ve 47 yaşında sakat olan ayağı kesilecektir..

yılmaz frida yaşamaya çalışır.. evlenir de diego rivera adında bi dallamayla.. "düşüncelerin çok etkileyici" diyen her entel erkek gibi aldatır sevdiğini bu dallamada.. çocuk falan da düşürür frida.. her uyandığı gün "bugun bakalım hayat bana ne gibi travmalar sunacak" diye uyanır.. http://www.artquotes.net/masters/frida-kahlo/frida-diego.jpg

bu sırada troçki sovyetlerden kovulur, önce türkiye'ye sonra da meksika'ya gelir.. orada entelektüel çevre ile "hahah mirim o öyle olur mu hiç" tarzında sohbetlerde frida'yı görür, frida zaten sosyalisttir. o sırada bir yakınlaşma falan olur..

tüm bu süreçte, frida asla modern dünyanın kadınlara direttiği "güzelleşme" trivirilarina girmez.. kaşlarını almaz, bıyıklarına ve bacaklarına dokunmaz.. frida bir kadındır.. o kendine bakmaktan başka hiç bir özelliği olmayan ivana sert'ler gibi değildir.. yüzyıllarla hatırlanacak, hayata her şekilde direnecek bir kadındır..

ve o yüzden biz burada, gecenin bir köründe kendisine neşet baba'dan bir şarkı çalıyoruz:

kaşların karasına
kurbanım arasına
ancak sen melhem olun
kalbimin yarasına


Pazar, Aralık 19, 2010

Mustafa Kemal'in gittiği kıyafet balosu

Tarih kitaplarinda Mustafa Kemal'in fırlamalığı hakkında anlatılan yegane şey onun askeri ateşe olarak sofya'ya gitmesi ve orada bir maskeli baloda yeniçeri kıyafetine bürünmesidir.. İşte bu baloda boy boy Mustafa Kemal'i yeniçeri kıyafetleri içerisinde görürüz ama kimse diğer davetlilerden bahsetmez.. İşte o meşhum balonun diğer iki davetlisi aşağıda.. Tarihin bir karanlığına daha ışık tuttuysam ne mutlu bana




Salı, Haziran 22, 2010

1831 Büyük Pera Yangını



Dün gece bizim semtte bir evde bir yangın çıktı. Alevler kıyamet.. Tabi hem evin içinde ateş olmasını seven tatlı su arsonisti olduğum için hem de bir Türk olduğumuz için oturduk izledik. Bu vesile ile, daha önce de eski bir yangından bahsettiğim burada şimdi bambaşka bir yangından bahsetmek istiyorum. Finansal sektörde "Türkiyede sigortacılığın başlamasını sağlayan yangın" olarak anılan bir yangından.. 1831 Büyük Pera yani beyoğlu yangını. Aslında daha çok tepebaşı yangını da diyebiliriz.. ingiliz elçiliğinin o muhit.. pera palas, trt binasi felan..

Herneyse, 1831 yilinda feridiye de baslayip tüm peraya yayilan ve 71 rum 8 ermeni 3 ü frenk katoligi 22 si ermeni katoligi 104 meftaya mal olmustur bu yangın.

macar recini denilen bir arkadasin evinde elektrik kontagindan (nedeni bilinmeyen yanginlara tee o zamandan beri boyle dendigini bilmiyordunuz sanirim) cikan yagin derhal 6 koldan yayilmaya baslamis bir kolu tarlabasindan taksim tarafina, digeri bülbüldersinden papaz caddesi koprusune, otekibersi sururi mahallesine birisi de direk ingiliz konsolosluguna (sefarethane) yürümüstür..



her neyse bu yangindaki en salak olay ingiliz seferathanesinde yasanmistir.. atesler ingiliz seferathanesini sarmis icerdeki memurlari bir telas almisti..gayet asabi ve salak olan büyük elciye yangini haber vermeyi bile korkuyordu bu memurlar.. sonra kapiciyi gonderdiler elciye

- fire's coming. we are full of yusuf.. dedi.. yani "elcibey yangin gitgide yaklasior cok ürküyoruz"
elci
- what fire?! (ne yangini lan?) diip pencereye kostu.. sonrasinda "whats wrong? what if istanbul is on fire.. who cares" (ne oluyoruz kuzum? istanbul yaniyorsa bize ne.. aha sikim, aha kasimpasa-pencereden kasimpasayi gostererek-)
memurlar dellenerek
- sir situation is urgent (halimiz cok vahim efendim) dediler
fakat elci
-this is a brittanian building. its not a turkish building. nothing can harm this place.. (efendi efendi! bu bina kralicenin izniyle yapilmis ingiliz yapimi.. gotu boklu türk binalarina benzemez) dedi..


yanginda ingiliz elcilik binasi tamamen yanacak, yerine yapilan bina 2005 yilinda terorist saldiriya ugrayacakti.. neymis tee o zamandan agizlari yüzleri kirilasiymis bu ingiliz ukalalarinin..

dönemin fransizca cikan gazetelerinde lord elgin in yaptirmis oldugu binanin mahzeninde 16 yaslarinda bir kiz ve bir erkek katolik cocugu buldular.. atesin ortasindan kalan bu binadan yangindan sonra sag saglim kurtarilan bu cocuklar gazetelere su demeci veriyorlardi..

-kurtulamayacaktir. eleni beni bir eve soktur. ben kacalim dedim razi olmadi. eve girdik. zaten kacacak bir yolumuz yoktu. fakat girdigimize de pisman olmustuk. cünkü biraz sonra ev tutusmustu. kiremitler akmaya basladi. üst kat daha tehlikeliydi. alt kata indik. cok korkuyorduk. her saniye evin üzerimize yikilmasini bekliyorduk. alt katta bir mahzen kapisina tesaduf ettik. buraya girdik. titreyerek neticeyi bekliyorduk. kulaklarimiza gürültüler catirtilar geliyordu. birbirimize sarildik. bundan sonrasini hatirlamiyorum.....

not: fotograflar yangin.org diye bir siteden.. vaha gibi bir site benim için. girip girip okumaktayim.

not2: istanbulu özledim...

Çarşamba, Haziran 16, 2010

Rodos'un Fethi

(her ne kadar o zamanlar rodos heykeli'nden bir parça kalmamış olsa da, rodoslu şovalyelerin gelip geçen türk gemilerine "olm dikkat edin heykelin taşaklarına çarpmayın ehehe" diye bağırıp eğlenmeleri osmanlı'nın canını sıkıyordu)

Rodos münakaşası, tarihsel manyaklığı açısından apayrı yerde olan fakat türlü haçlı seferlerinden dönmeye üşenen bazı şövalyelerin Rodos a yerleşmesi ve kanuni sultan zamanında gelen Osmanlı kalyonlarına tükürmeleri, leventlere pandik atmaları ile Osmanlıya rahatsızlık vermesi ile gerekli görülmüş fetihtir. Zira Rodos büyükçene bir ada olmasına rağmen Osmanlının öyle kara parçasına o zamanlar ihtiyacı yoktur. Osmanlı o zamanlar Avusturya’ya inceden kaymaya çalışırken Akdenizin orta yerinde bir adaya binlerce asker çıkartması demek, osmanlı’nın ekseninin kayması anlamına gelecekti. (Güncel olaylara selam çaktım)

Velhasıl 1522 ye kadar sen jan şövalyelerinin fatih sultanlara karşı dahi direnebilecek bir güç olması da bu adanın alınmasının gecikmesini açıklar nitelikteydi. (Çünkü daha önceden ordu oradayken, Girit, susam, falan alınırken rodos’un yanından geçilmiş “aman hiç bulaşmayalım arıza tipler” denilerek tırıs tırıs uzaklaşılmıştı) Yine de Rodos’un alınması değişik zamanlarda denendi. Hepsi bir şekilde yeşil bereli olan sen jan şövalyeleri sahillere çıkartma yapan Osmanlıya aman vermiyor kafalarına kafalarına vuruyorlardı.

