Salı, Ağustos 30, 2011 0 yorum

büyük taarruz ve 30 ağustos

isterse herkes turgut özakman olabilir.. yeterli ajitasyonla yapamayacağınız şey yok:

26 agustos 1922 de gerceklesmis, türkiye cumhuriyeti tarihinin en büyük, en güzel, en aci, en cesur, en korkak ve en gururlu mucadelesidir büyük taarruz.. mustafa kemal nutuk da taarruz için şöyle der

"ben, daha haziran ortalarında taarruza karar vermiştim. bu kararımı yalnız cephe komutanı ile genelkurmay başkanı ve millî savunma bakanı biliyorlardı. bildirdiğim tarihlerde bir geziyi vesile ederek izmit - adapazarı yönüne hareket ettiğim zaman, ankara'da genelkurmay başkanı fevzi paşa hazretleri'yle görüştükten sonra, o zaman millî savunma bakanı bulunan kazım paşa hazretleri'ni sarıköy istasyonuna kadar birlikte götürerek, oraya davet ettiğim cephe komutanı ismet paşa hazretleri'yle birlikte, taarruz için gerekli hazırlıkların sür'atle tamamlanması ile ilgili kararlar aldık."

bu kadar net soylenebilirken savastan sonra, nutuk okunurken hersey, sonu bilinirken kavganin bu kadar rahat olunabiliyor heralde.. taarruz karari aldiginda mustafa kemal, 15 vilayet vardi yunan'in mavi bayraginin altinda.. izmir ve istanbul ve manisa ve afyon.. düşman elindeydi.. inanilmaz seyler vardi ki ellerinde, bunlarin arasinda, onlara bakarak büyüyenlerin dünyadaki en güzel seyler diye tarif edecekleri 7 göl, yazin karpuz sogutulan, ve bilhassa yüzme ögrenirken içine işenilen 11 nehir.. ve kaplumbagalari ile, sincaplari ile ve yanginlari ile (oysa ki ne güzel kokar baharda o çamlar) yüz kere yüz bin dönüm orman... izmirde bir tersane vardi dusmanin elinde, iki tane de silah fabrikasi.. en büyügü izmir'indi belki ama, kocaeli dahil 19 korfez.. cogunun rihtimi yoktu.. mendiregi dalgakiran i yoktu. mesela kirmizi yesil fenerleri yoktu.. fakat onlar, kiyilarinda yapilan ekmek arasi istavritlerle bizimdiler..

tipki ege gibi.. 6 kol tren yolu hattinin, aydindan, afyondan, eskisehirden içine dogru uzandigi ege.. sonra göz alabildigine yol vardi.. toprak, az da olsa aspalt.. yol vardi göz alabildigine.. sevdigimizden vazgecince alip gittigimiz, neden nicin nereye bilmeden pesinden arabistana, pesinden tunusa, pesinden viyanaya gittigimiz ama toprak, ama camur uzun yollar.. ve uşakta hali dokuma tezgahlari, ve manisa'da saraclar.. sehzadelerin gezdigi topraklar.. ve kemeralti.. bilmem kac erkegin ilk kez kadin memesi elledigi, keraneleriyle.. ve delikanli, ve agirbasli ve capkin ve kurnaz istanbul, izmir işcileri.. kil cadirli yörükleri ile aydin'lilar.. o balli incirleriyle karaburun elleri.. hepsi elindeydi dusmanin... 15 vilayet, izmir istanbul ve afyon ve manisa...

haziran ortasinda karar vermisti mustafa kemal taarruza.. izmitte.. ya istiklal ya ölüm derdi ya.. ikisi arasinda bir degisim yoktu aslinda.. istiklal olmassa ölüm kendi gelecekti..


sakarya cenk olunmustu, yagmurlar altinda, simsekler altinda düsman cekilmisti geriye.. afyon- dumlupinardaydi simdi.. büyük gücü oradaydi.. bir baska kuvveti de eskisehirde.. bu iki grup arasi ise bos degildi haliyle.. yani özünde marmaradan menderes e silme düsman vardi o topraklarda.. düşmanüç tümen sahibiydi egede ve üç dümen çarpi iki ayak cigniyordu vatan topragini.. bizim ise iki ordu halinde teskilatlanmistik.. bizim bütün birliklerimiz 18 tüme civarindaydi. illaki birbiri ile karsilastirirsak tüfeklerimiz esitti düsmanla.. atlarimiz daha fazlaydi. bir süvari kolordumuz vardi zaten 3 tane de süvari kolordumuz. yorulmak bilmezdi o kayseride, malatyada, elazig da ve dersim de damizlanmis atlar.. bizim suvarimiz çoktu, çoktu ama düsman avrupa'nin ve batinin gazi ile oradaydi. eh tufekleri toplari ve kamyonlari ve ucaklari vardi.. kafam kadar top atardi toplari da, 10 dk sonra tekrar atmaya hazir olurdu.. ama bizim atlarimiz vardi..

bizim bir de fikirlerimiz vardi.. ayri gayri da olsa.. ali ihsan pasa vardi mesela ki mustafa kemal nutukta soyle anlatir
"ali ihsan paşa; ordunun disiplinini ve genel yönetimini bir çıkmaza sokacak şekilde hareket etti. örnek olarak, ordusundaki ast komutanlarda, üst komutanlara karşı itaatsizlik edecek durumlar yarattı.

söz gelişi, ambarlarının mevcudunu günlerce haber vermeyerek ve haber verdirmeyerek genel yiyecek sıkıntısının çekildiği bir sırada, ansızın ambarlarının boşaldığını ve açlık tehlikesi bulunduğunu bildirdi.

ast komutanları, üstlerine karşı itaatsizliğe ve görevlerini yapmamaya kışkırtma ve bu davranışları destekleme gibi tutumları yanında, ordunun emirlere uyma ve görev duygusuyla oynayacak kadar entrikacı bir yaratılışta olduğu kanaatini de uyandırdı."

ali ihsan pasa büyük adamdi gercekten.. malta'ya goturulmustu ingiliz tarafindan da kacmisti oradan. geri geldiginde genelkurmay i istemisti mustafa kemalden. hakettigi de buydu belki. cünkü büyüktü rütbesi hem mustafa kemalden ve hem ismet pasadan.. ama bilmedigi bir sey vardi ki ali ihsan pasa'nin artik kidem, artik mevki artik yaş önemli degildi burada. yarin yanagindan gayri her seyde her yerde hep beraberdik.. bitlisli mahmut aga da birdi, beyazitli ali cavus da birdi.. hekimhanli mustafa bir kiza asik olmustu mesela, kazim pasa'ya anlatiyordu kizi gozleri dolarak... ibadet yapar gibi, omuz omuza kurtarmaya calisiliyordu vatan.. ali ihsan, vatan'a cok geliyordu..

taarruz, yapilacakti evet ama plan yapmak gerekti. taarruz'u süpriz kilmak gerekti ama plan yapmak da gerekti. mesela dedi fevzi pasa.. mesela bir futbol maci ayarlasak? ordular arasinda canim.. kendi içimizde.. hep beraber izlesek maci diye toplansak sonra.. sonra kararlassak nasil binecegiz düsmanin üstüne..

velhasil, lafi uzatmayalim , 28 temmuz 1922 günü öğleden sonra yaptırılan bir futbol maçı yapmak bahanesiyle ordu komutanları ve bir kac kolordu komutanları akşehir'e çağrıldı... 30 temmuzdu ki taarruz'un ana hatlari ve sekli belli olmustu.. artik son hazirliklar yapilmaliydi.. ee genel kurmay bosuna kurulmamisti..