Fakat yukarda da bahsettiğim gibi bu Rodoslu şövalyelerin, Rodos etrafındaki ticaret yollarına ve bilhassa Mısır-İstanbul seferini yapan TCG kanuni gibi gemilere yaptıkları terbiyesizlikler kanuni sultan Süleyman in canini sıkar olmuştu.. "tez Rodos alına pls ltf tsk" seklindeki pusulasını kaptanıderyaya gönderen kanuni sultan Süleyman, göksudaki eğlencelere giderken kaptanıderya da bilmem kaç parçalık devasa bir donanma ile ve neredeyse 10000 kişilik yeniçeri ordusu ile Rodos a gidiyordu.

Yolda bilhassa "genç Osman dediğin bir küçük uşak" adli şarkiyi çalan mehteran ile birlikte 1522 yılının 20 Aralığında serince bir kış gününde ada ümmeti Muhammed sancağı altına girdi. Mübalağa cenk olunurken olaylar çetin olsa da osmanlı’nın o zamanlar edindiği çakmaklı tüfenkler Rodoslu bir çok şovalyeyi korkutmuş “olm delikanlıysanız elinizdekileri bırakın gelin” demek gibi mızıklama yöntemleri denetmiştir. Hülasa bir kez daha teknolojik açıdan güçlü olan, yürekli olanı yenmiştir.

Perşembe, Mayıs 06, 2010


tam 38 sene önce bugun. ne bir eksik ne bir fazla gün sayısıyla bugün.. ama o günden sonra 3 eksik.. hep eksik..

bu dogal secimde bir sorun var aslinda.. yani derler ya, canlıların zekisi kalır, ortama uyum saglar ve neslini sürdürür derler ya hani, hani derler ya dinazorlar ortama uyum saglayamadı ama kuşlar sağladı ondan yok olup gitti derler ya, hani öyle savunurlar ya, degil işte öyle.. kim ödlekse, kim kahpeyse o kaliyor 20. yüzyilda ve sonrasinda.. sincaplara işlediği gibi, papaganlara işlediği gibi işlemiyor evrim insanlara.. yürekli olan, cesur olan, namerdin suratina tükürmekten cekinmeyen neslini devam ettiremiyor.. ödlekler, ödlek çocukları ve onların çocukları 3 kişi eksik dünyada yaşıyor..

şartlar değişti, imkanlar değişti. artık bu üç fidan gibi düşünmek ahmaklik.. silahli devrimden çok, sosyal politikaların arkasındayız.. daha insanca yaşamak için, daha onurla yaşamak için, ama birlikte yaşamak, kardeşçe yaşamak için duruyoruz.. ama unutmadık gidenleri. zamanını, zamanında yaşayanlari, zalimlere baş kaldıranları..

Pazartesi, Mayıs 03, 2010

Gizli hedef


hiç bir oyun yoktur ki bu oyun kadar tarihsel olarak doğru olsun.. iki başlık altında incelemek gerek:

1. hiç kimse ama hiç kimse asya'nın tek sahibi olamaz:

tamam asya harika. her şeyin ortasında ve turn başına 7 asker veriyor, ama allah aşkına kim ele geçirdi ki? özellikle rusya bölümünde kim tutunabiliyor? haritanın tam ortasinda olduğunuzdan acaip göze batiyorsunuz ve insanlar size dalmak için firsat kolluyorlar "aman kamçatkada az askeri kalmiş hemen alaskadan dalayım" demeyeniniz var mı aranızda? hal böyleyken allah aşkına napolyon ve hitler ne ariyordunuz rusya'da? ne güzel dünya'yı ele geçirebilecekken gidip asya'da yok olmak neden? gençliğinizde hiç mi gizli hedef, risk oynamadınız?


http://www.napoleon-souvenirs.com/boutique_us/images_produits/555_1.gif
(yapma napo, gitme rusya'ya.. avusturalya'yı al!)

2. avusturalya'ya sahip olan kazanır:

kesin ve mutlak kural bu.. filipinler yık asker, üret babam üret.. turn'de sadece iki asker mi? sorun değil 20 turn sonra 40 asker.. filipinler, doğu avusturalya seninse olay bitmiştir.. ilk dünya savaşında filipinler kimin? ingiltere'nin.. çanakkalede yok olanlar falan? avusturalyalilar.. savaşı kim kazandı? avradını sevdiğimin ingilizleri.. hop gel ikinci dünya savaşına.. filipinler japonların elindeyken kim kazanıyordu ? naziler tabii ki.. peki filipinleri muttefikler geri aldiginda ne oldu? hitler bir çukurda kendisini yaktı ve japonların başına atom bombasi indi.. kahretsin bu kadar net bir şeyi niye kimse görmüyor?

Salı, Temmuz 28, 2009

Gordion Düğümü

(canlandirma)


Tarihin tarih olmadığı zamanlarda, yani televizyon daha yokken, insanoğlu her zamanki gibi sıkıcı hayatlarını eğlenceli kılmaya çalışıyordı, bunun için de savaşıyorlardı. ama bu savaşların nihayetinde birisinin çıkıp da "dünyanın hakimi benim" deme isteği inanılmazdı. yani savaşıyorsun ama, sonuçta bir altın kemer verecek, bir dünya kupası verecek federasyon yok. zaten belli bir dünya konsepti yok o zamanlar. mesela kıbrıslılar bi zaman kendilerini "biz dünyada değiliz ağbi, etrafimiz deniz bi kere neresi dünya!" diyerek kandırmışlar. o derece bir ortam.

işte bu fakru zaruri ortamda insanlar kendilerine "şöyle olursa dünyanın hükümdari olursun" diye bissuru zamazingo belirlemişler. işte mesela kristal kelle yapmışlar (ki ormanda 10 kaplan gücündeki fantomun alameti farikasıdır), kılıç dövmüşler "kılıcın sahibi acaip süper kraldır" demişler, ne bileyim efendim, mesela iskoclarin "scone taşı" dedikleri bir şey var. zamanında hz yakup yastık yapmis kendisine, kralice victorya da üstüne oturup taç giyince allah allah demişler, dünya hakimiyiz..

işte bu zamazingolarin içinde bir de gordion düğümü diye bir şey var. şimdiki ankara polatlida atilmiş kocaman bir dügüm. demişler ki "bu dügümü çözen arkadas dünyanin hükümdaridir".. köyün delisi dahi herkes denemiş.. olmamis tabi. dügüm hakketten süper..

hoş bu düğümü atan şerefsizin ismi olsa olsa "fikret korkmaz" adi altinda sivasli bir çiftçidir. müslümanliga henüz 1000 sene var iken yine de namazinda niyazinda olan korkmaz "essegini önce saglam kaziğa baglican sonra allaha dua edicen" düstürü ile essegini bir kaziga baglarken akli donmus ve bu dugumu olusturmustur.. garibim essek o kaziktan ömür billah ayrilamamistir..


iskender de gelmiş bi gün.. kimsin demişler buna, demiş ben büyük iskenderim.. önce dalga geçer olmuşlar "bunlar da bizim kücük iskenderler" demişler.. yakismamis tabi. köyün ortasinda kocaman dügümü gören iskender "nedir bu" demiş.. demişler böyle böyle "sikerim dügümünü" demiş iskender de, tek kilic darbesi ile kesilmiş dügüm, cözülmüş her şey.. köylüler şaşkina dönmüş tabi direk secde etmişler "zulkarneynmissin sen" demişler..

bazi arkeologlar cikip "cok iyi cikarilmis bir iştir cok iyi bir dügümdür" falan diyorlar bu dugum icin..

abi pardon nesi iyi yapilmis bir iş ?
hadi denizci olsa tamam diyecegim "bravo, süpper ben böyle düğüm görmedim afferim sana" diyecegim ama polatlida düğümün işi ne arkadas? düğüm atmak sana mi kalmis hayir attin madem çöz.. böyle bir rezalet böyle bir kaypaklik.. hani düğüm bir şeyi tutsa anlayacagim. ortada kocaman bir düğüm neymiş "çözen dünya hakimi olacak" pardon hangi argumana siginip bunu diyorsunuz siz? bir de orta anadolu insani şu tarz demiştir
"arkedeş iskender misin nesin na bu düğümü çözersen dünya hakimi oluvercen. yok çözemedim bilemedim dirsen hiç olmicen.. kablet"
olmaz.. olmamali..

ne yorum verirsen elinle, o gelir seninle!!

Çarşamba, Temmuz 22, 2009

türküm?


mustafa kemal'i biraz beyin hücresi taşıyan insan sevmelidir. bunu bi kere kabul edelim. ama kendisini seven bizlerin yüzde 80'inin atatürk hakkindaki yegane fikri "atam atam sen kalk ben yatam" kivamindadir.. bu tarz atatürkperver insanlarin, atatürk seviciligi tamamen aileden kaynaklidir.. babalari atatürkcü degil de nurcu olsaydi ayni seyi muhtemelen "forza feto" seklinde yapacaklardi. atatürk hakkinda zerre nesnel fikri olmayip, bir tartismada (mesela batida en cok tartisilan, mustafa kemal diktator muydu) mevzusunda bu yüzde 80'in verecegi yegane cevap "mavi gozlerine kurban oldugum, kendisini cok ozledigim, taptigim adamdir" olacaktir..

oysa ki bu mükemmel adamin kisisel hayatini bir kenara birakin, dünya devletlerine körü körüne söz gecirebilmesi bile muhtesemdir. su an yasasa ayni seyleri yapabilir miydi bilmiyorum ama su an yasayan hic bir ulustan hic bir lider kendisi gibi pat diye kabotaj yasasi gibi yasalar cikartamaz, yabancilarin elinde olan demir yollari gibi şeyleri pat diye devletleştiremez.. gandhi dediginiz adam bile atatürk'un yaptiklarinin 10'da birini yapamamistir.

kanimca yaptigi en büyük hata, ziya gökalp'in gazina gelip türkcülük ekolunu savunmuş olmasidir. oysa ki kendisi de tüm hayati boyunca bunun gercek olduguna inanmak istemis, günes dil teorisi gibi sacmaliklari kurcalamis, "orta asyadan buraya gelen türkleriz" savini icine sindiremese de reddetmek için cok gec kalmistir.. ülkenin ismini "türkiye" koyduktan sonra ne yapabilirsin ki zaten.. oysa ki kendisi de bilir ki bu ülkede türklerden cok hitit, frigyali, troyali, iyon, pers, slav, bosnak, laz vardir.. ki o zamanlar dna testi gibi bir şey olsa, kendisinin de inandigi gibi (ve trikopis'e "simdi hektor'un ocunu aldik" dedigi gibi) aslen türkden ziyade anadolulu oldugumuzu ispat ederlerdi.. o zaman elin cinindeki uygurlari kendimize yakin gormek yerine, bizim ülkemizden kacip kendilerine bir uygarlik kurar troyali kardeslerimiz italyanlari kendimize daha yakin bulurduk.. inanin o zaman tarih bambaska sekillenirdi..

ki kendisinin gaziyla kurulan, "ülen türkiye dedik ama tam emin degilim bunun altini teorik olarak dolduralim" demesiyle acilan türk tarih kurumu'nun "orta asyadan gelip bir kisrak basi gibi akdenize uzanan anadoluya dolusmusuz" teorisi sadece türkiyede bilim cevreleri tarafindan desteklenmektedir 21. yüzyilda.. genel anlayis, tüm hint avrupa uluslarinin kafkaslardan üredigi (ki filmlerde gorursunuz, beyaz irka kafkasyali derler) bir grup türkün orta asyanin dandik ortamina dayanamayarak avrupaya kuzeyden gelip manyaklik yapip romayi yikmaya kalktigidir.. yani kendisinin de bildigi ama soylemedigi gibi biz genel olarak zaten buradaydik hep.. bir kisim gitti ve geri geldi.. ama asla "malazgirt savasi ile anadolunun kapilari türklere" acilmadi. lider bir iki türk vardi, geldiler anadolu halkinin icinde asimile oldular, ve 600 sene türklügün adi bile anilmadi bu topraklarda.

osmanli her zaman kendini troya'nın varisi gördü. ki bu nedenledir ki osmanli hic bir zaman roma'nin üstüne yürümedi.. rodos gibi alinmasi imkansiz bir adaya bile saldirirken, kardesi olarak gordugu romaya dokunmadi hic bir zaman..

türklerin dna haritasi hakkinda: http://www.radikal.com.tr/...eid=938010&categoryid=77

turk tarih tezi hakkinda : copeaux, etienne, türk tarih tezinden türk-islam sentezine, istanbul, tarih vakfı yayınları, 2000, isbn 97533307.

http://tr.wikipedia.org/wiki/t%c3%bcrk_tarih_tezi (bakiniz burada hadisenin ingilizcesi bile yok)

ayrica (bkz: kurgan hipotezi)

Pazar, Temmuz 19, 2009

aya yolculugun 40. yıl dönümü

uzay müdürü: na oraya göndericez başkanım
rahmetli başkan kenedi: bööyle bu taraflara demi?
uzay müdürü: aynen. gel bak burdan bak tam parmagimin gösterdigi yere
kenedi: vay vay vay vay. kocaman mekik yahu bravo valla.. saçtan mı yapmışlar bunu kompile.. hay anasını beee...


nur içinde yatsin. kendisi göremedi aya çıkıldığını ama nixon gördü. yaşa varol nixon. nixon'ı sevmeyenler utansin zaten..



ay hakkında daha geniş bi yazım var burada.. eskilerden..

Çarşamba, Temmuz 01, 2009

Kabotaj Bayramı

osmanlı acaip liberal bir memleket olmaya calisip her seyi özel sektore hatta yabancilara birakinca memleketin sularini da yabancilara birakmışlar. vapurlari frenkler, plajlari ingilizler falan yönetir olmuş.. bakmış yeni cumhuriyet yönetimi halk denize giremiyor "siktirin" manasina gelen bi kabotaj yasasi cikarmis ve devletin tüm denizlerini türklere vermiş.. işte 1 temmuz bunun bayrami.. kışın akla gelmemis tabi bu yasa. kışın kim denize girer?

Salı, Haziran 30, 2009

Japonya'nın teslim olma antlaşması


şu yukarda gördügünüz belge ikinci dünya savasini bitiren belgedir.. üstüne tiklarsaniz büyük bir şekilde görebilirsiniz sanırım.. estagfurullah (konuyla alakasiz olarak gegirdim de su anda ondan dedim estagfurullah yanlis olmasin)

simdi cok afedersiniz bu gerzek amerikalilari anlamiyorum. adamlar alenen "teslimiyet sablonu" yapmislar yahu.. sanirsin ogrenci belgesi veyahut hastane rapor.. noktali ve dolduruorsun..

signed at ....... at ...... on the .... day of ....... ,1945

bu ne bos beleslik arkadas.. "valla tam tarihini bilemiyorduk onun icin sey edemedik" demislerdir muhtemelen bunu elestirenlere. savasi kazandiniz adam olamadiniz derdim ben orada japon olsam.. itin gotune sokardim amerikan temsil heyetini.. insani teslim olacagina pisman ediyorlar..