carsambayi sel almis, bir yar sevmis el almis, ölmeden mezara konmus bir ulus atabilecegi en büyük yumrugu atmaya hazirlaniyordu.. 26 gün kalmisti.. kagnilar yürüyordu cepheye.. mermiler dokuluyordu.. cephe gerisinde ve cephede savas vardi.. iki ihtimali vardi koca bir ulusun.. ya istiklaldi ya ölüm..
(azuth, 26.01.2008 13:08 ~ 27.01.2008 01:27)
3/4

7 agustostu.. sicakti afyon.. sicakti eskisehir, aksehir, polatli.. sicakti ankara.. sakin bir tonla konusuyordu mustafa kemal "efendiler.. 26 agustosta taarruz edecektir türk ordusu.. sizlerden bakanlar olarak, bunu gizli tutmanizi diliyorum" 13 agustos olmustu.. ismet pasa hali hazirda cephedeydi..mustafa kemal sonra ankaradan, konyaya gitti . aman ha dediler kimseye haber ucurulmasin... 20 agustostu.. mustafa kemal, ismet pasa ve fevzi pasa herkes bir cadirin icinde taarruzun nasil yapilacagini harita üzerinde gosteriyordu birbirine.. ordular oradan oraya gidiyordu harita üzerinde.. orayi aliyorduk, bu tepeye akiyordu. sonra ver elini izmir.. pasaportta bir aksam cayi..

vatan.. harita üzerinde kurtulamiyordu..

sessizdi toprak.. sessizdi cephe.. sessizdi aksehir, afyon manisa, aydin.. sessizdi izmir.. memlekette uyku yoktu fakat... günüz sicakti da kocatepe, geceleyin donuyordu herkes.. balikesirli ihsan (balikciydi babasi) üsüyordu mesela.. uyuyamiyordu sinoplu muhammet.. bakti diyarbakirli bekir goge.. gündüz degil de geceleyin dünya daha kücük gorunuyordu insanin gozune.. hem memleketi mi daha uzakti yoksa ay mi daha uzakti.. ayi gorebiliyordu, memleketini goremiyordu.. demek ki memleketi daha uzakti diye düsündü..

soguktu hava.. saat 4 tü.. sabah namazi kilinicakti birazdan.. mehmet olu ali sagini selamlarken bakti.. debreli onbasiyi bir daha goremeyecekti, mehmet oglu aliyi de bir daha goremeyecekti.. oysa aliyle birlikte savastan sonra, kismet olursa baliga cikacaklardi. edremitten, babasina ait bir sandalla alinin.. samsunlu mustafa ki acaba evlendirmisler miydi sevdigi kizi, eskisehirli ögretmen idris onbaşı, demisti ki vatan daha muhtactir tebesirden silaha, bir daha gormeyecekti ali... oysa ali en önde firlayacakti.. ilk kurşunu yiyecegini bilmeden..

saat 5:30 olmustu... bakti mustafa kemal.. bakti ufka.. kuranda zafer vaadederken hazreti yezdan, ve akif efendi demisken hakkin vaadettigi günlerin gelecegini, birden top atesi ile taarruz basladi.. bire kayalardan dökülür, gökten yağar yerden biter gibi, bu toprağın verdiği en son eser gibi, kocatepeden ala turca bir top yagmuru basliyordu.. bakti topcu subayi erzurumlu deli emrah "ya istiklal olacak" dedi "ya ölecegiz mina koyiim"

7 agustostu.. sicakti afyon.. sicakti eskisehir, aksehir, polatli.. sicakti ankara.. sakin bir tonla konusuyordu mustafa kemal "efendiler.. 26 agustosta taarruz edecektir türk ordusu.. sizlerden bakanlar olarak, bunu gizli tutmanizi diliyorum" 13 agustos olmustu.. ismet pasa hali hazirda cephedeydi..mustafa kemal sonra ankaradan, konyaya gitti . aman ha dediler kimseye haber ucurulmasin... 20 agustostu.. mustafa kemal, ismet pasa ve fevzi pasa herkes bir cadirin icinde taarruzun nasil yapilacagini harita üzerinde gosteriyordu birbirine.. ordular oradan oraya gidiyordu harita üzerinde.. orayi aliyorduk, bu tepeye akiyordu. sonra ver elini izmir.. pasaportta bir aksam cayi..