Pazartesi, Haziran 22, 2009

Devrim arabaları



ancak izlemenin imkani olan, o muhtesem insanlara, muhtesem bir saygi duruşu niteliginde olan çok ama çok güzel bir film. bu ülkenin kahraman cikarmasi sanılanin aksine sadece askerler sayesinde olmuyor. o duvarlara asılan ak libaslı, yalın ayak pilotlardan gayri kahramanları da var bu ülkenin. takim elbiseler içinde, kravatlarla duran.. işte o kahramanlarin yaptiklarini unutturmamak adına, o muhtac oldukları kudretin alenen damarlarinda oldugunu gostermek adina cekilmiş bir film.. şahsimin kelime haznesi bu filmi ne şekil begendigimi gosterecek kelimelerden yoksun. o derece diyeyim..

fakat kanımca devrim arabasına karşı olan insanları tamamen kötü göstermek (ki filmde bunların başında uğur polat gelmektedir) çok da makul değildir. tamam vizyonu eksik, dar kafali insanlardı ama film boyunca inceden inceden verilen mesajin biraz daha alti cizilmeliydi bence. bu filmi donem hakkinda yeterli bilgisi olmadan izleyen birisi "vay efendim bak araba yapmamizi istememisler, bak devamli engeller cikarmislar bak soyle olmus bak boyle olmus" diye düsünebilir haklidir.


fakat kazın ayagi pek öyle degildir. ülke henüz adnan menderes hükümetinden çıkmış bir ülkedir. tamam adnan menderes dandik yasalar yüzünden idam edilmiştir ama, adil bir yargilanma sürecini aşmış ve bir şekilde suçlu bulmuştur ki kanımca alenen ülkeyi satmıştır adnan menderes. filmde ugur polat'in da dedigi gibi "bu ülkenin hayal perestlige verecek bir kuruş daha parası yoktur". arabanın yapımının sürdüğü 130 günlük süreçte yassı ada mahkemeleri yapilmakta ve ülke her gün ajanstan yapilan yolsuzluklar hakkinda bilgi edinmektedir. menderes hükümeti dış borç ile suni bir refah saglamis, bir çok ilde asla verimli olmayacak, halkin tamamen gözünü boyamaya yonelik fabrikalar kurmuş, atıl kamu yatirimlarinda bulunmustur..

şimdi bu ahval ve şerait içinde siz nasıl çıkıp da "bakin biz araba yaptık!" diyebilirsiniz ki.. eminim o zaman o haberi duyan bir grup insan "hah tüm kuşları siktik, sikmedigimiz bi leylek kalmisti" kivaminda yaklasmistir olaya. zira filmin daha en basinda diyor "önce toplu ignemizi yapalim da, sonrasinda arabayi düsünürüz" halkin önceligi araba yapilmasi degil ki?

velhasil kelam cok güzel bir film allahi var. ama fazla beyaz ve siyahtan oluşmakta.. oysa ki gercek hayat, benim gormek istedigim hayat tamamiyle grilerden ibaret.. (bu arada haluk bilginerin de guest star kivaminda, sigortasi yatirilsin diye filme dahil edilmesini pek anlamadigimi belirtmeliyim)

Cumartesi, Nisan 25, 2009

murat hudavendigar (a.k.a. birinci murat)

(murat hudavendigar'in zamanın "facebook" sitesindeki profil fotografi)

hikayeyi biliyorsunuz. anadoluya yeni acaip seksi bir hukumdarlik gelince halk çok endişelenmemiş zaten bin senelik dogu romadan sıkılan halk değişikli olsun diye kah gülerek kah oynayarak osmanlı topraklarına girmişti. osmangazi, orhangazi derken baba şirketi üçüncü nesili murat ile görecekti.. murat bursa civarindaki toprakları daha da genişletmek niyetindeydi. hoş böyle bir misyonu neden edindikleri konusunda zerre fikrim yok. y

her neyse. muhtemelen "balkanlarda kizlar kendileri teklif ediyormus" lafı kulaklara gelince osmanlilar balkanlara açıldılar "aman melikem kavur baliklari, akşama getirecem osmanlilari" edirnenliği altında ilerledi osmanlı. sonra bi baktılar sırplar olay çıkartıyorlar, cenk mubalağa edildi..

buraya kadar biliyorsunuz. sırplara "hepiniz sındıksınız" dedikten sonra bunu hazmedemeyen sirplar ile bir de kosova savasi yapilmaya kalkildi. bu savasin sonunda da topraklari 95bin kilometre kareden, 500 bin kilometre kareye cikaran bi adam öldü.

(bu fotografta 37 cumhurbaskani, 12 kral, 18 kont, 23 dük var. ama dikkat çekeninin kim olduğunu görüyorsunuz)

simdi bundan sonrasi biraz karisik. ölümünün nasıl olduğu konusunda bizim tarihçiler ayri sırplarınki ayrı konusuyor. bereket internet var ki onlarin oykuleri ile kendimizin oykulerini bir sekil birlestirip asagi yukari bir dogruya ulasabiliyoruz.. bizim hikayemiz malum, mehmet kara'nin lise tarih kitaplarinda yazdigi sekli ile

"savas sonunda cenk alaninda dolasan m. h. (63), savas alaninda ölülerden biri olarak gizlenmis, miloş obiliç tarafindan korkakça, ödlekçe, şerefsizlik sınırlarının ötesinde katledilmistir"

bu yukardaki bizim resmi tarihimiz.. bir de sirplarin var tabi..

"kosovayi kan goturuyordu.. analar agliyor, cocuklar "baba baba" diyerek babalarini ariyorlardi.. o sirada sislerin içinden 11 adami ile miloş obiliç çıktı.. "kellesini getirecegim murat'in ve bu savasi da bitirecegim" dedi.. atina deh deyip, düsman hatlarina kilicindan cikardigi yildirimlar ile daldi.. osmanli sasirmisti. boyle bir ilahi gücün karsisinda ne yapacagini bilememisti.. aman dileyip yol actilar.. canlarini kurtarma şeysine düsmüslerdi.. miloş hükümdar cadirina fişşek gibi daldi.. orada murat i buldu. bir karnina, bir boynuna duhletti bicagini.. murat orada can verdi ama miloş da şehit oldu"

ikisi de pek inanilir seyler degil acikcasi.. ama düsününce, muhtemelen milos obilic(ki boş adam degilmis) savasirken bir bosluk buldu, 11 adami ile birlikte cenk ede ede, agir piyade olmanin da verdigi gazla, cepheyi yardilar ve murat ile karsilastilar, bir sekilde sansla, veya murat in kendine feci güvenmesi ile, murat'i orada şehit ettiler..
(bizde "savas alanında ölü yatiyordu" denilen miloş'un neler yaptiği fotoda görülebiliyor.. hoş murat'in neden miloş'un dibine kadar gittiği de görülebilir.. daha da hoşu kaybettikleri bi savaş ile bu kadar övünen başka bi ulus var mıdır acaba? garip insanlar şu sırplar)


muhtemelen bu hadisenin, bizim resmi tarihimizde "savas alaninda gezinirkene oldu işte naapcaksin kader" seklinde anlatilmasinin nedeni murat'in cocugu beyazid'in ta kendisidir.. cengaver bir delikanli olan beyazid, torunlarinin savaslara gitmekten korkmamasi icin "savasa gidin ama sonra cenk meydaninda salak salak dolasmayin" manasina gelen bu hikayeyi uydurmustu.. gercegi anlatsa "ya işte cephe yariliyor, geliyor sonra 12 tane komando, kirmizi bereli aliyorlar padisahin canini.. inanilir degil yaaa" seklinde, torunlarinda daha erkenden "ya takilin siz ben topkapida iyiyim" düsüncesi hasıl olurdu sanırım.

Salı, Şubat 17, 2009

Aşık Veysel


yasaminda cektigi acinin haddi hesabi, manasi olmayan bir insan asik veysel.. dünyada duymadigim, dünyada tatmadigim bir hüzün barindirir sarkilari.. oyledir ki yasantisi, türkiye'de degil de amerikada yasiyor olsa mesela, (kör diyince direk akla ray charles geliyor ama degil, ray charles asik veysel'in cektiklerini cekse 30 farkli kansere yakalanirdi heralde) bin tane filmi cekilir, yarisinda basrolu denzel washington oynardi..

asik veysel 1894 yilinda dogmaya karar veriyor.. karar veriyor diyorum zira, daha dogumunda dakka bir talihsizlikle karsilasiyor.. annesi koyun sagmaya, meraya giderken, birden sancisi geliyor, ve tamamen kendi basina dogumunu yapip, sivri bir tasla veysel'in gobek bagini kesiveriyor.. sonralari meydanina heykeli dikilecek, sivas'in sarkışla ilçesini 1901'de cicek salgini vuruyor.. dünya saglik orgutunun 1900lerin ortalarinda dünyadan kazidigi bu hastalik, ne yazik ki veysel'in renklerini de elinden aliyor.. tek gozunde cicek cikiyor, otekisi de bunun acisiyla katarak sahibi oluyor.. tam sehre gidilecek, katarak iyileştirilecek derken, ters bir hareketle o ışığı goren gozune de comak giriyor..

şimdi soyle düsünmek gerek.. yil 1900.. osmanli'nin son zamanı.. istanbul bile toprak yoldan ibaretken, sivas'in bir alevi koyu.. ve kör bi cocuk.. babası fakir, esrafi fakir, cümle fakir.. ama babasinin sevgisi var.. babasi da zaten siire merakli bir adam, okuyor boyna, koroglundan, emrahtan, pir sultan abdal'i okuyor, dertli yi okuyor.. bir de saz veriyor eline, hayati boyunca dünyaya kendisini gostermesini sagliyor boylelikle..

cihan harbi cikiyor sonra, veysel'in tüm yasitlari askere gidiyor. köyde bir veysel kaliyor erkek.. kimsesiz.. bi sazi, onun da telleri koptumuydu, alacak takacak yok.. veysel bu günleri soyle anlatmis zamanında "“eve girerim, yüzüm asık: anam babam halimi bilmez. ben onlara derdimi, dokunmasın diye, açamam. onlar benim kafa tuttuğumu zannederler, bense derdimi dökmekten çekinirim, öyle ki, sazdan bile cayar gibi oldum.” eh anadoluda erkek cocuk farkli tabi.. vatan borcu esas o zaman borc.. ve veysel borcunu odeyemiyor.. acisi biniyor en basta:

“ne yazık ki bana olmadı kısmet
düşmanı denize dökerken millet
felek kırdı kolumu, vermedi nöbet
kılıç vurmak için düşman başına."





asik veysel'in babasi veyseli "belki ben ölürüm bakanı olmaz" diyerek akrabalardan esma diye bir kizla evlendiriyor.. esmadan bir kizi bi oglu oluyor veyselin, oglan daha memedeyken vefat ediyor.. annesi ondan bir bucuk sene sonra da babasi vefat ediyor.. abisinin eli bol biraz, bir hizmetkar tutuyorlar.. hizmetkar esmayi ayartiyor, birlikte kaciyorlar.. veysel elinde 6 aylik kiz bebesi ile kalakaliyor..tam 2 sene elinden dusurmuyor bebesini.. ama kör adam nereye kadar baksin ki? o da ölüyor...

30lu yillara geliniyor.. osmanli gidiyor ama memleket ayni memleket.. insani aynı insan.. yine de bir şeyler yapilmaya calisiliyor.. sivasta halk sairleri yarismasi düzenleniyor.. veysel ataturk destani ile katiliyor yarismaya, ve cok seviliyor.. hop aklina koyuor, destanini mustafa kemal'e okuyacak.. arkadasinin da aklina giriyor, yalin ayak, basi kabak, ankara'ya yürüyorlar sivastan..

"“köyden çıktık. yaya olarak yozgat köylerinden çorum-çankırı köylerinden geçip üç ayda ankara’ya gelebildik. otele gitsek para yok. ‘nere gidek? nasıl edek?” diye düşünüyoruz.

dediler ki: “burada erzurumlu bir paşa dayı var. o adam misafirperverdir.” o zamanlar dağardı diyorlardı, (şimdiki atıf bey mahallesi) orada ev yaptırmış paşa dayı. gittik oraya. adamcağız hakikaten misafir etti. birkaç gün kaldık o zaman, ankara’da, şimdiki gibi kamyon filan yok. bütün işler at arabalarıyla görülüyor.



at arabaları olan, hasan efendi adında bir adamla tanıştık. o, bizi evine götürdü. kırkbeş gün hasan efendi’nin evinde kaldık. gideriz, gezeriz, geliriz; adam yemeğimizi, yatağımızı, herşeyimizi sağlar.

dedim ki: -‘hasan efendi biz buraya gezmek için gelmedik! bizim bir destanımız var. bunu, gazi mustafa kemal’e duyurmak istiyoruz! nasıl ederiz? ne yaparız?’

dedi ki: ‘vallahi ben böyle işlerle ilgili değilim. burada bir milletvekili var. adı mustafa bey, soyadını unuttum. bu işi ona anlatmak gerek. belki size o yardımcı olabilir.’

gittik mustafa bey’e derdimizi anlattık. öyle böyle bir destanımız var. gazi mustafa kemal’e duyurmak istiyoruz. ‘bize yardım et!’ dedik.

dedi ki: ‘amaan! şimdi şaire falan önem veren yok. kıyıda köşede çalın çağırın. geçin gidin!‘ ‘yok öyle değil dedik. biz destanımızı okuyacağız, mustafa kemal’e!’

milletvekili mustafa bey, ‘okuyun da bir dinleyeyim bakayım’ dedi. okuduk dinledi. o zamanlar ankara’da çıkan hakimiyet-i milliye gazetesi’yle konuşacağını söyledi. ‘yarın bana gelin!’ dedi. gittik. ‘ben karışmam’ dedi. sonunda kesti attı. biz ordan döndük geldik. ‘ne yapsak?’ diye düşünüyoruz. sonunda, ‘matbaaya biz gidelim’ dedik. saza, tel alıp takmak eski telleri yenilemek de gerekti.



ulus meydanı’ndaki çarşıya, o zamanlar karaoğlan çarşısı diyorlardı. saz teli almak için karaoğlan çarşısı’na yürüdük. ayağımızda çarık. bacağımızda şal-şalvar, şal-ceket, belimizde kocaman bir kuşak.!

efendim polis geldi: -‘girmeyin’ dedi. ‘çarşıya girmek yasak!’ bizi tel alacağımız çarşıya sokmadı.

polis: ‘yasak diyoruz. siz yasaktan anlamaz mısınız? orası kalabalık. kalabalığa girmeyin!’ diye diretti. ‘peki girmeyelim’ dedik. polisi güya salmış gibi yürümeye devam ettik. adam geldi, arkadaşım ibrahim’e çıkıştı. ‘kafadan gayri müsellah mısın? girmeyin diyorum. beynini patlatırım senin!’ diye çıkıştı.