vatan.. harita üzerinde kurtulamiyordu..

sessizdi toprak.. sessizdi cephe.. sessizdi aksehir, afyon manisa, aydin.. sessizdi izmir.. memlekette uyku yoktu fakat... günüz sicakti da kocatepe, geceleyin donuyordu herkes.. balikesirli ihsan (balikciydi babasi) üsüyordu mesela.. uyuyamiyordu sinoplu muhammet.. bakti diyarbakirli bekir goge.. gündüz degil de geceleyin dünya daha kücük gorunuyordu insanin gozune.. hem memleketi mi daha uzakti yoksa ay mi daha uzakti.. ayi gorebiliyordu, memleketini goremiyordu.. demek ki memleketi daha uzakti diye düsündü..

soguktu hava.. saat 4 tü.. sabah namazi kilinicakti birazdan.. mehmet olu ali sagini selamlarken bakti.. debreli onbasiyi bir daha goremeyecekti, mehmet oglu aliyi de bir daha goremeyecekti.. oysa aliyle birlikte savastan sonra, kismet olursa baliga cikacaklardi. edremitten, babasina ait bir sandalla alinin.. samsunlu mustafa ki acaba evlendirmisler miydi sevdigi kizi, eskisehirli ögretmen idris onbaşı, demisti ki vatan daha muhtactir tebesirden silaha, bir daha gormeyecekti ali... oysa ali en önde firlayacakti.. ilk kurşunu yiyecegini bilmeden..

saat 5:30 olmustu... bakti mustafa kemal.. bakti ufka.. kuranda zafer vaadederken hazreti yezdan, ve akif efendi demisken hakkin vaadettigi günlerin gelecegini, birden top atesi ile taarruz basladi.. bire kayalardan dökülür, gökten yağar yerden biter gibi, bu toprağın verdiği en son eser gibi, kocatepeden ala turca bir top yagmuru basliyordu.. bakti topcu subayi erzurumlu deli emrah "ya istiklal olacak" dedi "ya ölecegiz mina koyiim"


26 ve 27 agustosta düsmanin mustahkem mevkileri fişşek gibi düsürüldü.. yunan beklemiyordu bunu. yunan buna hazir degildi.. tepeler birbir düsüyordu, her tepenin üzerinde vatan evlatlarinin kanlari ile dusman kanlari birbirine karisiyordu. kazaniyorduk her tepeye yasanmamislari akitarak.. su meshur tepeyi alamadigi icin canini veren subay mesela.. böyle böyle 30 agustos olmustu.. aslihanlar da mubalaga cenk olundu.. attigi her kursunda küfür ediyordu carsambali emin. sonradan baskomutanlik muharebesi denilecek muharebede 12 can aldi emin.. 12 sine de kursun atarken küfür etti.. sonra 12 isini de buldu.. gozlerini kapadi. fatiha okudu. "sizi ben degil, buraya yollayanlar öldürdü" dedi.. vicdani rahatliyordu eminin boyle dedikce.. ama 1952 ye yani ölünceye kadar gözlerinden gitmeyecekti öldürdügü herkesin gözleri.. alaturka bir sopa yemis gibiydi trikopis.. sirmalari yirtikti..

yunan ordusu esir alinmisti.. general trikopis de esirler arasindaydi hatta.. izmire yürüyorduk artik, bir kanadimiz da eskisehire izmite yürüyordu..
bir telgraf geldi sonra mustafa kemal e.. istanbuldan geliyordu telgraf önce rauf beye sonra mustafa kemale iletti.. ateskes istiyordu batili.. oysa ki düsmanin durumunu ve bizim dururumumuzu dünyaya aksettirmemek neticesindeydi mustafa kemal. zira düsmani tamamen yok edecegine emindi.. hemen bir cevap kalem aldirdi ateskes teklifi üzerine:

"tel. makama özel 5.9.1922
bakanlar kurulu başkanlıgı
yüksek katına

anadolu'daki yunan ordusu kesin olarak yenilgiye uğratılmıştır. yunan ordusunun artık yeniden ciddî bir direnişte bulunmasına ihtimal yoktur. anadolu için herhangi bir görüşmeye gerek kalmamıştır. ateşkes ancak trakya için sözkonusu olabilir. bu bakımdan eylülün onuna kadar doğrudan doğruya yunan hükümeti veyahut ingiltere vasıtasıyla, hükümetimize resmen başvurduğu takdirde, aşağıdaki şartlar ileri sürülerek cevap verilmelidir. bu tarihten, yani eylülün onundan sonra yapılacak başvurmaya verilecek cevap başka türlü olabilir. bu takdirde durum bana ayrıca bildirilmelidir :

1- ateşkes anlaşması tarihinden başlayarak on beş gün içinde trakya,1914 sınırlarına kadar kayıtsız şartsız türkiye büyük millet meclisi hükûmeti'nin sivil memurlarına ve askerî kuvvetlerine teslim edilmiş bulunacaktır.
2 - yunanistan'daki esirlerimiz on beş gün içinde izmir, bandırma ve izmit limanlarında bize teslim edilecektir.
3 - yunan hükûmeti, yunan ordusunun üç buçuk yıldan beri anadolu'da yaptığı ve yapmakta olduğu tahribatı tamir etmeyi şimdiden taahhüt edecektir.

büyük millet meclisi başkanı
başkomutan
mustafa kemal"

afyon, akhisar, manisa, torbali derken 9 eylül kemalpasa.. mustafa kemal baris gorusmeleri icin bulusmak isteyen yabanci heyetlere randevu vermisti zaten. "9 eylülde kemalpasada olacagim ben efendiler gelin goruselim".. gercekten 9 eylülde kemalpasa, izmir kemalpasadaydi. ama baris isteyenler yoktu orada.. keyifli bir zafer türküsü gibi ordular kavusmustu akdenize.. izmir yaniyordu, mustafa kemal belkahveden izmir limanina bakarken izmir yaniyordu. tekrar yapilmak üzere.. 9 eylüldü.. izmir kizildi.. ve bakti izmirli yusuf... kizil izmire ofke ile, sevinc ile, ümit ile bakti yusuf. egildi öptü topragi.. aldi eline gozlerinin yasiyla camur olmustu toprak.. 3 bucuk sene sonra izmir yine bizimdi.. ya öleceklerdi, ya istiklale kavusacaklardi.. 10 eylül de herkes uyuyabiliyordu artik.. istiklal ruyalarda..
Pazartesi, Ağustos 08, 2011 1 yorum

ramazan eğlenceleri

bu blogu açmamın garip nedenlerinden biri de "siz doğru düzgün hayatlar yaşarken benim başıma çok garip olaylar geliyor" demekti.. bir diğeri de "ilerde büyük adam olunca yaşadığımız sacma sapan şeyleri unutmayalim" tarzi not düşmekti bir kenara.. bkz: çalışmak sevmekten zor geliyor

dün saat 4 gibi dışarda eğlenceden geliyorum.. tipik ramazan eğlencesi işte. iftardan sonra çay içilmiş, teravih namazına gidilmiş, sonrasinda nurhan damcıoğlu olsun, orta oyunu olsun karagoz olsun izlenmiş o numayiş içinde şen kahkalar atılmıştı.. sallıyorum tabi. şu memlekette ramazan'ın gelmediği bir yer varsa o da izmir körfez etrafidir.. bildigin içkili mekanda yer bulamazsin, bornovada rock barlara gidip pop müzik dinlersin, yani hiç öyle "11 ayın sultanı hoş geldin ya şehri ramazan" durumu söz konusu değil bildiğin sodom ve gomorra tarzi bir yapi vardir. (hoş o tarz cinsi sapikliklarda daha degiliz çok şükür.. ya da ben görmedim)

http://www.girlmeetsgeek.com/wp-content/uploads/2010/08/energizer.jpg

her sevilen insanlarla geçirilen bi geceden dönerken sabahin 4 ü civarinda arabayla dar sokaklarda ilerlerken birden önüme enerjizer tavşanı gibi bir şey atladi.. elinde davul rampidi rampidi giden arkadas, arabanin farlarina kapili kaliverdi. bildiğin enerjizer tavşanı resmen.. "ayyyy" diyip elindeki tokmagi havaya atmasi benim aci bir fren koymamdan hemen sonraki ana isabet eder..

o noktada ben de korktum. zira benim diyen insan saat 4 de eve dönerken davulcu ezmek istemez.. hop indim arabadan, var mi bir şey kardeşim dedim ki içimden bir an "yahu ben niye ramazan davulcusuyla muhabbete girdim ki?" diyorum.. davulcu bana ödünün patladigini biraz daha dikkatli olsam iyi olacagini, tokmagi düsürdügünü ekmek parasi oldugunu tokmaksiz davul calamayacagini beyan etti..

dostlarim, sonrasinda gecenin 4 ünde izmir sokaklarinda davulcuyla tokmak aramak gerçek manada her insanın yaşamaması gereken bir şey. tüm varoluşunuzu sorguluyorsunuz "onca yıllık eğitimden, yaşanandan, iş yaşamından sonra geldiğim nokta tokmak aramak mı?" "ya bulduktan sonra beni tokmaklarsa bu adam?" gibi sorulara mani olamiyorsunuz.. ama serde sosyalistlik var, emek dostluğu var ya, adamın ekmek parasını kazandığı tokmağı aramadan da duramiyorsunuz..

her nasilsa bulduk tokmagi.. tokalastik davulcuyla, formalari degistirdik, bir kac gün sonra kapima dayanip "buyrun ben tüm ramazan boyunca saat 3 bucuk 4 gibi sizi rahatsiz ettim bunun için bana para öderseniz süper olur" diyecegi güne kadar kendimize iyi bakmamizi öğütledik..
Perşembe, Ağustos 04, 2011 0 yorum

ninja kaplumbağalar için raphael'in önemi

http://www.melaman2.com/cartoons/singles/stills/T/teenage-rafael.jpg

raphael gereksiz gibi gozukse de hadisenin ana karakteri, perde arkasindaki ser ocagi odur.. fakat bu yetenekleri splinter ustanin budist, konfiçyonist sacmaliklari ile torpulenir, pasifist olucam ayagina rafael de kendisini gosteremez.. inceden inceye herkese gazi veren odur aslinda mikelanjolaya gidip "pizza olsa ne yerdik ha?" diye fisildar mikelanj da "pizza istiyorum" diye delirir mesela.. ayni sekilde leonardo ya da akli fikri rafael verir ama gozukmez işte ortalikta.. esas perde arkasinda yoneten odur.. o olmasa elindeki catallarla ne yapabilir arkadaslar sorarim size? bir generalin elinde siz hic mitralyoz gordunuz mu? otomatik tüfek gordunuz mu? goremezsiniz.. işte kilici, sopayi, nancukayi baskalari tasirken bu herif catal ile hadiseyi yonlendirir.. politik kararlari leonardo almis gibi gorunse de askeri deha rafael in sozunden cikmaz..