‘beyefendi biz dinlemiyoruz! biz çarşıdan saz teli alacağız!’ dedik. o zaman polis, ibrahim’e: ‘tel alacaksan bu adamı bir yere oturt. git telini al!’ neyse gitti ibrahim teli aldı geldi. tel taktık. ama sabahleyin çarşıdan da geçemiyoruz. sonunda matbaayı bulduk.‘ne istiyorsunuz?’ dedi müdür. ‘bir destanımız var. gazeteye vereceğiz!’ dedik.

‘çalın bakayım; bir dinleyeyim!’ dedi. çaldık dinledi!

‘ooo! çok iyi’ dedi. ‘çok güzel.’ yazdılar. ‘yarın gazetede çıkar’ dediler. ‘gelin de gazete alın!’ orada bize telif hakkı olarak biraz da para verdiler. sabahleyin gidip 5-6 gazete aldık. çarşıya çıktık.

polisler: ‘oooo! âşık veysel siz misiniz? rahat edin efendim! kahvelere girin! oturun!’ dediler. bir iltifat başladı ki sormayın! çarşıda bir zaman gezdik. fakat yine mustafa kemal’den ses yok.

dedik: ‘bu iş olmayacak.’ amma hakimiyet-i milliye gazetesi’nde destanımı üç gün birbiri üstüne yayınladılar. mustafa kemal’den yine ses çıkmadı. köye dönmeye karar verdik. fakat cebimizde yol paramız da yok. ankara’da bir avukatla tanışmıştık.

avukat: ‘ben belediye başkanına bir mektup yazayım. belediye sizi köyünüze parasız gönderir!...’ dedi. elimize bir mektup verdi. belediyeye gittik. orada bize dediler ki: ‘siz sanatkâr adamsınız. nasıl geldinizse öyle gidersiniz!’

döndük avukata geldik. ‘ne yaptınız?’dedi. anlattık. ‘durun bir de valiye yazalım!’ dedi. valiye de dilekçe yazdı. valiye dilekçemizi imzalayıp yine belediyeye buyurdu. belediyeye ilettik. belediye bize: ‘yok!’ dedi. ‘paramız yok! sizi gönderemeyiz!’ dedi.

avukat içerledi ve kahretti: ‘gidin! işinize gidin!’ dedi. ‘ankara belediyesi’nin sizin için parası yokmuş; tükenmiş!’ dedi. acıdım avukata.

‘nasıl edelim? ne edelim?’ derken bir de ‘halkevi’ne uğrayalım bakalım. belki oradan bir şey çıkar’ diye düşündük. mustafa kemal’e gidemiyok. halkevine gidek. bu defa, halkevine, bizi kapıcılar bırakmıyor ki girelim. orada dinelip duruyorduk.

içeriden bir adam çıktı: ‘ne geziyorsunuz burada? ne yapıyorsunuz?’ diye sordu.

‘halkevine gireceğiz ama bırakmıyorlar!’ diye cevap verdik. ‘bırakın! bu adamlar, tanınmış adamlar! âşık veysel bu!’ dedi. o içeriden çıkan adam, bizi edebiyat şubesi müdürüne gönderdi.

orada: ‘ooo! buyurun! buyurun! dediler. halkevinde bazı milletvekilleri varmış. şube müdürü onları çağırdı: ‘gelin halk şairleri var, dinleyin.’ dedi.

eski milletvekillerinden necib ali bey: ‘yahu dedi bunlar fakir adamlar. bunlara bakalım. bunlara birer kat elbise de yaptırmalı. pazar günü de halkevinde bir konser versinler!’

hakikaten bize, birer takım elbise aldılar. biz de o pazar günü ankara halkevi’nde bir konser verdik. konserden sonra cebimize para da koydular. ankara’dan köyümüze işte o parayla döndük. "

sonrasi bilinen hikaye, asik veysel'in halk ozani olmasi, cumhuriyet tarihimizin en büyük insanlarindan birisi olmasi, tüm türk müzigini etkilemesi..

gün ikindi akşam olur
gör ki başa neler gelir
veysel gider adı kalır
dostlar beni hatırlasın
hatırlanacak böyle bir adam, ebediyete kadar elbet dostları tarafından..

o degil de, agladim da yazdim yahu.. ne duygusal adam olmusum ben, nasil hala burkuyor yüregimi bu detaylar..

not: aradaki yasanmisliklar www.asikveysel.com dan araktir..

Cuma, Şubat 13, 2009

Uhud Savaşı : yerinde durmayan okçuların hazin hikayesi

ikinci dünya savaşını anlattık, istiyorum ki biraz daha geriye gidelim.. direk uhud'a dayanalım. .din derslerinden asina oldugumuz bu savas nasil ceryan etmistir anlatayim..

uhud tepesinin eteginde muslumanlarin ordusu ile mekkeli putperestlerin ordusu kapismistir.. savasin arkaplaninda "bilader medineden gelmissiniz bizim putlari kirmissiniz ayip oluyor" diyen put perestlerin kirginligi vardir.. neyse anlasilmis uhud tepesinin eteginde savasa müsait bir ikindi vakti konuslanilmistir.. ortama onceden gelen müslüman ordusu (tekmili birden 700 ile 1000 kisi arasinda piyade 2 ile 4 arasinda suvariden olusur) okculari stratejik bir ortama yerlestirmistir..

bu uhud tepesi denen civar "L" seklinde bir tepedir.. müslüman ordusu L nin kisa tarafi arkalarinda kalacak sekilde dizilmis o l nin kisa tarafina da okculari koymustur.. hz muhammed (sav) bir sekilde "yahu bu kureysliler suvarileri ile arkamizdan dalmasinlar.." diyerek okculara "ne olursa olsun yerinizde kalin. sonrasinda ganimet adil bir sekilde dagitilacak ve hakkinizi alacaksiniz.. aman gozunuzu seveyim kipirdamayin" demistir..

kureys ordusu(3000 piyade 200 suvari) yarim bi saat sonra ortama gelmistir. oncesinde savas cikarmak icin kureys sancagini tutan arkadas "yok mu bana yan bakan" diye ortaya cikmis, hz ali de zulfikari ile ortaya cikmis ve dakka bir gol bir hesabindan sancakcinin canini o vakit almistir..

sonrasinda motivasyonu tam olan musluman ordusu savasi kazanmak adina cilginca savasmistir.. bu sirada cakallik yapan halid bin velid komutasinda suvari birligi bahsettigim "büyük harf l" nin uzun tarafindan dolanmis okcularin menziline girmistir.. bir ulak gonderip "geri cekilsinler" diyen halid bin velid gostermelik bir geri cekilme planlamis, boylelikle "asla yerinizden ayrilmayin" denilen okcularin gaflete düserek "aman ganimet gidiyor" ayagina yerlerinden ayrilmalarini saglamistir..

boyle olunca halid bin velid in suvarileri arkadan saldirmis, diger 3000 kisilik kureysliler de geri donerek musluman ordusunu sikistirmislardir..

bu sirada hz muhammed in kafasina gelen bir tas ile anli yarilmis ve disi kirilmistir.. bunu goren yaygaraci kureysliler "muhammed öldü, muhammed öldü" demislerdir.. hz hamza (ki antony quenn sayesinde kendisine sevgimiz sonsuzdur) "muhammed öldüyse ben ne yasayayim" diyerek berserk olmus dikkatsiz bir sekilde dovusmeye baslamis ve ne yazik ki sehit olmustur..

kureysliler bir sekilde muslumanlari yok edebilecekken tarihten silebilecekken, ebu sufyan "daga cikmayalim" emri vererek muslumanligin yok olmasini engellemistir.. muslumanlar bundan sonra yaralilari da alarak daga cikmaya baslamislardir.. kureyslilerin atlilari da daga cikamayinca savas bitmistir..

muslumanlar bu savasta yenilseler de, kureyslilerin resmen muslumanlari tarihten silme firsatlarini bertaraf etmislerdir.. hos mesela hz muhammed bu savasta yenilse idi, öldürülse idi, sehit olsa idi hz isa'nin kurdugundan daha büyük bir din kurabilirdi, egri oturup dogru konusmak gerekirse.. sonucta sehitlik kavrami bir din olusturmak isteniyorsa basta gelen bir kavram..

her neyse. bir trivia bilgisi olarak halid bin velid savastan bir kac ay sonra müslüman olacak, dosta güven düsmana korku salacaktir..