yani bugun rafael in ninca kaplumbalar üzerinde etkisi olmadigini soylersek türk silahli kuvvetlerinin de türk demokrasisi üzerinde etkisi yok demis oluruz..
Çarşamba, Ağustos 03, 2011 1 yorum

haftanın şarkısı 72 : ismi bilinmeyen yunanca bir şarkı



takribi bundan 90 sene evvel, yine böylesi bir yaz gününde, sıcağın alnında, türk ordusu memleketin tek bir karışını bile düşman elinde bırakmamak için egeye doğru akına geçmiş, nihayetinde bir mehmetçik çıkıp "aha alaçatı, buradan bir arsa kapatsam ilerde torunlarima inanılmaz para kalır" demese de, çeşme'nin en ucuna kadar yunandan kurtarılıp sahiplenişmişti vatan..

o olaydan bir 50 sene sonra, türkiyede ilk radyolar kurulurken muhtemelen dönemin trt müdürü teknisyenlerinle "siktir et yahu yükseltme dalgamotoru, izmirden duyulsun yeter, kim çeşmede, gümüldürde radyo dinler ki?" demiş ve o yöreyi komple yunan radyolarına bırakmıştı..

o yüzdendir ki, ne zaman deniz gözükse bu izmir memleketinde, radyodan adını bilmediğimiz, söyleyenini tanımadığımız bir yunan ezgisi çalar.. deniz, girintili çıkıntılı yollarda bir görünüp bir kaybolurken nasıl becerdiklerini bilmediğim harika fonetiğe sahip dil akıp gider radyoda..

geçen hafta alaçatıda gezinirken arabayla, yıl 2011 olmasına rağmen hala aynı durumdan muzdarip olduğumuzu farkettim.. olmuyor işte, iki volt yükseltemiyorlar radyolarin gücünü, biz de böyle "o şarki güzeldi onu aç" tribiyle geziniyoruz..

aha mesela bu şarkı.. adını bilmiyorum, kim söylüyor onu hiç bilmiyorum ama ne güzel ne hoş şarkı dimi? sağlıcakla kalın..
0 yorum

Super: Rainn Wilson king hacı!

tanrı erkek ve kadını ayri yaratirken (ki aynı özeni solucanlarda göstermemiştir) birbirlerini ayirt etmeleri için erkege pipi, kadına kuku vermiştir.. ama bunla yetinmeyerek daha iyi ayrışsın diye, hemen başka özelliklerle de donatmiştir(arabayi park etme mevzusu bu yazının konusu değildir).. muhtemelen ki bu özelliklerin en başında kadının sevgisi bittigi anda her şeyi unutmasi ve özlememesi, en azından bunu belli etmeyip yoluna devam etmesi, erkeğin ise ölene kadar özlem içinde kavrulmasi, geri istemesi, kendisini rezil etmesi, perişan olmasi gelmektedir.

bir erkek olduğum için kadınların bu tavrını zerre idrak edemiyorum. biz erkekler neden devamli pişman olan, geri isteyen taraf oluyoruz bunu asla anlayamiyorum.. hadi türk erkeği böyle diyeceğim ama ecnebiler bunun üzerine film bile çekiyorlar: super!!

http://damrb.files.wordpress.com/2011/04/super-rainn-wilson.jpg

film boyunca kendisini birakip giden bir kadın yüzünden, her insanın yapmak istedigini yapan bir rainn wilson'i görüyoruz. bir kahraman olmak, etkilemek onu ve en sonunda kötü adamları bir bir yok edip, ona dokunan, onu hisseden adamları dövüp geçip tekrar kadınına sahip olmak.. tüm dünyaya ve belki de o umursamaz, o "olmuyor" o "etkilendim, dokunmadım ona ama dokunmayı çok istedim" diyen kadına karşı "bak ben isteyebilecegin ve seni hala seven bir herifim" demeye calisiyor..

kick - ass e benziyor biraz kabul edelim, ama çok daha fazlasi.. bir kahraman hikayesinden çok kalbi kırık bir erkegin hikayesi.. ne çok sevdim bu filmi, keşke ben de kalbim kırılıp, terkedildiğimde bi kaç kol, bi kaç kafatası kırabilseydim hakettikleri için..
 
;