Salı, Şubat 10, 2009

Çekiç Savaşı


"İkinci dünya savaşını öğreniyorum" serimizde ikinci yazımız "battle of bulge" yani "çekiç başlı savaş" 1944 in 16 aralık sabahi 106 piyade tugayi için yaşanmış ve yaşanabilecek günlerin en anlatilamayani olmasini saglayan bir mucadeledir bu savaş.1945 kışı, zaten o sene fransada ayvaların bollugundan belli,yaslilarin dahi gordukleri en zorlu kış olmuştu.bu şartlar altinda almanlar yavas yavas berline çekilirken 106. piyade tugayi hemen arkalarindan bir mizrak ucu gibi geliyordu.5 aralık gecesi ardennes ormaninda duraklayan tugay,2 gün sonra ortalama 22 yaşında olan daha kendi parasini kazandigi parayi yiyememis,daha kimseyi sevmemis 564 kişinin öldüğü,1264 kişinin yaralandığı ve mevcut 3 bölükten 2 sinin teslim olmak zorunda kalmasindan dolayi tam tamina 7001 kişinin kayboldugu ve hala kayip oldugu bir tugaya dönmüştü..

almanlarin son direnişi olarak görülse de bu hiç de öyle değildir.eğer bir boksorun son direnişi rakibini nakavt edebilecek güçteyse ben buna son direniş diyemem..ama eğer bu yumruk iskalandiğında adami yere serecek kadar güçlüyse ben buna direnişten çok kamikaze akini diyebilirim..

almanlarin kamikaze savaşı şu anda 20-16 yaş arası strateji oyunu sevenlerin bile haritaya baktıklarında çizebilecekleri kadar basitti.düşmanın zayif noktasindan içlerine doğru ilerle sonra bir çember oluşturarak kalan orduyu yok et.. lakin almanların bu hizli ataklari hiç de daha öneceden fransada karşılaştıklari bir etkiye neden olmadi.tamam belki muttefik sath lari pare pare ediliyordu ama tek bir karşı toprak bile kurşun atmadan alınamiyordu. almanlar general kış in da genelde almanlardan nefret etmesi ile de yavasladilar..yildirim savasinin en buyuk kozunu,hizi kaybetmislerdi.106 piyade tugayi "cesedimizi çignemeden geçemezsiniz" diyerek almanlarin yenilgisini hazirladilar.muttefikler takviyelerle geliyorlardi.gene de almanlarin tek şansi cembere aldıklari orduyu yok etmek ve sonradan savası cepheye yayip oyunu sogutmak olabilirdi.

fakat burda delilerin en delisi fuhrer adolf hadiseye girdi ve "ordular ilk şeyiniz paristir" emrini verdi..o zamanlar almanlar verilen emirleri sorgulamadiklari,sorguladiktan sonra öldükleri için parise yürümeye basladilar..sonrasi malum,ikmal yollarini kesen amerikalilar keklik avlar gibi almanlari kah tuzakla,kah sılahla avladilar..
almanlar bu savasta 100 bin vatan evladini kaybettiler..800 tanklarini 1000 tane uçak savarlarini..dediğim gibi bu almanlarin son direnişinden öte bir kamikaze hamlesiydi.başarılı olunsa bile çok kayip verilecek ama muttefikleri geri gondericek belkide şimdi "normandiya sahilinden baktim binlerce amerikan gemisi,"geldikleri gibi giderler" dedim" şeklinde anı kitaplari okumamiza neden olacaktik..

ikinci dünya savaşı yazıları #1

Operation Market Garden


İkinci dünya savaşı ile ilgili bir oyun oynuyorum.. tabi her zaman olduğu gibi bana verilen bilgilerle yetinmedim gittim kendim araştırdım bi de..sizinle de paylaşmak istedim öğrendiklerimi.. iki yazı yazacağım iki farklı ikinci dünya savaşı operasyon hakkında.. bunlardan ilki operation market garden. yani "pazar yerinde dolaşır gibi berlin'e giriceğiz" türkçesi bu..

lisede tarih derslerini dinleyenlerin daha iyi anlayabilmesi için "yildirim beyazit in istanbul kusatmasi" benzeri bir operasyon oldugunu soyleyebilirim bunun.nasil ki yildirim istanbulu alsaydi amaçlarina daha kolay ulaşacakti,lakin almadiginda da biraz geç olsa da istanbul alindi..ayni hesap.

1944 ün eylül ayinda general ayzonhavır masaya oturup "lan bunlar güçsüzler kuzeyden dalsak da fransadan ugrasmasak hem butun askerleri fransada..allaaah yedim lan..hollanda üstünden ver elini berlin" diye dusunup fransadaki ilerleyisi durdurup bu operasyona gonul vermistir.
evet almanlar güçsüzdür hatta şöyle söylemem gerekirse hareketta kullanilan 3 bin kadar hava indirme eri atlama sirasinda sadece 50 kusur kayip vermistir..bu kayiplarinda tek nedeni atlayis sirasinda önden atlayan askerlerin kafalarina arkadan atlayanlarin esyalarinin kopup da duşmeleridir..

neyse efendim sorun şudur ki almanlar o kadar da güçsüz değillerdir..walther model belki cepheye daha yeni gecmis bir generaldir,ama hitler tarafindan delicesine sevilen bir insandir ve askeri de onu oyle bir sever ki..general erle er,erbasla erbas,işini bilen çavuşla çavus olabilen biridir.tanklarini ve askerlerini fransadaki muhtelif duraksamadan dolayi killanarak guzel saklamis ve ucaklar tarafindan gorulmemelerini saglamistir.ayrica muttefiklerin hava indirme yapabilecegi arazinin de hedefe uzaklığı ,ki hedef ayndovın dir, bir başka sakıncalı durumdur.ama aynzenhavır dert etmez nedir "piyade yürür" zaten alman direnişi de beklenmemektedir.

piyade haggaden de yürür ayndovin a kadar.halk cilgina donmustur 5 yillik esaretin ardindan amerikan askerlerini öperler koklarlar..lakin almanlarin sagda solda cilgin keskin nisancilari vardir ve o gun bu manyak keskin nisancilar yuzunden yuzlerce sivil ve onlarca asker ölür..

almanlar gök yüzünden inen mantarlari gormusler stratejik köprülere amerikan askerleri yürüyene kadar bombalari koymuşlardir.çakal almanlar köprüleri üstlerinde manga manga amerikan askeri var iken havaya ucururlar..

sonrasi biraz kanli oldugu için gözlerimi kapatip anlatacagim..almanlar köprüleri ucurup karsi tarafa toplar dizip muttfeiklere 3-5 kayip verdirirken hem muttefikleri oyalamis hem de şu an içinde bulundugum odadan geniş tanklarinin bulundugu ss panzer corps u bölgeye sevk etmistir..ayzenhavır bakar ki kayiplar çok resmen bir canakkale defansi kurulmus vazgecer plandan..

gene de almanlar 13bin muttefikler 18bin kişi şehit vermişlerdir.aynzenhavır ölümüne kadar bu öperasyona inanmis öperasyonun hakkında "nerede hata yaptigimizi anlamadim..sanirim ingilizler asla ama asla amerikan yönetim şeklini benimseyemediler.bu yaşıma geldim montogomery dahil kimseden bir "allah razi olsun" lafi duymadim..bir "vay be sahanesiniz" hadisesi duymadim..hep ben buyuyum hep ben buyuğüm"

neyse efendim sonucta berline girilmese bile savas kazanilmiştir..olan keskin nisancilarla ölen masum hollandali ve iki taraftan da gencecik ölen er ve erbaslara olmustur..

Çarşamba, Ocak 14, 2009

Mehteran ve Mehter Marşı

(1642 yılından bir resim. sanılanın aksine fotograf makinasi 1612 yilinda bir osmanlı olan "foto çelebi" tarafından bulunmuş, ama sonrasinda haramdir deyu yasaklanmıştır)

ecnebiler savasta taktikleri belirlemek icin bayraklari sancaklari kullanirlar iken osmanlinin orduya emir verme sekansi mehter marslari ile olmustur.. yani ecnebi cikiyor mesela yesil bayragi salliyor o sirada bayragi goren atlilar sol kanattan saldiriyor diyelim. ayni hadise türklerde padisahin veyahut alaybeyin "hucum marsi calina" demesi ile gerceklesiyordu..

her marsin belli bir taktiksel anlami vardi ve ordu sefer yolunda marslar hakkinda brifing e tutuluyordu "estergon calinirsa sunu yapacaksiniz, fetih calinirsa bunu yapacaksiniz, geçen savasta ey şanlı gaziler çaldık birbirinizi tokatladınız, olmuyor!" diye brifing ile gazi alan yeniceriler (ki savas yenicerilere kadar kaldiysa zaten cok kuvvetli bir savastir.. cünkü osmanli ordusu yenicerilerden evvel 3-4 tane farkli bölük ü savasa sürerek rakibin direncini kirar.. bu bölüklerin basinda da anadolunun degisik yerlerinden toplanan "deliler" yani akil hastalari gelmektedir) savasta üstün basarilar gostermistirler.. (ben diyeyim 100 başarı, siz diyin 1500 başarı)


(mehteran, savaşın sıkıcı geçtiği dakikalarda "meksika dalgası" yaparak kendini eğlendirirdi)

aslında mehter marsi diye su günlerde dinledigimiz marslarin cogu 1914 yilinda ismarlama olarak vahdettin in damadi ismail hakki bey e yazdirilan marslardir.. ikinci mahmut'un bir sabah uyanip da "yeter artik cok oluyor bu yeniçerileri deyyuslar" diyerek ocagi kapamasiyla yeniceri ocagi bildiginiz gibi kaldirilmisti.. ama fantastik fikirlerinden sual olunmayacak enver pasa "yahu yenicerileri kaldirdik hala yeniliyoruz bari mehteran i geri getirelim bu yeni bando cok sikko" demesiyle 1914 te mehteran bölügü yeniden kürülüyor..

fakat mehteranbasi olan insanlarin mefta olmasi yüzünden cogu eserin notalarina ulasilamiyor. hoş nota diye adlandirdigimiz zamazingolar "ebcet" ile yazilmis seyler. batili bir nota yok yani.. 3-5 sarki ile metallica bile konsere cikamazken mehtaran in savasa hic gidemeyecegi düsünülüyor hop o sirada donemin "sezen aksu" su kivaminda ismail hakki bey e basvuruluyor.. bir kac yüz resat altini karsiliginda ceddin deden gibi artar cihatla sanimiz gibi besteler yapiliyor..

yani mehteran marsinda "müslüman","türk" gibi unsular duydugunuzda tak "ismail hakki" diyeceksiniz arkadas.. zira osmanli ordusunun motivasyon araci ne din ne türklük.. kaldi ki mehteran bölügünün öncül amaclarindan birisi askeri motive etmek de digil askeri komuta etmek. yine de motive edilecekse genc osman gibi kahramanlik destanlari, ey gaziler gibi sehitligi yüceltecek sarkilar soyleniyor.. hayir ille ki askerin motive olmasi icin bişiler zamaninda soylenmisse eminim ki icinde "balkan kizlari","cilcil altinlar","kostantineye'de şan şöhret","ordu'da rütbe","goguste madalya" gibi kelimeler ile motive etmislerdir.. yemisim türklügü yemisim muslumanligi.. yeniceri dediginin cogu gayri müslim kokenli, neredeyse hepisi türk degil zaten..



bütün bunlarla beraber toplu halde mehter marslarinin sag partilerin ozellikle mhp gibi fasist egilimler güden partilerin tekelinde olmasi beni tav etmektedir.. yani bu kadar mükemmel eserlerin, dedigim gibi eye of the tiger misali spor salonlarinda gaz vermesi acisindan ne bileyim milli maclardan evvel stadyumlarda calinmasinin en büyük engeli bu fasist sahiplenmedir kanimca..

yani allaskina bugun türkiye milli takimi ic sahada maca ciksa, maca cikmadan evvel stad hoporlorlerinden "kuranda zafer vaadediyor hazreti yezdan" dese, takim bir gol geriye düsse verseler gene stad hoporlorlerinden hucum marsini ahanda suraya yaziyorum alinacak feedback in haddi hesabi yoktur.. ecdadimiz bu gazla viyana kapilarina dayanmis, sikko bir sekilde ekonomisini isgale dayandirabilmistir..

oysa simdi durum nasil mhp genel kurulu veriliyor oradan mehter marsi. yazik.. nereden baksan 400 senelik sahane bir gaz kültürü bosa gidiyor..




mehteran bölügünün geneli bu sekil.. bir de mehter marşı diye bir hadise var "kuran'da zaferden bahsediyor, hazreti yezdan" gibi sahane bir gaz cümlenin içinde yer aldigi bir hadise.. bu marsin makami "acem asiran" olmakla beraber usulu nim sofyan dir.. allah bile bu usul askeri costurmaya birebirdir.. yillar sonra ayni usul rocky adli ecnebi dovuscuyu de gaza getirmek icin kullanilacak eye of the tiger yani "kaplan'in gozu" adli eserde de kullanilacaktir.. sahsen ben su yasima geldim spor yaparken eye of the tiger in arkasina eklestiriyorum.. o an basiorum gaza, o an celalleniyorum.. kilolarim eriyor mükemmel bir vucud sahibi oluyorum

her neyse bu sahane marsin bestekari ismail hakki beydir hadisedeki paul mccartney yani güfterkar ise ahmet muhtar pasadir.. ahmet muhtar pasa'nin güftesini "ismail hakki bey "in yazmis oldugu üzerine yemin etmesi karsiliginda 25 frenk altini vaad olundugu fakat ismail hakki beyin tovbe zinhar bu küfür rüsveti kabul etmedigi dedikodu olunur.. allah günah yazmasin biz de gercekligine pek dem vurmayalim..

http://youtube.com/watch?v=fkutdamt9ym

videonun 4 bucuguncu dakikasindan itibaren dinlenebilir bu sanli eser..